8.2 Yeminlerimiz
Allahû Tealâ ezelde Âdem (A.S)’ın zatında onun bütün zürriyetini yaratıp huzurunda topladığı zaman, hepsine şöyle hitap etmiştir:
A'RÂF - 172 Ve kıyâmet günü, gerçekten biz bundan gâfildik (gâfilleriz) dersiniz diye (dememeniz için), senin Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından onların zürriyetlerini aldığı zaman onları, nefsleri üzerine şahit tuttu. (Allahû Tealâ şöyle buyurdu): “Ben, sizin Rabbiniz değil miyim?” Dediler ki: “Evet, (Sen, bizim Rabbimizsin), biz şahit olduk.”
Allahû Tealâ, kıyâmet günü nefslerin “Bizim bundan haberimiz yoktu.” demesi ihtimâline karşılık, ruhları ve fizik bedenleri, nefslerin üzerine şahit tutmuştur. Allahû Tealâ’nın bundan sonraki emri ise şöyledir: “Beni Rab olarak kabul ettiyseniz, şimdi Bana söz verin, yeminler verin. Sözlerimi işittiniz mi?” Bizler “Semi’nâ; işittik.” diyoruz. Yüce Rabbimiz “Öyleyse itaat edin.” buyuruyor. Bunun üzerine ruhumuz misak, fizik bedenimiz ahd, nefsimiz Allah’a yemin veriyor. Yüce Rabbimiz “İtaat ettiniz mi?” diye buyuruyor. Bizler “İtaat ettik.” diyoruz. Bundan sonra ilâhî irade (Allahû Tealâ) cüz’i irademizden teslim olacağına dair misak alıyor. İrademizin Allah’a teslimi de üzerimize farz kılınmıştır.
1. Ruhun Allah’a misaki; dünya hayatında Allah’ın Zat’ına ulaşmaktır.
2. Fizik bedenin Allah’a ahdi; şeytana kul olmaktan kurtulup, Allah’a muhsin kul olmaktır.
3. Nefsin Allah’a yemini; tezkiye ve tasfiye olmak suretiyle Allah’a teslim olmaktır.
4. İrademizin misaki; nefsin manevî kalbinin 18 kademe müzeyyen olmasıyle irademiz Allah’a teslim olur.
Öyleyse ruhun misakinin muhtevası, ruhun Allah’a teslimini; fizik bedenin ahdi, fizik bedenin Allah’a teslimini ve nefsin yemini, nefsin Allah’a teslimini içerir. Yani kısacası Allahû Tealâ 4 teslimi gerçekleştirmemizi istemektedir. Dört teslimi gerçekleştiren kadın-erkek kim olursa olsun Ayn’el yakînde evvelâ yerlerin melekûtunu daha sonra ihlâsta göklerin melekûtunu gördükten sonra, mutlaka bir seher vaktinde Allah tarafından Tövbe-i Nasuh’a davet edilir
Tövbe-i Nasuh ile tövbe eden kişi salâha ulaşır, kalbi 18 mertebe müzeyyen olur. İradesini Allah’a teslim etmek üzere, Allah’tan otomatikman talepte bulunur. Allah da bu talebi kabul ederek kişinin iradesini teslim alır. Kişinin kalbi böylece 19. kere müzeyyen olur. İradenin teslimi, Allah’ın da bir mükâfatını devreye koyar; Allah, o kişiye Zat’ını gösterir.
“7 safha 4 teslimden oluşan” Kur’ân-ı Kerim’deki İslâm yani hanif dîninin bütün muhtevası bu standart üzere kurulmuştur.
Yüce Rabbimiz ruhumuzdan aldığı MİSAK’i Rad Suresinin 20. âyet-i kerimesinde bize hatırlatmaktadır.
RA'D - 20 Onlar, Allah’ın ahdini ifa ederler (ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini Allah’a teslim ederler). Ve misaklerini (diğer teslimlerle birlikte iradelerini de Allah’a teslim edeceklerine dair misaklerini) bozmazlar.
Allahû Tealâ, şeytana kul olmaktan kurtulup Allah’a kul olması için fizik vücuttan aldığı AHD’i Yasin Suresinin 60. âyet-i kerimesinde bize hatırlatmaktadır.
YÂSÎN - 60 Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki o (şeytan), size apaçık bir düşmandır.
Berzah âlemine ait olan nefsimiz, ruhtan ve fizik vücuttan ayrı bir varlıktır. Allahû Tealâ nefsimizin YEMİN’ini Mudessir Suresinin 38, 39 ve 40. âyet-i kerimelerinde bize hatırlatmaktadır.
MUDDESSİR - 38 Bütün nefsler, iktisap ettikleri (kazandıkları) dereceler sebebiyle (karşılığı olarak) rehinedirler (bağlıdırlar).
MUDDESSİR - 39 Yemin sahipleri (yeminlerini yerine getiren nefsler) hariç.
MUDDESSİR - 40 Onlar cennetlerdedir. (Diğerlerine) sorarlar.
Yüce Rabbimiz irademizin MİSAK’ini Maide Suresinin 7. âyet-i kerimesinde ifade etmektedir
MÂİDE - 7 Allah’ın, sizin üzerinizdeki nimetini ve: “İşittik ve itaat ettik” dediğiniz zaman, onunla sizi bağladığı misâkınızı hatırlayın. Allah’a karşı takvâ sahibi olun, Muhakkak ki Allah göğüslerde (sinelerde) olanı en iyi bilir.
