"7. Safha: İradenin Teslimi | Salâh"
Allah'ın manevi dizaynı incelendiğinde görülmektedir ki; kul eğer Allah'a ulaşmayı dilerse, Allah onu mutlaka Kendisine ulaştırır. Allah ulaştırır ve bununla yetinmez; o kişinin fizik vücudunu Allah'a teslim etmesi için ona yardımda bulunur. Fizik vücudunu teslim etmesini de mümkün kılar. Akabinde o kişinin iradesini de teslim alır. Yani Allahû Tealâ, ruhunu teslim eden bu kişinin daha sonra fizik vücudunu, ardından nefsini teslim alır. En sonra da iradesini teslim alır. İradesini Allah'a teslim eden kişi, teslimlerin sonuncusunu gerçekleştirmiştir. Son teslim, iradî teslimdir. Ve biz bütün insanlar, irademizi Allah'a teslim etmek konusunda, Allah'a söz vermiş bulunmaktayız. Öyleyse iradenin teslimi, bütün insanlar için bir nihai hedeftir, son hedeftir. İradesini teslim eden bir kişinin, teslim edecek başka bir şeyi kalmamıştır. Ruh, vech, nefs ve irade hepsi, Allah'a teslim olmak zorundadır. Teslimler bir bütündür. İşte Allah ile olan ilişkilerimizin ulûl'elbab ve ihlâs makamından sonraki kesimi, iradenin teslimidir.
Daimî Zikir ve Kalbin Arınması
Ne zaman daimî zikre ulaşılırsa, o zaman 4 temel faktörün sahibi olunur. Kişi nefsinin kalbindeki bütün afetleri yok etmiştir. Bu durum, daimî zikrin sahibi olunmasıyla gerçekleşir. Daimî zikir sebebiyle nefsin kalbindeki afetlerin hiçbiri kalmamıştır. Çünkü daimî zikir demek; nefsin kalbine, kesintisiz bir şekilde Allah'ın rahmetinin, fazlının ve salâvâtının ulaşması demektir. Bunlar kesintisiz bir statü içerisinde nefsin kalbine ulaşınca, nefsin kalbinde karanlıkların barınması mümkün olmamaktadır. Daimî bir hareket, nurların daimî gelmesi ve nefsin kalbindeki afetlerin, nurlar tarafından tamamen bertaraf edilmesi söz konusudur. Afetlerin yerini, ruhun hasletlerinin paralelinde olan rahmet ve fazl nurları alır. %2 rahmet nuru ve %98 fazl nuruyla bir insanın kalbi, insanı %100 Allah'ın emirlerine davet eden, yasaklarını işletmeyen bir standardın sahibi kılar.
Böylece bu kişi, Allah'ın bütün emirlerini en üst boyutta gerçekleştiren birisidir. Nefsinde hiç afet kalmamıştır. Afetlere ait olan bütün negatif faktörler elemine edilmiştir ve hasletlerin eşiti olan fazıllar %98 oranında, gene hasletlerin bir benzeri olan rahmet %2 oranında nefsin kalbine yerleşmiştir. Böylece nefsin kalbi, bütün güzellikleri muhtevasına almıştır. Kişi, mutlu bir insandır ve huzur içinde bir dünyanın sahibidir. Sahip olduğu temel özellikler şunlardır:
- Daimî zikir: Bu kişi daimî zikrin sahibidir.
- Nurlarla Doluş: Daimî zikrin sahibi olduğu ve nefsinin kalbi ardarda gelen nurlarla devamlı beslendiği için, nefsin kalbi %100 tamamen nurlarla dolar.
Bunların tabiî neticesi olarak Allahû Tealâ şu lütuflarda bulunur:
- O kişinin mutlak olarak kalp gözünü açar.
- Kalp kulağını açar.
O kişi Allah'ın kendisine gösterdiklerini, kalp gözüyle görür ve Allah'ın kendisiyle konuşmalarını kalp kulağıyla işitir. Sadece görmek ve işitmek, Allah'ın o kişiye bahşettiği 4 özelliğe sahip olmaktır. Daimî zikir; nefsin kalbinde afetlerin kalmaması ve Allah'ın gösterdiklerini görmek, söylediklerini işitmektir. Bu, Allah cephesinden o kişiye verilenleri ifade eder. Kişi bunlarla Allah ile konuşabilme imkânının, hayrın ve hikmetin sahibi olmuştur.
