Tasavvuf Nedir? | Kur’ân’daki İslâm’ın Yaşanması

Tasavvuf, Kur’ân’daki İslâm’ın yaşanmasıdır. Tasavvuf, Kur’ân-ı Kerim’in bütününü yaşamaktır. Tasavvuf, İslâm’ın ihya edilmesidir. Tasavvuf, Kur’ân’ın hedef gösterdiği İslâm’ın ta kendisidir. 14 asır evvel Peygamber Efendimiz (S.A.V.) ve sahâbenin bütünüyle yaşadığı dînî hayatın adıdır.

Tasavvuf; ruhun, fizik vücudun, nefsin ve iradenin Allah’a teslim edilmesini ihtiva eder. Tasavvuf, Allah’ın bize verdiği ruhu, fizik vücudu, nefsi ve iradeyi Allah’a teslim etmektir. İrşada ulaşmaktır. Bu ise İslâm olmaktır.

Tasavvuf bir hayat tarzıdır, bir yaşam biçimidir. Hz. Âdem’den Hz. İbrâhîm’e, bütün peygamberlerden Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya (S.A.V.) kadar yaşanan hanif dîninin, kâinattaki yegâne dînin hayata geçirilmesinin adıdır. Tasavvufun yüzlerce tarifi yapılmıştır. Tek cümleyle tasavvuf, ezelde Allahû Tealâ’nın bizlerden aldığı yeminleri ve irademizin misakini yerine getirerek Allah’a dört teslimle teslim olmaktır.

Tasavvuf Sonradan Ortaya Çıkmış Bir Anlayış Değildir

Tasavvufun Peygamber Efendimiz (S.A.V.)’den 5-6 asır sonra ortaya çıktığını düşünmek doğru değildir. Tasavvuf, Peygamber Efendimiz (S.A.V.) ve sahâbenin bütünüyle yaşadığı dînî hayatın adıdır. Gelmiş geçmiş bütün peygamberlerin ve onlara tâbî olanların yaşadıkları hayat da tasavvuftu. Hz. Âdem’den itibaren bütün peygamberler hanif dînini yaşamışlardır.

Tasavvuf kelimesinin var olmasında iki alternatiften bahsediliyor. Birincisi, ‘sof’ kelimesi. Sof, yün demek ve bundan 14 asır evvel tasavvufu yaşayan yani İslâmî hayatı yaşayan sahâbe, hepsi yün giyiyorlardı. Tasavvufun temelinde yün giyen insanların davranış biçimleri, dîni yaşayışları esas alınmıştır. İkinci alternatif de ‘sofa’ kelimesi. ‘Tasavvuf ehl-i sofadır, sufadır.’ denilir. Sufa kelimesi bizim zamanımızda sofa diye kullanılan kelimedir. Medine’deki mescidin arkasında üstü örtülü, kenarları tamamen açık bir kesim vardı. 50-60 kişilik bir grup sahâbe, orada yatıp kalkarlardı. Görevleri Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in her söylediğini harfiyen öğrenmeye çalışmak ve o sohbeti dinlemeyenlere, dinleyemeyenlere anlatmaya çalışmaktı. Ehl-i sufa kelimesinden sufa kelimesi alınarak tasavvuf kelimesi üretilmiş.

“Tasavvuf” kelimesinin nereden geldiği de asıl mesele değildir. Ehl-i Sufa’dan mı, sof yani yün kelimesinden mi geldiği önemli değildir. Önemli olan, tasavvufun ifade ettiği hayatın yaşanmış olmasıdır. Tasavvufun kelime kökeninden önce, onun ifade ettiği İslâmî hayatı anlamak gerekir.

Tasavvuf Aşırı Dincilik Değildir

Kur’ân’ı bilmeyen insanlar tasavvufu bir lüks, bir fantezi veya bir aşırı dincilik olarak telakki etmişlerdir. Oysa tasavvuf, Kur’ân’ın dışında ortaya çıkmış bir anlayış değildir. Tam tersine, Kur’ân’ın hedef gösterdiği İslâm’ın yaşanmasıdır.

İnsanların Kur’ân’dan uzaklaşarak kendi yazdıkları bilgilerle yetinmeleri, tasavvufun yanlış anlaşılmasının temel sebeplerinden biridir. Kur’ân-ı Kerim bu durumu “emaniyye” kavramıyla ifade etmektedir:

2/BAKARA-78: Ve onlardan bir kısmı ümmîlerdir. Onlar (Allah’ın) Kitabı’nı bilmezler, sadece emaniyeyi bilirler. Ve onlar sadece zanda bulunuyorlar.

