11.7 Nefs tezkiyesi ve tasfiyesiyle dünya saadetinin elde edilmesi.
Dünya saadetinin olmazsa olmaz şartı, nefs tezkiyesidir. Çünkü insanı mutsuz ve huzursuz kılan, nefsinin manevî kalbindeki afetlerdir. Şeytan, nefsin kalbindeki afetlere tesir eder. Afetlerin hepsi, şeytanın vücuda giriş melceidir. Şeytan, bu afetlere tesir etmek suretiyle bizi huzursuz ve mutsuz kılmaktadır. Ne yazık ki; günümüzde insanların yüzde 90’ından fazlası, bu hakikatin farkında değildirler. İnsanlar, huzursuzluklarını ve mutsuzluklarını hep başkalarının davranışları üzerine bina ederler. Halbuki insanın huzursuz ve mutsuz oluşu, sadece kendi nefsinden kaynaklanır.
Bu huzursuzluk ve mutsuzluk girdabından kurtulmak isteyen insan, Allah’a ulaşmayı dileyip, 12 ihsanla Allahû Tealâ’nın tayin ettiği mürşide tâbî olmalıdır. O kişi nefs tezkiyesini gerçekleştirdiği oranda, Allah da ona mutlaka dünya saadetini de verecektir. Ama hâl böyleyken bir dîn tatbikatı düşünün ki; muhtevasında Allah’a ulaşmayı dilemek yok. Bir dîn tatbikatı düşünün ki; muhtevasında mürşide tâbiiyet yok. Bir dîn tatbikatı düşünün ki; adı İslâm ama teslimin hiçbirisi muhtevasında yok. Öyleyse ortalıkta sadece bid’atler ve insanların zanları var. İslâm âlemi, bu kör kuyunun içerisine girmiş durumdadır ve oradan çıkabilmek, kesinlikle Allah’a ulaşmayı dilemekle mümkündür. Kişi Allah’a ulaşmayı dilerse, o zaman Allahû Tealâ’nın garantisi vardır.
BAKARA - 105 Ehli kitaptan kâfir olanlar ve müşrikler, Rabbinizden sizin üzerinize hayırdan (rahmet ve fazl) indirilmesini istemezler. Ve Allah, rahmetini dilediği kimseye tahsis eder. Ve Allah, “büyük fazıl” sahibidir.
Allah, Rahmân esması ile tecelli ettiği bir nefse rahmetini tahsis eder, gönderir. Ve Rahmân esmasıyla tecelli ettiği kişiye 12 tane ihsan verir. İhsanların birincisi, Allahû Tealâ’nın o kişinin baş gözlerindeki hicab-ı mestureyi almasıdır. Hicab-ı mesturenin alınması, çok çok önemli bir olaydır. İnsanlar bu perde itibariyle ikiye ayrılırlar: Allahû Tealâ’nın, baş gözlerindeki hicab-ı mestureyi aldığı ve almadığı insanlar. Hicab-ı mesturenin alınmadığı insanlar, irşad kademesine karşı nefretle bakarlar, irşad kademesini sevmezler. Allahû Tealâ, onların durumunu şöyle açıklamaktadır:
İSRÂ - 45 Sen Kur’ân’ı kıraat ettiğin (okuduğun) zaman, seninle ahirete (ölmeden evvel Allah’a ulaşmaya ve kıyâmet gününe) inanmayanlar arasına hicab-ı mesture kıldık (gözlerinin üzerine, seni peygamber olarak görmelerini engelleyen bir perde koyduk).
İSRÂ - 46 O’nu (Kur’ân’ı), fıkıh (idrak) etmelerine karşı, (fıkıh edemesinler diye) kalplerinin üzerine ekinnet ve onların kulaklarına vakra (işitme engeli) kıldık. Ve sen, Kur’ân’da Rabbinin tekliğini zikrettiğin zaman nefretle arkalarına döndüler.
Allahû Tealâ’nın, baş gözlerindeki hicab-ı mestureyi aldığı insanlar irşad kademesine muhabbet duyarlar. Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz bu sebeple buyuruyor ki: “Allahû Tealâ, kalplerine benim sevgimi koyduğu kişilerin vücutlarını cehennem ateşine yasak etmiştir.” Bu, “Allahû Tealâ kimin baş gözündeki hicab-ı mestureyi almışsa, o beni seven birisidir. Allah, beni seven kişiye cehennemi yasak etmiştir.” demektir ve Allah’a ulaşmayı dileyen o kişiler için cennet müjdesinin kesin garantisidir.
Allahû Tealâ, cennet müjdesini Allah’tan alan bu kişiye furkanları peşpeşe verir. Kişi, hassalar ve uzuvlardaki engellerin kaldırılması ile 6 furkanın sahibi olur. Yedincisi ise kalbe ihbatın konması ile gerçekleşir. Talep açısından 1. kat cenneti Allah’tan alabilmek, Allah’a ulaşmayı dilemekle mümkündür. Ama derecat açısından bakıldığında cennete gidenlerin, mutlaka sevapları günahlarından fazla olan insanlar olması gerekir. İşte bu şartı yerine getirebilmeleri için, Allahû Tealâ onlara bu furkanları peşpeşe verirken, aynı zamanda bir kısım günahlarını örtmek suretiyle onların pozitif derecelerini de artırır.
Bir misâl verelim: Allah’a ulaşmayı dileyen kişi, dilediği noktada 1 milyon günahın ve 500 bin sevabın sahibi olsun. Bu kişi, henüz hasenat tartıları ağır gelen birisi değildir. İşte Allahû Tealâ, aradaki bu 500 bin farkı kapatabilmek ve onu pozitife geçirebilmek için, kişiye 7 tane furkanı peşpeşe verirken, aynı zamanda her furkanla birlikte onun bir kısım günahlarını da örter. 7 tane furkanı Allah’tan alan bu kimse o anda vefat etse, artık hasenat tartıları ağır gelen yani sevapları fazla olan birisidir. Yani derecat açısından felâha eren birisidir.