Ulûl'elbab Makamının Sonuçları
Allah'ın 4 verisi, 4 hediyesi, 4 mükâfatı neticesinde 3 önemli sonuç ortaya çıkar:
1. Ehli Tezekkür Olmak
O kişi ehli tezekkürdür. Her an Allah ile konuşur. O kişinin ehli tezekkür olması demek; Allah ile müzakere etme yetkisinin sahibi olması demektir. Her an Allah, ona bir şeyler söyleyebilir. O da Allah'a bir şeyler söylemek imkânının sahibidir. Allah'ın bütün söylediklerini işitir ve Allah'a cevaplar verir, taleplerde bulunur. Allah ile bu talepleri açık bir şekilde konuşur. Her konuda bilgi isteyebilir. Ufku, her geçen gün Allahû Tealâ tarafından açılır. O kişi ehli tefekkürün çok ötesinde bir ehli tezekkür olmak vasfının sahibidir. Ehli tefekkür olan kişi düşünür; bu düşünmenin sonucunda ufku kapandığı zaman ilâve edebilecek olan sadece kendisidir. Bu ufka yeni bir ufuk daha açabilmek için gayret sarf eden kişi bu işi başarabilir veya başaramaz. Ama ehli tezekkür için başaramamak söz konusu değildir. Hangi noktada ufku kapanmışsa, kendisinin sahip olduğu müktesebatın son noktasına ulaşmışsa, Allahû Tealâ onu yeni bir merhalede yeni bilgiyle mücehhez kılacaktır. Konunun son noktasında ne vardır? Allah'ın Zat'ını görmek vardır. Allah'ın kişiye verdiği en son mükâfat, Allah'ın Zat'ını görmektir. Kimlere verir? İradesini Allah'a teslim edenlere verir.
2. Ehli Hayır Olmak
Bu kişi ehli hayırdır. Çünkü daimî zikrin sahibi olmuştur. Daimî zikrin sahibi olduğu için kesintisiz bir şekilde derecat kazanır. Başkaları yaptığı her hayra göre, o hayrın derecesi neyse onun 10 katını kazanırken bu kişi, 1 derecelik hayır kazandığı zaman onun 700 katını alır. Her saniye, başkaları 10 derece hayır kazanırlar ama kaybettikleri zaman da kaybederler. Bu kişi sadece hayır kazanır. Daimî zikrin sahibi olduğu için, her saniye 700 derece kazanır. Böylece sonsuz bir derecat kazanma olayının sahibi olur. Bu ise o kişiyi sonsuz hayrın sahibi olmaya ulaştırır. Bir de bu kişi her şeyi Allah ile konuşmak, Allah ile tezekkür etmek yetkisinin sahibi olduğu için, Allahû Tealâ ona ilim verir. Bu kişi Kur'ân-ı Kerim âyetlerinden birine baktığı zaman onun 28 basamaktan hangisine nasıl oturduğunu net olarak görür.
3. Ehli Hüküm Olmak
Ayrıca bu kişi ehli hükümdür. Hâkim vazifesini deruhte ederse, hâkim sıfatıyla hareket ederse, Allah'tan sorarak hüküm vereceği için doğru hükmün sahibi olur. Hakem tayin edilirse, adaletle hükmeder. Çünkü hep Allah'tan sorarak Allah'ın o anda verdiği öğretiyle cevap verecektir.
Manevi Müşahedeler: Cehennem ve Gök Katları
İşte bu vasıfların sahibi olan bir insana Allahû Tealâ, ulûl'elbab makamında 7 kat yerleri gösterir. Yani cehennemin 7 safhası, 7 katı, 7 cehennem bu kişi tarafından bir bir görülür. Evvelâ tüyleri ürperir. Der ki: "Yarabbi! Yoksa benim gideceğim yer burası mı?" Allahû Tealâ da ona cevap verir: "Hayır! Ama mutlaka görmen gerekiyor." Allahû Tealâ, gelecekteki insanların, hangi şartlar içinde nasıl cezalandırıldıklarını gösterir. Bu, tüyler ürperten çok hazin bir tablolar dizisidir. Her aşağı kat cehennemde daha çok işkence ve azap söz konusudur.
Bu kişiye 7 cehennemden sonra zemin kattaki devrin imamının, devrin halifesinin dergâhı gösterilir. Devrin imamının dergâhı, -1'den -7'ye kadar aşağı doğru inen cehennemlerin üstünde sıfır kotu temsil eden zemin kattır. Bunun üzerinde 7 tane gök katı oluşur. Bu, 7 gök katının 1. katının gösterilmesiyle beraber, kişi ulûl'elbab makamını açmış, ihlâs makamına geçmiştir.
