Cezaevinden Dervişliğe: Hayatımı Değiştiren O Tek Dilek!


"Cezaevinde; cezaevi sorumlusuyum, koğuş sorumlusuyum. Bir gün Maltepe Cezaevi'nden sevke giderken, Ağrı Diyadin'e, oraya yerleştim. Orada bir arkadaş cezaevine geldi. Onunla tanıştım. Cezaevinde; cezaevi sorumlusuyum, koğuş sorumlusuyum. Dedi ki: 'Şu milleti toplayabilir misin? Bir konuşma yapayım.' Herkes, arkadaşlarım toplandı. Derken, Allah’a ulaşma dileğini anlattı. Kalbim o an, pırıl pırıl parladı. İşte (dedim), aradığım bu benim (dedim) yani. Yani; ben şimdi bunu anlatırken bile benim gözlerim doluyor. Nasıl bir dilek diledim? Ey yüce Allah’ım, ben de bir emanetin var, yaşarken Sana teslim etmek istiyorum. O abimizde çıktı. Dedi ki: 'İstanbul'a geldin mi, beni bul.' Tabi ki, ben cezaevinden tahliye oldum, geldim. Onu aradım, buldum. Beni aldı. Bir sohbete götürdü. Dergah gibi bir yerdi, yirmi, yirmi beş kişi vardı. Beraber namaz kıldık. Beraber yemek yedik. 'Eğer istersen, (dedi), kendi rızanla yani baskı altında olmadan, tövbe etmek ister misin?' Ben tövbeye hazırım, inşallah. Oradan, ben tövbemi aldım. Kalbim o kadar pır pır atıyor ki, kalbim kendi kendine Allah diyor. 'Allah’ım (dedim), bana ne oldu?' Camları açıyorum, camların içerisinden bağırasım geliyor. 'Çok mutluyum! Çok mutluyum!' Bana dedi ki: 'Hacet namazı kılacaksın. Boy abdesti alacaksın. Kimseyle konuşmadan, kıbleye doğru dönüp Allah Allah diyeceksin.' Ben de, o gece o namazı kıldım. Kıbleye doğru döndüm. Dönerken de, mürşidimi gördüm. Mürşidim bana çamurdan, ayetten yuvarlak bir şekilde, Allah’ın Lafz-ı ismi yazıyordu. Dedi ki: 'Evladım, şunu şu eve ver, gel.' Dedim: 'Baş üstüne.' Onu, o eve verdim, geldim. Dedi: 'Gel.' Bir camiye gittik. Sanki dersin ki mahşer günüdür, mürşidim en önde. İnsanlara vaaz veriyor. Orada ben anladım ki, ben doğru yoldayım. Ben anladım ki, yol bu işte. Daha önceki hayatıma dönüp baktığım zaman, içki içerdim, başka şeyler içerdim. Hayvanî bir hayat yaşardım ama şimdi insan olduğumu idrak ettim. Allah'a hamdolsun, şükürler olsun, on beş, yirmi yıla yakın oldu, hemen ben bu yoldayım. Ben Allah dostlarıyla beraberim. Abdulcabbar Hocamızla tanıştığımda, ben, onun yanındayken zaman nasıl geçtiğini, bilmiyorum. Hiç onun yanından ayrılmak istemiyorum. Ben anladım ki; o, Allah dostu. O, bizi çok seviyor. İnsanları, herkesi dine davet ediyor. Allahû Teâla, ondan sonsuz razı olsun. Benim, insanlardan tek bir ricam var: Sohbetlerini dinlesinler ve onlar da Allah'a ulaşmayı dilesinler ve onlar da Allah dostu olsunlar."