Tasavvuf, 7 Safha ve 4 Teslimi Yaşamaktır

Tasavvufî hayat, Kur’ân’ın farz kıldığı 7 safhanın yaşanması ve 4 teslimin gerçekleştirilmesidir. Bu 7 safha şunlardır:

  • Allah’a ulaşmayı dilemek.
  • Mürşid önünde tâbî olmak.
  • Ruhu Allah’a ulaştırıp teslim etmek.
  • Fizik vücudu muhsin kılıp Allah’a teslim etmek.
  • Nefsi ahsen kılıp Allah’a teslim etmek.
  • İrşada ulaşmak.
  • İradeyi de Allah’a teslim etmek.

Bu hedeflerin başında gelen ruhun henüz hayattayken Allah’a ulaştırılması, Kur’ân-ı Kerim’de tam 12 defa üzerimize farz kılınmıştır.

Tasavvufun bütünü, insanın Allah’a doğru gerçekleştirdiği bu teslimler ve ulaştığı hedeflerden oluşur.

Tasavvufta Hedef Teslimdir, İbadetler ise Vasıtadır

Tasavvuf, zamanımızda yeterli görülen İslâm’ın zaruri 5 şartının ötesinde Allah’a teslim olmayı hedefler. Namaz kılmak da zekât vermek de hacca gitmek de Kelime-i şahadet getirmek de hepsi sadece sizi Allah’a teslim olma hedefine götürecek olan birer vasıtadır.

Allahû Tealâ sizden sadece Allah’a kul olmanızı, yani ruhunuzu da vechinizi de nefsinizi de iradenizi de Allah’a teslim etmenizi ister. Farz kılmıştır üzerinize. Ve bu teslimleri gerçekleştirirken namaz da kılacaksınız, oruç da tutacaksınız, zekât da vereceksiniz, hacca da gideceksiniz, Kelime-i şahadet de getireceksiniz.

İslâm’ın 5 şartı o hedeflere sizi ulaştıracak olan vasıtalardır. İslâm’ın 5 şartı, İslâm’ı yaşamanız için yani tasavvufu yaşamanız için mutlaka kullanmak mecburiyetinde olduğunuz vasıtalardır. 4 tane menzile gideceksiniz. Bunun için bir araba kullanıyorsunuz, bu kullandığınız araba bir vasıtadır. Namaz kılmayı, oruç tutmayı, zekât vermeyi, hacca gitmeyi, Kelime-i şahadet getirmeyi ve bütün bunların üzerinde, bunların hepsinden daha önemli olan, toplamından da daha önemli olan zikir yapmayı ihata eder. Zikir de dahil olmak üzere hepsi vasıtadır, hedef değildir.

Hedefler; Allah’a ulaşmayı dilemek, irşad makamına ulaşıp tâbî olmak, ruhu Allah’a ulaştırıp teslim etmek, fizik vücudu muhsin kılıp Allah’a teslim etmek, nefsi ahsen kılıp Allah’a teslim etmek, irşada ulaşmak ve iradeyi de Allah’a teslim etmektir.

7 tane safha, tasavvufun esasını teşkil eder. Tasavvufî yaşantının, tasavvufun, İslâmî hayatın hepsi birer aşamasıdır. Hepsi art arda gelen hedefleridir ve Allahû Tealâ hepsini farz kılmış.

Sahâbe Tasavvufu Yaşadı

Sahâbe, tasavvufun sonradan ortaya çıkan bir anlayış olmadığının en açık göstergesidir. Onlar Peygamber Efendimiz’in (S.A.V.) yanında Kur’ân’ın bütününü yaşadılar.

Allah’a ulaşmayı dileyen sahâbe, taguta kul olmaktan kurtuldu. Allahû Tealâ Zumer Suresi’nde şöyle buyurmaktadır:

39/ZUMER-17: Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah’a yöneldiler (Allah’a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!

Sahâbe, mürşidlerine tâbî oldu. Ruhlarını Allah’a ulaştırdılar ve teslim ettiler. Fizik vücutlarını Allah’a teslim ettiler. Daimî zikre ulaştılar ve nefslerini Allah’a teslim ettiler.

