GİRİŞ

GİRİŞ

Allahû Tealâ, önce Hz. Musa’ya Tevrat’ı indirmiştir. Daha sonra Hz. İsa’ya İncil’i, en son da Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V)’e Kur’ân-ı Kerim’i indirmiştir. Ve peygamberlere indirilen mukaddes kitaplar burada son bulmuştur. Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’de Tevrat’ın da İncil’in de Kur’ân-ı Kerim’in de hem hidayet olduğunu hem de nur olduğunu ifade etmektedir. Üç dîn de Hz. İbrâhîm’in hanif dînidir. Yani üçü de Kur’ân-ı Kerim’de bahsedilen ezelî ve ebedî dînlerdir. Ezelî ve ebedî dîn olan Hz. İbrâhîm’in hanif dîni Tevrat’ın da esasını, İncil’in de esasını, Kur’ân-ı Kerim’in de esasını teşkil eder. Hz. Musa da haniftir, Hz. İsa da haniftir, Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz de haniftir. İşte bu 3 kitabın hem hidayet olması hem de nur olması ayrı ayrı âyetlerle Kur’ân-ı Kerim’de izah edilmiştir

Allahû Tealâ buyuruyor ki: “Muhakkak ki Tevrat’ı Biz indirdik.”

MÂİDE-44 Muhakkak ki Tevrat’ı Biz indirdik, onda hidayet ve nur vardır. Kendileri (Hakk’a) teslim olmuş peygamberler, yahudilere, onunla hükmeder. Rabbanîler (kendilerini Rabb’lerine adamış olanlar) ve Ahbar olanlar da (zahidler, yahudi âlimler, hahamlar) Allah’ın Kitab’ından korumakla görevli oldukları ile hüküm verirler ve onlar, onun üzerine şahitler oldular. Artık insanlardan korkmayın, Ben’den korkun ve Benim âyetlerimi az bir değere satmayın. Ve kim, Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse, o taktirde işte onlar, onlar kâfirlerdir.

Kur’ân-ı Kerim’i indiren Allah, Kur’ân-ı Kerim’de Tevrat’ı da Kendisinin indirdiğini, O’nda hidayet ve nur olduğunu ifade etmektedir. Nasıl ki Allahû Tealâ: “Kur’ân-ı Kerim’i bir nur olarak indirdim.” diyorsa, “Bir hidayet rehberi olarak indirdim.” diyorsa, Tevrat’ı da nur olarak indirmiş ama daha önemlisi hidayet rehberi olarak indirmiştir.

Böyle bir dizayn içerisinde kitaplar arasında bir dizaynın mevcut olduğunu görüyoruz. Peygamberlere indirilen kitapları bir araya getirdiğimiz zaman aynı dînin devam ettiğinin kesin işaretlerine rastlıyoruz. Tevrat, kendisini tasdik edecek olan Hz. İsa’nın geleceğini muhtevasına almıştır. İncil, hem kendisini hem de Tevrat’ı tasdik edecek olan ve “övülmüş” mânâsına gelen “Heraklius” kelimesiyle ifade edilen Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz’i muhtevasına almıştır.

Muhammed övülmüş demektir; hamdedilen, hamdedilmiş, hamîd olan demektir.

Muhtevaya baktığımız zaman kitaplar arasındaki zincirin halkaları net olarak görülmektedir.

MÂİDE-46 Onların izleri üzerine, Tevrat’tan ellerinde bulunanı tasdik edici olarak Hz. Meryem’in oğlu İsâ’yı gönderdik. Ve ona, içinde bir hidayet ve bir nur olan, Tevrat’tan ellerinde bulunanı tasdik eden ve müttekîler (takvâ sahipleri) için, hidayete erdirici ve vaaz edici (öğüt verici) olan İncil’i verdik.

ŞÛRÂ-52 Ve işte böylece sana emrimizden bir ruh (Kur'ân-ı Kerim) vahyettik. Ve sen, kitap nedir ve îmân nedir bilmiyordun. Ve lâkin O'nu “nur” kıldık. Kullarımızdan dilediğimizi O'nunla hidayete erdiririz. Ve muhakkak ki sen, mutlaka Sıratı Mustakîm'e hidayet ediyorsun (ulaştırıyorsun).

AHKÂF-12 Ve O’ndan (Kur’ân’dan) önce îmâm ve rahmet olarak Hz. Musa’nın kitabı (Tevrat) vardır. Bu, Arap lisanı ile (Hz. Musa’nın kitabını) tasdik eden bir kitaptır. Zalimleri uyarmak ve muhsinleri müjdelemek içindir.

