BAKARA - 151 Nitekim size, aranızda (görev yapmak üzere), sizden (kendinizden) bir Resûl (Peygamber) gönderdik ki, âyetlerimizi size tilâvet etsin (okuyup açıklasın) ve sizi (nefsinizi) tezkiye (ve tasfiye) etsin, size Kitap’ı (Kurânı Kerim’i) ve hikmeti öğretsin ve (hikmetin de ötesinde) bilmediğiniz şeyleri öğretsin.

ÂLİ İMRÂN - 164 Andolsun ki Allah, mü’minlerin (başlarının) üzerine (devrin imamının ruhu) bir ni’met olmak üzere (onların aralarında, kendi kavminin içinde) kendilerinden bir resûl beas eder. Onlara O’nun (Allah’ın) âyetlerini tilâvet eder, onları tezkiye eder ve onlara kitap ve hikmeti öğretir. Ondan evvel (Allah'a ulaşmayı dilemeden evvel) onlar gerçekten açık bir dalâlet içinde idiler.

MU'MİNÛN - 44 Sonra Biz, resûllerimizi ardarda (arası kesilmeksizin) gönderdik. Her ümmete resûlü geldiği zaman, her defasında onu yalanladılar. Biz de onları birbiri arkasından (helâk ettik). Ve onları efsane kıldık. Artık mü’min olmayan kavim (Allah’ın rahmetinden) uzak olsun.

NAHL - 36 Ve andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık). (Allah’a ulaşmayı dileyerek) Allah’a kul olsunlar ve taguttan (insan ve cin şeytanlardan) içtinap etsinler (sakınıp kurtulsunlar) diye. Onlardan bir kısmını (Resûlün daveti üzerine Allah’a ulaşmayı dileyenleri), Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının (dilemeyenlerin) üzerine dalâlet hak oldu. Artık yeryüzünde gezin. Böylece yalanlayanların akıbetinin, nasıl olduğuna bakın (görün).

İBRÂHÎM - 4 Hiçbir resûlümüz yoktur ki; Biz, onu kendi kavminin lisanıyla göndermiş olmayalım. Onlara (kendi lisanlarıyla) beyan etsin (açıklasın) diye. Öyleyse Allah, dilediğini (Allah’a ulaşmayı dilemeyenleri) dalâlette bırakır. Dilediğini (Allah’a ulaşmayı dileyenleri) hidayete erdirir. Ve O, Azîz’dir, Hikmet Sahibi’dir.

İSRÂ - 15 Kim hidayete erdiyse, sadece kendi nefsi için (nefsini tezkiye ettiği için) hidayete erer. Öyleyse kim dalâlette ise sorumluluğu sadece kendi üzerinde olarak dalâlette kalır. Yük taşıyan (günahı yüklenen) bir kimse, bir başkasının yükünü (günahını) yüklenmez. Ve Biz, bir resûl göndermedikçe azap edici olmadık.

17.3.2 Her devirde ya asâleten nefs tezkiyesi ve tasfiyesini gerçekleştiren nebî imamlar veya vekâleten nefs tezkiyesi ve tasfiyesini yapan velî imamlar vardır.

Bu tezkiyeciler nebîlerin döneminde nebî resûllerdir. Bakara Suresinin 151. âyet-i kerimesi bütün sahâbenin nefsini, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in tezkiye ettiğini ispat etmektedir.

Nebîlerin olmadığı dönemde ise bu tezkiye etme görevi vekâleten devrin imamı olan velî resûllere verilmiştir. Al-i İmran Suresinin 164. âyet-i kerimesi bunu ispat etmektedir.

Nebî resûller arasında fetret devirleri vardır. Nebî resûller kendilerine (Allah’a ulaşmayı dileyerek) ihsanla tâbî olmuş insanların nefslerini tezkiye ettiklerine göre ve nebî resûller her zaman parçasında bulunmadığına göre onların bulunmadığı dönemlerde yaşayan insanların nefslerini de tezkiye edecek bir görevli, bir tezkiyeci mutlaka bulunacaktır. İşte bunlar nebîlerin varisleri olan ve o görevi vekâleten yerine getiren velî resûllerdir. Bu yüzden Allahû Tealâ resûllerini hiç ardı arkası kesilmeksizin, bütün kavimlere onların lisanıyla göndermektedir. İşte Mu’minun-44, Nahl-36, İbrâhîm-4, İsra-15 bu gerçeği dile getirmektedir.