- 1. Gök Katı: Açıkta secde.
- 2. Gök Katı: Suvarılma havuzları.
- 3. Gök Katı: 2 katlı köşke benzeyen mescit. Sonra mihenk menfezi yoluyla uçarak 4. kata diğerleriyle birlikte ulaşmak.
- 4. Gök Katı: Beyt-ül Makdes'in aslı.
- 5. Gök Katı: Beyt-ül Haram'ın aslı.
- 6. Gök Katı: Sıbgatullah olma mahalli.
- 7. Gök Katı: 7 tane âlem; kader hücreleri, ümmülkitab, Kudret denizi, Makam-ı Mahmut, Divan-ı Salihîn, zikir hücreleri ve en sonunda İndi İlâhi, Allah'ın Huzuru.
Allah'ın huzurundaki boşlukta bulunan altın tahtlar ve huzur namazının imamı, huzur namazının başlangıç kademeleri, sonra da onları takip eden binlerce ruh... İşte bunların hepsi, o kişiye salâh makamında gösterilir. 7. gök katının da bütün hususiyetleri görülür. Ama bu görüntü, Sidretül Münteha'ya yani varlıklar âleminin en üst noktasına kadardır. İhlâs makamı bunu görebilir.
İhlâs'tan Salâh'a Geçiş ve Tövbe-i Nasuh
Daha ötesi, o kişinin Allah'ın Zat'ını görmesidir. Bunun için Sidretül Münteha'yı görebilen kişi, Allahû Tealâ tarafından Tövbe-i Nasuh'a davet edilir. Bu, mürşidin önünde yapılan tövbeyle aynı değildir; Allah'ın huzurunda yapılan ve Allah'ın söylediklerinin tekrar edildiği bir tövbedir. Bu noktadan itibaren kişi, salâh makamına ulaşır.
Salâh Makamının Kademeleri
- Kademe: O kişinin günahlarının örtülmesidir.
- Kademe: Allahû Tealâ'nın, o kişinin başının üzerine "salâh nuru" adı verilen dairesel bir nur vermesidir.
- Kademe: Günahların sevaba çevrilmesi olayıdır. (Mürşide tâbiiyetten sonra, daimî zikre ulaşmadan evvelki bütün kademelerde işlenen günahlar).
- Kademe: İradenin teslim alınması. Allahû Tealâ, kişinin iradesini teslim alır. Ve ehli zikir olan bu kişinin adı "ehli tesbih" olur.
Artık kişi tesbihe geçmiştir. İradesini Allah'a teslim ettiği için, kendi iradesiyle bir işlevde bulunamaz. O iradî yapı, o kişi için artık geçerli değildir. İradesini, Allahû Tealâ teslim almıştır. Bu sebeple daimî zikrin sahibi değildir; onun ötesine geçmiştir. Kendi iradesiyle zikir yapmaya devam edecektir ama bu zikir, artık daimî zikir değildir; tesbihin bir bölümünü içerir ve asgari standartlara inmiştir.
İradenin Teslimi ve İrşad Makamı
Bu kişi eğer devrin imamı ise, zemin kattan başlayan ruhların Allah'a doğru yaptığı seyr-i sülûk'u idare eden kişi hüviyetine gelir. Seyr-i sülûk, onun zikriyle gerçekleşir. Devrin imamı, salâh makamının 4. kademesinde iradesini Allah'a teslim eder, 5. kademesinde irşad görevine tayin edilir. Ancak ondan sonra Allahû Tealâ, onu başkalarına vermediği özel bir eğitime tâbî tutarak seyr-i sülûk'un nasıl gerçekleştirileceğini öğretir.
