ZULMANİ İLİMLER MEDİTASYON VE YOGA Meditasyon ve Yoga Birer Zikir Sahtekârlığıdır

İblis sizin mutlu olmanızı asla istemez. Çok iyi biliyor ki; eğer zikir yaparsanız onun elinden mutlaka kurtulacaksınız. Bunun için de Allah’a ulaşmayı dilemeniz lâzım; evvelâ onu defterden silmeyi başarmıştır. Allahû Tealâ 12 defa üzerimi ze farz kılmış olmasına rağmen bugün üniversite lerde öğretilen ilimde Allah’a ulaşmayı dilemek mevcut değil. Zikrin ismi vardır ama farzlardan ve tatbikattan kaldırılmıştır.

Buna rağmen hâlâ zikir yapmayı isteyecek in sanlar olabileceği endişesiyle iblis, transandantal meditasyonu ve yogayı ortaya koymuştur.

Meditasyon ve yoga pratiğinde Sanskritçe bazı kelimeler veya mantralar tekrar edilir. “Om (Aum)” kelimesi kullanılır. Bu kelimenin, tüm var lığın titreşimini simgeleyen kutsal bir ses olduğuna inanılır. Halbuki Allah’ın kalbimize rahmet, fazl ve salâvât nurlarını ulaştırdığı şifre “Allah” ismidir.

Mantraların odaklanmayı artırdığı ve huzur his si verdiği iddia edilir. Fakat bakınız, meditasyon ve yoga sırasında asıl ne olur: Şeytanın karanlıkla rı ayaklarınızdan yukarıya doğru kalbinize ulaşır, kalbinizin zulmani kapısından girip orayı tamamen doldururlar. Eğer zaten kalbi %100 afetlerle dolu biriyseniz, o zaman afetlerin konsantrasyonu yükse lir. Karanlık iken zifiri karanlık oluşur. Allahû Tealâ Bakara-10’da, “Onların kalplerinde maraz (hasta lık) vardır. Allah da bu sebeple onların hastalığını arttırdı.” buyuruyor. Öyleyse şeytanın bu zulmani tatbikatlarının uygulanması kalbi daha da karartır.

Mantraların odaklanmayı artırdığı ve huzur his si verdiği iddia edilir. Fakat bakınız, meditasyon ve yoga sırasında asıl ne olur: Şeytanın karanlıkla rı ayaklarınızdan yukarıya doğru kalbinize ulaşır, kalbinizin zulmani kapısından girip orayı tamamen doldururlar. Eğer zaten kalbi %100 afetlerle dolu biriyseniz, o zaman afetlerin konsantrasyonu yükse lir. Karanlık iken zifiri karanlık oluşur. Allahû Tealâ Bakara-10’da, “Onların kalplerinde maraz (hasta lık) vardır. Allah da bu sebeple onların hastalığını arttırdı.” buyuruyor. Öyleyse şeytanın bu zulmani tatbikatlarının uygulanması kalbi daha da karartır.

Meditasyon seansına katılan birine sorduk: “Ne hissettin?” “Aşağıdan bir şeylerin gelip kalbime dolduğunu hissettim.” dedi. Tekrarlanan “om” sesi, ortamda bir uğultu ve dalgalanma yaratır; bu, şey tanî etkinin başladığının işaretidir. O karanlık etki ler, topraktan ayaklara, oradan bacaklara, dizlere, karnınıza ve nihayet nefsin kalbinin alt kapısından (zulmani kapıdan) içeri girerek kalbinizi doldurur. Oysa Allah’ın nurları, zikir yaptığınızda yukarıdan gelir ve kalbinize girer. İşte ilk fark burada başlar.

Daha çok kararan kalpte daha etkili bir afet tat bikatı söz konusudur. Bu afetler ruhunuzun has letlerine her zaman galip olacaktır. Bu kararma, Allah’ın emirlerine itaatsizliğinizi arttıracak, ya saklarını da işleme cüretiniz artacaktır.

Transandantal meditasyonun bir rahatlama olduğunu söylüyorlar. Bir tek düşünceye angaje olduğunuz için, sadece o düşünce üzerindeki kon santrasyonunuz sebebiyle başka düşünceler o kısa zaman parçasında sizden ayrılabilir, böyle bir şey mümkündür. Ama bu süre içinde siz daha çok stres sahibi olursunuz. Kalbinize giren, daha konsantre standartlarda afetlerdir, şeytanın zulmani karanlık larıdır. Meditasyon yapanlar, o sırada biraz rahatla dıklarını iddia etseler de sonucu size söylemekten hep kaçınacaklardır. Çünkü arkasından amansız bir stres onları mutlaka kaplayacak ve dünyadaki şeytanın emrinde olan en mutsuz insanları oluş turacaklardır. Bunlar mutsuz insanlardır ama ken dilerini mutlu gibi göstermeye çalışırlar. Bunu da beceremezler. Çünkü sık sık öfkelendiklerini, si nirlendiklerini ve de başka insanlardan daha çok streste olduklarını görürsünüz.

Dünyadaki bazı üniversitelerde, tıp fakültele rinde, hatta ilkokullarda artık transandantal medi tasyon ve yoganın tatbikatı yapılıyor ve stres atma vasıtası olarak insanlara öğretiliyor. İnsanlara mut luluk vaat ediyorlar, üstelik de para karşılığında bunu yapıyorlar. Fakat insanlar kandırılıyor, daha da mutsuz oluyorlar. Bu durum birkaç defa mahke meyle sonuçlanmıştır. “Siz bize mutlu olacağımızı söylediniz ama tatbikatta biz korkunç sonuçlarla karşılaştık.” diye insanlar onları mahkemeye ver diler ama küçük cezalarla hepsi kurtuldular.

Yoga ve meditasyonun zikir sahtekârlığı olma sını eski bir hikâyeye benzetebiliriz. Adı “xxx” olan bir firma düşünün. Ancak sonradan bir başka f irma ortaya çıkıyor ve adını “Hakiki xxx” koyu yor. İnsanlar, “Bu hakiki olan, öteki sahte” diye rek yanılmaya başlıyorlar. Benzer şekilde, şeytanî yollar insanlara bazen hakikatmiş gibi sunulur. Bu oluşumlar, konuşmalarında bazen Kur’ânî re feranslar kullanırlar. Ve söyledikleri Kur’ân-ı Ke rim’e uygun gibi görünür. Ama öyle kritik bir nok tada öyle bir yalan söylerler ki; Kur’ân-ı Kerim’i bilmeyen zavallı insanlar o yalanı ayırt edemez ve o andan itibaren zulmani yola doğru bir dönüş baş lar. Her geçen gün biraz daha o yanlış yol üzerinde şartlanarak bu zavallı insanlar bir aldanışın içine düşerler.

İnsanlar mutsuzluklarının faturasını başkala rına yüklerler. Fakat hiç kimse başkası sebebiyle mutsuz değildir ve hiç kimse başkası sebebiyle ce henneme gitmez. Sadece nefsindeki afetlere daya lı olarak yaptığı şeyler insana derecat kaybettirir. Kaybettiği dereceler kazandığı derecelerden faz la ise o kişi cehenneme gider. Hiçbir ibadet, bizi huzursuz ve mutsuz kılan nefsimizdeki afetlerin temizlenmesine sebep olamaz. Hiçbir ibadet bize zikir kadar üst seviyede derecat kazandıramaz.

İblis, zikrin insanı şeytanın pençelerinden kur tardığını çok iyi bilir ve sizi ondan vazgeçirmek için hilelerini kullanır. Bakınız ne diyor Allahû Te alâ Nûr-21’de:

NÛR - 21 Ey âmenû olanlar, şeytanın adımlarına tâbî olmayın! Ve kim şeytanın adımlarına tâbî olursa o taktirde (şeytanın adımlarına uyduğu taktirde) muhakkak ki o (şeytan), fuhşu (her çeşit kötülüğü) ve münkeri (inkârı ve Allah’ın yasak ettiklerini) emreder. Ve eğer Allah’ın rahmeti ve fazlı sizin üzerinize olmasaydı (nefsinizin kalbine yerleşmeseydi), içinizden hiçbiri ebediyyen nefsini tezkiye edemezdi. Lâkin Allah, dilediğinin nefsini tezkiye eder. Ve Allah, Sem’î’dir (en iyi işitendir) Alîm’dir (en iyi bilendir).

“Allah” kelimesi öyle bir isimdir ki bu harflerin yan yana getirilişi ve her birinin titreşim sayılarının birbirinden farklı oluşu bir şifre oluşturur. Bu şifre, eğer Allah’a ulaşmayı dilediyseniz Allah’ın katın dan iki tane nurun göğsünüze inmesine sebebiyet verir: Salâvât ve rahmet nurları. Eğer mürşidinize tâbî olduysanız iki çift nur kalbinize ulaşacaktır: Salâvât ve rahmet, salâvât ve fazl nurları. Allah’ın nurları üzerinizde bir tesir oluşturur. Bu tesir, nefsinizdeki hastalıkların adım adım azalması, iç dünyanızdaki kavganın yerini mutluluğun, sulh ve sükûnun almasıdır. Zikir, mutluluğun jenera törüdür.

Bu şifre kullanılmadıkça hiç kimsenin mutlu olması mümkün değil. Kalplerimizin sahibi Yüce Rabbimiz, Ra’d-28’de mutluluğumuz için zikrin şart olduğunu söylüyor: “Onlar, âmenûdurlar ve kalpleri, Allah’ı zikretmekle mutmain olmuş tur. Kalpler ancak; Allah’ı zikretmekle mutma in olur, öyle değil mi?”