Kur’ân-ı Kerim’de onların fizik vücutlarını Allah’a teslim ettikleri şöyle bildirilmektedir:

3/ÂLİ İMRÂN-20: Ben ve bana tâbi olanlar vechimizi (fizik vücudumuzu) Allah’a teslim ettik.

Daimî zikre ulaştıkları ise Âl-i İmrân Suresi’nin 191. âyet-i kerimesinde bildirilmektedir:

3/ÂLİ İMRÂN-191: Onlar (ulûl elbab, lüblerin, Allah'ın sır hazinelerinin sahipleri), ayaktayken, otururken, yan üstü yatarken (daima) Allah'ı zikrederler.

Daimî zikre ulaşarak nefslerindeki afetleri temizleyen sahâbe, dünya saadetinin yüzde yüzünü yaşamış ve bu sebeple o devir Asr-ı Saadet adını almıştır.

Hucurât Suresi’nin 7. âyet-i kerimesinde sahâbenin irşada ulaştığı bildirilmektedir:

49/HUCURÂT-7: Fakat Allah, size îmânı sevdirdi ve onu kalplerinizde müzeyyen kıldı. Küfrü, fıskı ve isyanı size kerih gösterdi. İşte onlar, onlar irşad olanlardır.

Sahâbe iradelerini de Allah’a teslim ederek irşad makamının sahibi olmuşlardır. Tevbe Suresi’nin 100. âyet-i kerimesinde ise onlara tâbî olunması bildirilmiştir:

9/TEVBE-100: O sabikûn-el evvelîn (evvelki hayırlarda yarışanlardan salâh makamında iradesini Allah'a teslim ederek irşada memur ve mezun kılınanlar): Onların bir kısmı muhacirînden (Mekke'den Medine'ye göç edenlerden) bir kısmı ensardan (Medine'deki yardımcılardan) ve bir kısmı da onlara (ensar ve muhacirîne) ihsanla tâbî olanlardandı. (Sahâbe irşad makamına sahip oldukları için onlara tâbî olundu). Allah, onlardan razı ve onlar da O'ndan (Allah'tan) razıdır. Onlara Allah, altlarından ırmaklar akan cennetler hazırladı ve orada ebediyyen kalacaklardır. İşte bu, en büyük (azîm) mükâfattır.

Tasavvufun Temelinde Hidayet Vardır

Tasavvuf, hanif dîninin standartları içinde hidayete ermektir. Ruhun ölmeden evvel Allah’a ulaşması “hidayete ermek” demektir; Allah’a ulaşmayı kişinin dilemesi, sonra da ruhun Allah’a ulaşmasıdır.

  • Ruhun hidayeti Allah’a ulaşmaktır.
  • Fizik vücudun hidayeti, Allah’ın bütün emirlerini yerine getiren, yasak ettiği hiçbir fiili işlemeyen bir hüviyetle fizik vücudun Allah’a teslim olmasıdır.
  • Nefsin hidayeti ise nefsin ahsen kılınarak Allah’a teslim olmasıdır. Yani gene aynı muhteva geçerlidir; Allah’ın bütün emirlerini yerine getiren, yasak ettiği hiçbir fiili işlemeyen bir nefs. O nefs, Allah’a teslim olmuştur.
  • İradenin Allah’a teslimi ise kişinin 12 mertebede nefsin kalbini müzeyyen kıldıktan sonra iradesini Allah’a teslim etmesi halidir.

İşte tasavvuf, bunların hepsini gerçekleştiren İslâm dîninin, kâinatın tek dîni olan hanif dîninin yaşanmasıdır, hayata tatbik edilmesidir. Bir yaşam biçimidir ve teslimlerin 4’ünü de içerir.

Tasavvuf Mutluluğu Nasıl Sağlar?

Tasavvuf sayesinde insan, iç dünyasında mutluluğu yaşar, dış dünyasında diğer insanlarla olan ilişkilerinde mutluluğu yaşar ve en önemlisi de Allah ile olan ilişkilerinde mutluluğu yaşar.

Tasavvufun insanı ulaştıracağı yer, bütün teslimlerden sonra iç dünyadaki saadet, dış dünyadaki saadet ve Allah ile olan ilişkilerindeki saadettir. Tasavvufun hedefi mutlu insanlar ve insan-ı kâmiller yetiştirmektir.