Allah’ın kitapları öğüttür, hidayet ve nurdur. Ve bu kitaplar, aynı dînin çeşitli devirlerdeki aynı standartlarını vermekle kalmayıp dînin devam edeceğini, devam ettirecek olan peygamberleri de ihtiva etmektedir. Geçmişten geleceğe doğru uzanan bir tasdik köprüsü, öbür taraftan gelecekten geçmişe doğru uzanan bir müjde köprüsü söz konusudur. Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e indirilen Kur’ân-ı Kerim, O’ndan evvel geçen bütün peygamberlerden bahsetmektedir. Belki peygamberlerin hepsi yok, bu konuda kesin bir bilgi de yok ama peygamberlerden bahsedilmektedir. Onların hepsinin peygamber olduğu (nebî olduğu) Kur’ân-ı Kerim’de açıkça yer almıştır ve Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in son nebî olduğu vurgulanmaktadır.

Öyleyse geçmişe dayalı bir detay içerisinde, Kur’ân-ı Kerim’in Hz. Âdem’den bu tarafa geçen bütün peygamberleri ihtiva ettiğini görüyoruz. Bunun mânâsı: Bütün peygamberlerin ve hepsinin peygamberliğinin Kur’ân’da açık bir şekilde yer almasıdır. Bu peygamberlerin yaptıkları şeyler anlatılırken hep Peygamber Efendimiz (S.A.V)’inkine eşdeğer sonuçlar elde edilmektedir.

Hz. Lût, Hz. İbrâhîm’e tâbî olmuştur ve “Şimdi bana düşen, Rabbime hicret etmektir.” Yani: “Ruhumu Allah’a ulaştırmaktır.” buyurmuştur.

ANKEBÛT-26 Bundan sonra Lut (A.S), O’na (İbrâhîm (A.S)’a) îmân etti (tâbî oldu) ve dedi ki: "Muhakkak ki ben, Rabbime hicret edecek olanım (ruhumu yaşarken Allah’a ulaştıracağım). Muhakkak ki O; Azîz’dir (çok yücedir), Hakîm’dir (hüküm sahibidir)."

Bütün mukaddes kitapların temelini bu teşkil eder: Emanet olan ruh, mutlaka Allah’a ulaştırılacaktır. Tevrat da bunu ihtiva etmektedir, İncil de bunu ihtiva etmektedir ve hiçbir kelimesi değiştirilememiş olan Kur’ân da bunu ihtiva etmektedir. Ve Tevrat, İncil’i gelecek bir kitap olarak müjdelemektedir. İncil, Kur’ân-ı Kerim’i gelecek bir kitap olarak müjdelemektedir. Tevrat, Hz. İsa’nın geleceğini söylemekte, İncil Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz’in geleceğini müjdelemektedir. Bu, geçmişten geleceğe doğru uzanan bir köprüdür. Gelecekten geçmişe dönük standarda baktığımızda Kur’ân’da bütün peygamberlerin yer aldığını görüyoruz. Dahası, o peygamberlerin hiçbiri arasında Allah’ın bir fark gözetmediğini görüyoruz. Yani Allahû Tealâ bütün peygamberlere aynı şeyleri öğretmiştir. 7 safha içerisinde 4 tane teslim söz konusudur. Ve Kur’ân-ı Kerim geçmiştekileri; her peygamberin elinde bulunmuş olan kitabı tasdik etmektedir

Zamanımızda 3 tane mukaddes kitap (Tevrat, İncil, Kur’ân-ı Kerim) ve bir de sahifeler kalmıştır (Zebur). Ama Allahû Tealâ Hz. İbrâhîm’e de Hz. İsmail’e de Hz. Yâkub’a da Hz. Nuh’a da kitap verdiğini ifade etmektedir. Nebî olarak geçen bütün peygamberlere Allahû Tealâ kitap vermiştir ve açıkça onlara nübüvvet verildiğini ifade etmektedir. Her biri aynı şeriat kitabını almışlardır. Yani Hz. Nuh’a verilmiş olan şeriatla Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in kitabındaki şeriat birbirinin aynıdır.

ŞÛRÂ-13 (Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).

Peygamber Efendimiz (S.A.V) bir hadîsinde şöyle buyurmuşlardır:

“Şerîatin min kablenâ şerîatin lenâ: Bizden önceki ümmetlerin şeriatı bizimde şeriatımızdır (dînimizdir)”

Gelecekten geçmişe doğru baktığımızda Kur’ân-ı Kerim Hz. İsa’yı ve O’nun kitabını tasdik etmektedir (İncil). Kur’ân-ı Kerim Hz. Musa’yı ve O’nun kitabını tasdik etmektedir. Kur’ân-ı Kerim bütün peygamberleri tasdik etmektedir. Allahû Tealâ onlara kitap vermiştir. Kur’ân-ı Kerim onlara verdiği kitapları da tasdik etmektedir. Öyleyse gelecekten geçmişe doğru açılan köprüde kitapların ve peygamberlerin birbirine bağlantısı açık bir şekilde ortadadır.