İrademizin MİSAK’i, En’am-152’de Allah cephesinden ifade edilen Allah’ın AHD’ine eşdeğerdir.
EN'ÂM - 152 Yetimin malına, o en kuvvetli çağına gelinceye kadar, en güzel şekliyle olmadıkça yaklaşmayın. Ölçü ve tartıyı adaletle yerine getirin. Kimseyi gücünün dışında (bir şey ile) sorumlu tutmayız. Söylediğiniz zaman, yakınınız olsa bile, artık adaletle söyleyin. Allah’ın ahdini yerine getirin (ifa edin). Böylece tezekkür edersiniz diye, (Allah) işte böyle, size onunla vasiyet (emir) etti.
Allah ile olan ilişkilerimizde AHD, MİSAK ve YEMİN isimli üç ayrı kavram görürüz. Aslında bu kavramlar herbiri ayrı mânâlar içermekle birlikte, aynı mânâyı; teslimi ifade ediyorlar. AHD, fizik vücudumuzun Allah’a teslim olacağına dair verdiği yeminin adıdır. MİSAK, ruhumuzun dünya hayatında Allah’a teslim olacağına dair verdiği yeminin adıdır. YEMİN, nefsimizin tezkiye ve tasfiye ile Allah’a teslim olacağına dair verdiği yeminin adıdır.
En’am Suresinin 152. âyet-i kerimesinde geçen Allah’ın ahdi ise bizim irademizin MİSAK’ini içerir. İrademizin MİSAK’i, diğer yeminlerin yani teslimlerin gerçekleşmesine bağlı oldu- ğu cihetle, yemin-misak ve ahdin hepsi yerine gelmeden Allah’ın AHD’i yani irademizin MİSAK’i gerçekleşemez.
Allahû Tealâ cephesinden olayın diğer boyutu da Allahû Tealâ’nın vasiyetidir. Bu da bütün teslimleri gerçekleştirmek, böylece hakka tukatihi takvanın sahibi olmaktır. Ruhumuzu teslim ettiğimiz noktada MİSAK’i, fizik vücudumuzu Allah’a teslim ettiğimiz noktada AHD’imizi, nefsimizi Allah’a teslim ettiğimiz noktada YEMİN’imizi, irademizi Allah’a teslim ettiğimiz noktada iradenin MİSAK’ini yerine getiririz. Ve bununla beraber Allah’ın AHD’i ve vasiyeti yerine gelmiş olur.
İnsan ile Allahû Tealâ arasındaki yükselme ve yücelme basamakları 28 tanedir. Ruh, nefs tezkiyesiyle 7 gök katı yükseldikten sonra 7. gök katında bulunan Levhi Mahfuz’daki 7 âlemi geçer ve sonra Allah’a ulaşır. Ruhun Allah’a 21. basamakta ulaşması ruhun hidayetidir. 25. basamakta nefs tezkiyesiyle kişinin kalbinde biriken yüzde 81 oranındaki nurla, fizik vücudun hidayeti gerçekleşir. 26. basamakta nefs tasfiyesine paralel olarak kalbin yüzde 100 nurlanmasıyla, nefsin hidayeti gerçekleşir. 27. basamakta irşada ulaşılmasıyla, nefsin kalbinin 14 kademede müzeyyen olması gerçekleşir. 28. basamağın 4. kademesinde iradenin hidayeti tahakkuk eder. Ancak Allahû Tealâ’nın her devirde hidayetçi olarak tayin ettiği Devrin İmamı olmadan, hiç kimse ruhun, fizik vücudun, nefsin ve iradenin hidayetini tek başına gerçekleştiremez. Bütün nebîler asaleten devrin imamlarıdır. Nübüvet Hz Muhammed (S.A.V) Efendimiz’le sona ermiştir. Kıyâmete kadar hiç nebî gelmeyecektir. İşte nebîlerin olmadığı devirlerde, Allahû Tealâ Secde-24’e göre vekâleten atadığı devrin imamını, bütün insanları hidayete erdirmekle vazifeli kılar.
SECDE - 24 Ve onlardan, emrimizle hidayete erdiren imamlar kıldık, sabır sahibi oldukları ve âyetlerimize (Hakk’ul yakîn seviyesinde) yakîn hasıl etmiş oldukları için.
MİSAK’i yerine getirmek için ruhu dünya hayatında Allah’a ulaştırmak şarttır. İrci-î emrine uyarak ruhun dünya hayatında Allah’a ulaşması için evvelâ Allah’a ulaşmayı dilemek gerekir.
FECR - 28 Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!
İrci-î emri bir ölüm emri değildir. Ruhun dünya hayatında Allah’a ulaşma, ermiş bir evliya olma emridir. Evliya olmanın başlangıcı Allah’a ulaşmayı dilemektir. Peygamber Efendimiz (S.A.V) “Ölmeden evvel ölünüz.” diyerek ruhun dünya hayatında Allah’a ulaşmasına işaret etmektedir. Allah’a ulaşmayı dilemeyenler; Allah’ın göstermek istediğini görmeyen, işittirmek istediklerini işitmeyen ve idrak ettirmek istediklerini idrak etmeyen ölülerdir. Allah’a ulaşmayı dileyenlere furkanlar vererek Allah onları diriltir.