17.1.4 İrademizin misaki

Rabbimizin İlahî iradesi, bizim cüz’i irademizden misak almıştır. Bunun muhtevası da Maide Suresinin 7. âyet-i kerimesinde anlatılmıştır.

MÂİDE - 7 Allah’ın, sizin üzerinizdeki nimetini ve: “İşittik ve itaat ettik” dediğiniz zaman, onunla sizi bağladığı misâkınızı hatırlayın. Allah’a karşı takvâ sahibi olun, Muhakkak ki Allah göğüslerde (sinelerde) olanı en iyi bilir.

Üç vücudumuza ait yeminlerin ve irademizin misakini yerine getirmek, nefsin tezkiye ve tasfiyesiyle mümkündür. Çünkü nefsin afetlerindeki azalmaya paralel olarak şeytanın tesir sahası azalacak ve sonunda bu alan sıfırlanarak şeytan tamamen devre dışı kalacaktır. Çünkü şeytan sadece nefsimizin afetlerine etki edebilir. Nefsin afetleri tamamen tasfiye olduğunda yani nefsin kalbindeki afetlerin yerine ruhumuzun hasletleri faziletler adı altında yerleşince, şeytanın artık pençesini geçirebileceği bir alan kalmadığı cihetle kişi tamamen şeytandan kendisini kurtarmış olacaktır. Nefsin tezkiye ve tasfiye sürecinde bir sıra dâhilinde olmak üzere; önce ruhumuz, sonra fizik bedenimiz, daha sonra nefsimiz ve en sonunda irademiz Allah’a teslim olacaktır.

3 vücudumuz ve irade, bizlere verilen emanetlerdir ve gerçek sahibi olan Allah’a teslim edileceklerdir. Nisa Suresinin 58. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ bu gerçeği bizlere şu şekilde anlatmıştır:

NİSÂ - 58 Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah, onunla (bununla) size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, en iyi işiten ve en iyi görendir.

Ruh, dünya hayatını yaşarken Allah’ın Zat’ına ulaşarak Allah’a teslim olur. (Nefs yüzde 51 aklanmıştır.)

Fizik beden, Allah’ın bütün emirlerini yerine getirdiği, yasak ettiği fiilleri de asla işlemediği noktada Allah’a teslim olur. (Nefs yüzde 81 aklanmıştır.)

Nefs, bütün afetlerden temizlenip tasfiyenin başlangıcında Allah’a teslim olur. (Nefs yüzde 100 aklanmıştır.)

İradenin teslimiyle kişi irşad makamına tayin edilir. Bu noktada nefsin kalbi yüzde 100 aklanmış ve nefs 19 kademede müzeyyen olmuştur.

Bu 4 teslim kademesine ulaşmak ancak nefsin tezkiyesi (nefsin kalbinin yüzde 51 aydınlanması) ve tasfiyesi (nefsin kalbinin yüzde 100 nurlanması) ile mümkündür. Yani nefs aklandıkça, ahsene döndükçe kademe kademe tüm teslimler yerine getirilir. İşte bu sebeple nefsin tezkiyesi ve tasfiyesinin farziyeti daha iyi anlaşılmaktadır.

Nefsin tezkiye ve tasfiye olabilmesi için kişinin Allah’a yönelmesi (dünya hayatını yaşarken ruhen Allah’a ulaşmayı dilemesi) gerekmektedir ve bu da farzdır. Dünya hayatında Allah’a ulaşmayı dileyenleri Allahû Tealâ Neml-81 ve Rum-53’te açıklamıştır.

NEML - 81 Ve sen, körleri dalâletlerinden (çevirip) hidayete erdirecek değilsin. Sen, ancak âyetlerimize inananlara işittirebilirsin. İşte onlar, teslim olanlardır.

RÛM - 53 Ve sen, körleri dalâletlerinden kurtarıp hidayete erdirecek değilsin. Sen ancak âyetlerimize îmân edenlere duyurursun. İşte onlar teslim olanlardır.

Allahû Tealâ âyetlerde “Sen ancak âyetlerimize îmân edenlere işittirebilirsin.” buyurmaktadır. Âyetlere îmân edenlerin özelliği, Allah’a ulaşmayı dilemeleridir. Çünkü tebliğci âyetlerle Allah’a ulaşmayı dilemeye davet eder. Daveti kabul edenler âyetlere îmân edenlerdir. Bu nokta, teslim safhalarından birincisidir. Allahû Tealâ kişiyi teslim alır. Allah teslim aldığı kişiye Rahmân esmasıyla tecelli ederek 7 furkan ve 12 ihsan verir. 12 ihsan sahibi kişi, kendisini Allah’a ulaştırmaya vesile olacak olan mürşidini hacet namazıyla Allah’tan ister. Allah’ın gösterdiği mürşide tâbî olan kişi teslim safhalarından ikincisine ulaşmıştır. Bu safhada mürşid Allah adına kişiyi teslim alır.

Allah’a ulaşmayı dilemeyen ve mürşidine ihsanla tâbî olmayan bir insanın nefsini tezkiye ve tasfiye etmesi mümkün değildir. Çünkü bir insanın kurtuluşa (felâha) ulaşmasının başlangıç noktası Allah’a yönelmektir, Allah’a ulaşmayı dilemektir. İşte Rum Suresinin 31. âyet-i kerimesi bu gerçeği bizlere açıklamaktadır.

RÛM - 31 O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.

Allah’a yönelenlerin ise Allah’a ulaşmayı dileyenler olduğu, şura-13 ve Rad-27’de buyrulmaktadır.

ŞÛRÂ - 13 (Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).

RA'D - 27 Ve kâfirler: “Ona, Rabbinden bir âyet (mucize) indirilse olmaz mı?” derler. De ki: “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O’na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir).”

Nefsin yapısına baktığımız zaman şunları görüyoruz: