Allah’ın Daveti
Allah’ın Daveti
Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’inde bütün insanları Kendi Zat’ına davet etmektedir.
RA'D - 14 Hakkın daveti O’nadır (Kendisinedir, Allah’adır). O'ndan başkasına davet ettikleri (şeyler), onlara bir şeyle icabet etmezler. Onlar ancak suya, onun ağzına, suyun ulaşması için avucunu açmış kimse gibidir. O (su), ona ulaşacak değildir. Ve kâfirlerin daveti, dalâletten (su nasıl onların ağızlarına ulaşamıyorsa, dalâlette olanlar da hidayete ulaşamaz) başka bir şey değildir.
YÛNUS - 25 Ve Allah, teslim (selâm) yurduna davet eder ve (teslim yurduna, Zat'ına ulaştırmayı) dilediği kimseyi, Sıratı Mustakîm'e ulaştırır.
Nebîler Sultan Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in buyurduğu gibi:
“Dîn kolaylıktır.” (K:Buhari, Îmân 16-29, Ezan 81, Rikak 18; Müslim, Salat 283, (782); Muvatta, Salatu’l-Leyl 4, (1, 118); Nesai, Kıyamu’l-Leyl 1, (3, 218); Ebû Dâvud, Salât 317, (1368) Ayrıca Bkz: Buhari, Iman: 29; Nesai, İman: 28; Musned, 5:69.)
Allahû Tealâ yeryüzünün halifesi olarak yarattığı insanın kurtuluşunu bir tek dileğe bağlamıştır. Hidayetin giriş kapısı Allah’a ulaşmayı dilemektir. Peygamber Efendimiz (S.A.V) de hadîs-i şerifinde: “Cennet sizin her birinize ayakkabısının bağından daha yakındır. Cehennem de böyledir.” buyurarak, bu hakikati dile getirmiştir. (Buhârî. Tecrid-i sarîh: 2036.)
Allahû Tealâ buyuruyor ki:
KAF - 31 Ve cennet, takva sahipleri için uzak olmayarak yaklaştırıldı.
KAF - 32 İşte size vaadolunan şey budur (cennettir). Bütün evvab (ruhu Allah’a ulaşarak sığınmış), ve hafîz olanlar (başlarının üzerine devrin imamının ruhu ulaşmış olanlar) için.
Takva sahibi olmak, kalben Allah’a ulaşmayı dilemekle mümkündür. İşte kurtuluş bu kadar kolay, bu kadar basitken insanlar Allah’ın davetini ve o davete icabetin önemini bir türlü idrak edememektedirler. Dîn öğreticileri Allah’ın kurtuluş reçetesini insanlara ulaştırmak yerine; zorlaştıran, uzaklaştıran, hurafelere dayalı bir dîn anlayışı içindedirler.
Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) üç defa tekrarlayarak: “Dîn nasihattir, dîn nasihattir, dîn nasihattir.” buyururlar. Efendimiz (S.A.V)’in bu ısrarındaki önemi kavrayan ashâbı: “Kime nasihattir, Ey Allah’ın Resûl’ü?” diye sorar. Onlara şöyle cevap verir: “Allah için, Allah’ın kitabı için, Allah’ın elçisi için, Müslümanların idarecileri için ve bütün Müslümanlar için.” (K: Müslim, Îmân 95; Ebû Dâvud, Edeb 67, (4944); Nesâî, Bey’at 31, 7, 156.)
Nebîler Sultanı bir başka hadîsinde de buyuru yorlar ki:
“Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız. Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.”(K: Buhârî, İlm 12; 3:72; Edeb 80; Müslim, Cihad 6, 7), (1732-1733.)
Allahû Tealâ buyuruyor ki:
EN'ÂM - 48 Biz resûlleri “uyarıcılar ve müjdeleyiciler” olmaktan başka (bir şey için) göndermeyiz. Artık kim âmenû olur (Allah’a ulaşmayı dilerse) ve ıslâh olursa (nefs tezkiyesi ve tasfiyesi yaparsa) artık onlara korku yoktur, onlar mahzun da olmazlar.
BAKARA - 185 Ramazan ayı ki, insanlar için hidayete erdirici (hidayete erme, Allah’a ulaşma vesilesi) ve beyyineler (açık deliller ve ispat vasıtaları) ve Furkan (hakkı bâtıldan ayırıcı) olarak Kur’ân, Hüda tarafından onda (o ayın içinde) indirildi. Artık içinizden kim bu aya (yetişir de ramazan ayını görüp) şahit olursa o zaman onu, oruç tutarak geçirsin. Ve kim, hasta veya yolculukta olursa, o taktirde (tutamadığı günlerin sayısı) diğer günlerde (oruç tutarak) tamamlanır. Allah sizin için kolaylık diler, zorluk dilemez. (Size bu kolaylık) sayıyı tamamlamanız ve sizi hidayet erdirdiği şeye karşılık (sizin de) Allah’ı tekbir etmeniz (yüceltmeniz) içindir. Umulur ki böylece siz (bütün bu kolaylıklara) şükredersiniz.
O halde dînimiz kolaylıklar dînidir. Kim Allah’ın davetine icabet eder de kalben Allah’a ulaşmayı dilerse o, hem dünya hem ahirette kurtuluşa erecek olan kişidir.
Allah’ın daveti iki kısımdan oluşmaktadır:
● Allah’ın daveti: Allah’a ulaşmayı dilemeye davet.
● Resûl’ün daveti: Allah’a ulaşma daveti.
Allahû Tealâ Kasas Suresinin 50. âyet-i kerimesinde, Allah’ın davetini kabul etmeyenlerin hevalarına uyanlar olduğunu bizlere ifade etmektedir.
KASAS - 50 Bundan sonra eğer sana icabet etmezlerse (senin hidayete erdirme davetine uymazlarsa), bil ki onlar heveslerine tâbîdirler. Allah’tan bir hidayetçi olmaksızın (hidayetçiye değil de) kendi heveslerine tâbî olandan daha çok dalâlette kim vardır? Muhakkak ki Allah, zalimler kavmini hidayete erdirmez.
Bir insan hevaya tâbî ise o zaman o, nefsine zulmeden birisidir. O kişi kendisini dînin içerisinde zannetse dahi, asla dînin içersinde değildir. Bid’atlara dayalı bir dîn tatbikatı içerisinde huzursuz ve mutsuz olarak bu dünya hayatını yaşayacak, ölümden sonra da gideceği yer cehennem olacaktır. Böyle insanlarla Allah arasındaki ilişki cezaya dayalı bir müesseseyi ifade eder. Yapılan her hatanın akabinde Allah’ın temsilcisi olan ruh, Allah’ın kendisine verdiği yetkiyle mutlaka o kişilere yapılan hata oranında azap edecektir.
● Allah’a ulaşmayı dileyenlerle Allah arasındaki ilişki sevgiye dayalı bir ilişkidir.
● Hak mü’minlerle Allah arasındaki ilişki mükâfata, müjdeye dayalı bir ilişkidir.
● Mü’min olmayıp da kendisini mü’min zannedenlerle Allah arasındaki ilişki ise azaba dayalı bir ilişkidir.