Tasavvuf, İç Dünyada Mutluluğu Sağlar

Tasavvufun dışında bir hayat süren insanlar iç dünyalarındaki kavga sebebiyle devamlı bir huzursuzluk yaşarlar. İnsan; ruh, nefs ve fizik beden olmak üzere üç temel unsurdan oluşur. Ruh yalnızca olumlu hasletlerden meydana gelir ve tüm güzellikler ruhun hasletlerinde yer alırken, nefs yalnızca olumsuz özelliklerden (afetlerden) oluşur. Nefsimizin kalbindeki karanlıklar, nefsimizin afetlerini; aydınlıklar ise ruhumuzun hasletlerini temsil eder.

Kur’ân’a göre insanın nefsi başlangıçta olumsuz özellikler, yani afetler ile doludur ve bu hâlde iblisin tesirine bütünüyle açıktır. Ancak tezkiye süreciyle nefsin olumsuz yönleri azalır ve ruhun hasletleri öne çıkar. Tezkiye sonucunda kalbin %51 oranında aydınlanmasıyla iblisin hâkimiyet alanı %100’den %49’a düşer. Bu oran, hâkimiyetin Allah’ın nurlarına geçmesi ve mutluluğun ve iç huzurun yarı yarıya sağlanması demektir. Kalbin nurlanması, iblisin hâkimiyetini zayıflatır ve kişinin mutluluğunu sağlayan temel adımdır.

Bir insan Allah’a ulaşmayı dilemiyorsa o hep Nefs-i Emmare’de kalacaktır. İç dünyasında hep huzursuzluk olacaktır. Çünkü nefsi ile ruhu arasında devamlı bir kavga, onu devamlı huzursuz kılacaktır.

Kim daimî zikre ulaşıp da nefsindeki bütün afetleri temizlerse nefsi faziletlerle dolacak, nefsinin bütün talepleri ruhunun taleplerine paralel olacak, iç dünyasındaki kavga bitecektir.

Nefsle ruh arasındaki savaş bittiği için o kişi sulh ve sükûn içinde yaşayacaktır. İç dünyası sulh ve sükûn içinde olan bir insan olacaktır. Devamlı bir mutluluk ve sulh ve sükûn hali. İşte tasavvufun insanı ulaştıracağı ilk merhale iç dünya mutluluğudur.

Akıl ise nefsin ve ruhun taleplerinin ulaştığı karar merciidir. Akıl hangi ortamda şuurlanmışsa o talebi kabul eder. İnsan cüz’i iradesiyle ruhun taleplerine, Allah’ın emirlerine uygun davranışı sergilemişse ardından huzur ve mutluluk; Allah’ın yasakladığı davranışı sergilemişse iç dünyasında huzursuzluk ve sıkıntı yaşar.

Tasavvuf Dış Dünyada (dışımızdaki insanlarla olan ilişkilerimizde) Mutluluğu Sağlar

Tasavvufu yaşamayanlar, etraflarındaki insanlarla olan ilişkilerinde de devamlı huzursuz ve anlaşmazlık içindedir. Dış dünyasında insanlar neden mutsuzdur? Nefslerindeki afetler sebebiyle başkalarına kötü davrandıkları için Allah onlara devamlı azap verir. Diğer taraftan kötü davrandıkları kişiler onlardan intikam alır. İntikam aldıkları zaman bu kişiler bir defa daha huzursuz olurlar. Onlar da karşı taraftan intikam alırlar. İntikam aldıkları zaman yeni bir günah işledikleri için yeniden Allahû Tealâ onlara azap eder. Bir defa daha mutsuzdurlar. Eğer karşıdakilerinden intikamlarını alamıyorlarsa bu sefer de stres sebebiyle mutsuzdurlar. Dış dünyalarında da mutsuzdurlar.

Ama daimî zikre ulaştılarsa, nefslerinin afetlerini yok ettilerse durum değişecektir. Nefsindeki afetler mevcut olmadığı için başkalarına kötü davranamaz. Onları huzursuz edemez ve bu sebeple hep kendisi huzur içinde yaşayacaktır, başkalarına da huzur verecektir.

Her başkasına huzur verici davranışında Allah ona mutlaka huzur verecektir. Mutluluk ulaştıracaktır, azaplandırmak şöyle dursun, hiç kimse bu kişiden intikam almayacaktır. O da hiç kimseden intikam almak gereğini duymayacaktır ve bu kişi strese de hiçbir zaman ulaşmayacaktır. Çünkü nefslerinde afet olmayan insanlar Allah’ın yasak ettiği bir davranışı hiçbir zaman sergilemeyecektir.