İrade teslimi başka şeydir, devrin imamı olmak başka şeydir. İrade teslimini herkes gerçekleştirebilir. Daimî zikre ulaşan herkes, sonunda Allahû Tealâ'nın yardımıyla irade teslimini gerçekleştirir. Salâh makamına ulaşan kişinin iradesini, Allahû Tealâ zaten Kendisi teslim alacaktır. O kişi "İrşada mezun ve memur kılındın!" cümlesiyle irşada tayin olur. Bütün sahâbe bu şerefe ermişlerdi. Tevbe Suresinin 100. âyet-i kerimesi, bütün sahâbenin bu hedefe ulaştıklarını kesinleştirmektedir:
9/TEVBE-100: O sabikûn-el evvelîn (evvelki hayırlarda yarışanlardan salâh makamında iradesini Allah'a teslim ederek irşada memur ve mezun kılınanlar): Onların bir kısmı muhacirînden (Mekke'den Medine'ye göç edenlerden) bir kısmı ensardan (Medine'deki yardımcılardan) ve bir kısmı da onlara (ensar ve muhacirîne) ihsanla tâbî olanlardandı. (Sahâbe irşad makamına sahip oldukları için onlara tâbî olundu). Allah, onlardan razı ve onlar da O'ndan (Allah'tan) razıdır. Onlara Allah, altlarından ırmaklar akan cennetler hazırladı ve orada ebediyyen kalacaklardır. İşte bu, en büyük (azîm) mükâfattır.
Allahû Tealâ onlar için "Hayırlarda yarışanlar" buyurmaktadır. Tâbiîn; sahâbeye tâbî olanlardır. Görüyoruz ki; sahâbe, tâbiîne tâbiiyet vermiştir. Yani tâbiîn, sahâbeden el almışlardır. Tebei tâbiîn de tâbiînden el alanlardır. İradenin teslimi, teslimlerin sonuncusudur ve bütün bir ömrü muhtevasında toplar. İrade teslimine ulaşan kişinin oradan düşmesi söz konusu değildir.
Sıkça Sorulan Sorular
İradenin teslimi ne anlama gelir?
İradenin teslimi, manevi tekamülün son safhasıdır. Ruhun, fizik vücudun ve nefsin Allah'a tesliminden sonra, kişinin kendi cüzzi iradesini de Allah'a teslim etmesi ve Allah'ın iradesiyle hareket eder hale gelmesidir.
Daimî zikre ulaşan bir kişinin kalbinde ne gibi değişiklikler olur?
Daimî zikre ulaşan kişinin kalbindeki tüm afetler yok olur. Kalp %100 nurlarla dolar; bu nurların %98'i fazl, %2'si rahmet nurudur.
Ehli Tezekkür kime denir?
Ehli Tezekkür, Allah ile her an müzakere edebilme yetkisine sahip olan, Allah'ın söylediklerini işiten ve O'na cevap verebilen kişidir. Bu makam, ehli tefekkürün çok ötesindedir.
Ulûl'elbab makamında kişiye hangi manevi alemler gösterilir?
Ulûl'elbab makamındaki kişiye öncelikle cehennemin 7 katı gösterilir. Ardından zemin kattaki devrin imamının dergâhı gösterilir.
7. Gök Katında hangi alemler bulunur?
7. gök katında sırasıyla; kader hücreleri, ümmülkitab, Kudret denizi, Makam-ı Mahmut, Divan-ı Salihîn, zikir hücreleri ve İndi İlâhi (Allah'ın Huzuru) bulunur.
Salâh makamının 4. kademesinde ne gerçekleşir?
Salâh makamının 4. kademesinde Allahû Tealâ, kulun iradesini teslim alır. Bu aşamadan sonra kişi "ehli tesbih" olur ve iradî yapısı Allah'a teslim edilmiştir.
Tövbe-i Nasuh nedir ve ne zaman gerçekleşir?
Tövbe-i Nasuh, Sidretül Münteha'yı gören kişinin bizzat Allah'ın huzurunda, Allah'ın sözlerini tekrar ederek yaptığı tövbedir. Bu tövbe ile kişi Salâh makamına ulaşır.
Devrin İmamı ile normal irade teslimi arasındaki fark nedir?
İrade teslimini daimî zikre ulaşan herkes gerçekleştirebilir. Ancak Devrin İmamı, buna ek olarak Salâh makamının 5. kademesinde irşad görevine tayin edilir ve seyr-i sülûk'u (ruhların yükselişini) idare etmekle vazifelendirilir.
Sahâbe irşad makamına ulaşmış mıdır?
Evet, Tevbe Suresi'nin 100. ayeti kerimesine göre bütün sahâbe "Sabikûn-el evvelîn" olarak iradesini Allah'a teslim etmiş ve irşad makamına ulaşmıştır.
Ehli Hayır olmanın özelliği nedir?
Ehli Hayır olan kişi daimî zikir sahibidir. Normalde 1'e 10 kazanılan dereceler yerine, bu kişi her saniye 1'e 700 derece kazanır ve hiç kaybetmez; böylece sonsuz bir hayrın sahibi olur.