18. BİD’AT ZİKİR VE EHLİ ZİKİR

Kur’ân-ı Kerim’in bir adı zikirdir çünkü Kur’ân-ı Kerim başlı başına bir zikirdir. Allahû Tealâ Hicr Suresinin 9. âyet-i kerimesinde buyuruyor ki:

HİCR - 9 Muhakkak ki zikri (Kur'ân-ı Kerim’i), Biz indirdik. O'nun koruyucuları (da) mutlaka Biziz.

Allah’ın bizlere farz kıldığı diğer ibadetlerle zikri karşılaştırdığımızda, çok önemli bir sonuç elde ederiz: Bütün ibadetler, bizi zikre ulaştıran vasıtalardır ve zikir, vasıta emirler içerisinde en büyük olanıdır. Allahû Tealâ Ankebut Suresinin 45. âyet-i kerimesinde, nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e şöyle hitap ediyor:

ANKEBÛT - 45 Kitaptan sana vahyedilen şeyi oku ve salâtı ikâme et (namazı kıl). Muhakkak ki salât (namaz), fuhuştan ve münkerden nehyeder (men eder). Ve Allah’ı zikretmek mutlaka en büyüktür. Ve Allah, yaptığınız şeyleri bilir.

Allah’ın bizim için farz kıldığı tezkiye ve tasfiye hedefine ulaşmamızı sağlayacak olan tek ibadet zikirdir. Allah’a yaklaştıran, 7 safha ve 4 teslimden oluşan 28 basamaklık İslâm merdiveninden sadece 1. safha hariç, geri kalan 6 safhayı zikirsiz aşmak mümkün değildir. Hangi mükâfata ulaşırsak ulaşalım, muhakkak ki o mükâfatın, zikrin meyvesi olduğunu bilmemiz lâzımdır.