Öyleyse bu kişinin iç dünyasındaki mutluluğun ötesinde dış dünyasında da sonsuz bir mutluluk duruma hâkim olacaktır.

Tasavvuf, Allah ile İlişkilerimizde Mutluluğu Sağlar

Tasavvufî yaşantıda bu mutluluğu o kişi Allah ile olan ilişkilerinde de yaşayacaktır. Başlangıçta Allah’ın bütün emirlerini asla yerine getirmeyen, yasak ettiği her fiili mutlaka işleyen bir insan, daimî zikre ulaşıp da nefsindeki afetler yok olunca nefsi ile ruhu aynı şeyleri isteyince, Allah’ın bütün emirlerine itaat edince, yasak ettiği hiçbir fiili işlemeyince bu kişi Allah’ın emirleri ve yasakları cephesinden de mutlak bir saadetin, mutluluğun içine girecektir. Bütün emirlerini yerine getirdiği için Allahû Tealâ’nın her emrin yerine getirilişinden sonra Allah ona mutluluk verecektir, huzur verecektir. Yasak ettiği hiçbir fiili işlemediği için her fırsat çıkıp da işlememe olayından sonra Allah ona o cephelerden de mutluluk verecektir. Huzur verecektir.

Allah’ın kanunu; mutlu ederek mutlu olmaktır.

Görüyorsunuz ki tasavvuf hayatı insanı daimî zikre ulaştırıyor. Nefsin ve iradenin teslimine ulaştırıyor. O noktada bulunan bir insan hem iç dünyasında sonsuz bir mutluluğun sahibi, hem dış dünyasında sonsuz bir mutluluğun sahibi, devamlı bir sulh ve sükûn halinin sahibi olacaktır. İç dünyasında da, dış dünyasında da, Allah ile olan ilişkilerde de.

İşte İslâm, işte tasavvuf, işte mutluluk!

Tasavvufun Temeli Allah’a Teslim Olmaktır

Tasavvuf, Kur’ân-ı Kerim’in sadece fizik vücudumuzu alâkadar eden âyetleri ile değil, nefsimizi, ruhumuzu ve irademizi vazifeli kılan âyetleri ile de amel etmektir. Tasavvuf Kur’ân’ın bütününe tâbî olmaktır.

Tasavvuf, Allah’ın bize verdiği ruh, fizik vücut, nefs ve iradeyi Allah’a teslim etmektir. İrşada ulaşmaktır. Bu ise İslâm olmaktır.

Tasavvuf, Peygamber Efendimiz (S.A.V.) ve sahâbenin yaşadıklarını yaşamaktır. Gelmiş geçmiş bütün peygamberlerin ve onlara tâbî olanların yaşadıkları hayat da tasavvuftu.

Hamdolsun ki onlar bizlere tasavvufu miras bıraktılar.

Dr. Abdulcabbar BORAN

Sıkça Sorulan Sorular

Tasavvuf nedir?

Tasavvuf, Kur’ân’daki İslâm’ın yaşanmasıdır. 14 asır evvel Peygamber Efendimiz (S.A.V.) ve sahâbenin bütünüyle yaşadığı dînî hayatın adıdır.

Tasavvuf aşırı dincilik midir?

Hayır. Tasavvuf, Kur’ân’ın dışında ortaya çıkmış bir anlayış değildir. Tam tersine, Kur’ân’ın hedef gösterdiği İslâm’ın yaşanmasıdır.

Tasavvufun 7 safhası nelerdir?

Allah’a ulaşmayı dilemek, mürşid önünde tâbî olmak, ruhu Allah’a ulaştırıp teslim etmek, fizik vücudu muhsin kılıp Allah’a teslim etmek, nefsi ahsen kılıp Allah’a teslim etmek, irşada ulaşmak ve iradeyi de Allah’a teslim etmek.

İslâm’ın 5 şartı tasavvufta hedef midir?

İslâm’ın 5 şartı hedeflere ulaştıracak olan vasıtalardır.

Tasavvuf mutluluğu nasıl sağlar?

Tasavvuf sayesinde insan, iç dünyasında, dış dünyasındaki ilişkilerinde ve Allah ile olan ilişkilerinde mutluluğu yaşar.