16.5 Allah’ın davetiyle gerçekleşen Tövbe-i Nasuh

Allahû Tealâ, Tahrim Suresinin 8. âyet-i kerimesinde de Tövbe-i Nasuh’u açıklamaktadır.

TAHRÎM - 8 Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı dileyenler)! Allah’a Nasuh Tövbesi ile tövbe edin! Umulur ki Rabbiniz, sizin günahlarınızı örter ve sizi altından nehirler akan cennetlere koyar. O gün Allah, nebîleri ve O’nunla beraber olanları mahzun etmez. Onların nurları, önlerinde ve sağlarında koşar. “Rabbimiz, bizim nurumuzu tamamla ve bize mağfiret et (günahlarımızı sevaba çevir). Muhakkak ki Sen, herşeye kaadirsin.” derler.

Bir insanın Tövbe-i Nasuh’la tövbe edebilmesi, muhakkak ki ihlâsa ulaşmasına bağlıdır. Bu kişinin bir daha günah işlememesi söz konusudur. İhlâsa ulaşmak, evvelâ nefsin tezkiyesi, nefsin tasfiyesi, yetmez, kalbin 14 kademe müzeyyen olmasıyla noktalanan bir olaydır. Allahû Tealâ, kimi Tövbe-i Nasuh’a çağırmışsa, o kişi daimî zikre ulaştığı noktada zemin katın bütün sırlarının sahibi olmuştur. En’am Suresinin 75. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ şöyle buyurmaktadır:

EN'ÂM - 75 Ve böylece Biz, İbrâhîm’e onun mûkınîn (yakîn hasıl edenlerden) olması için yerin ve göklerin (semaların) melekûtunu gösteriyoruz (gösteriyorduk).

Yerin melekûtu, zemin katın sırlarıdır. Ve ne zaman kişi nefsini Allah’a teslim ederse, yerin melekûtu ve zemin kattaki ana dergâhın sırlarını Allah ona gösterir. İhlâsta göklerin melekûtunu yani 1. gök katı, 2. gök katı, 3., 4., 5., 6. ve 7. gök katlarında ne olur, 7 âlemde ne vardır, bunların hepsini bir bir Allahû Tealâ o kişiye gösterir. Ve böylece yerin ve göğün melekûtuna, sırlarına sahip olan bu insan, Allah tarafından seher vaktinde Tövbe-i Nasuh’a çağrılır. İşte bu seher vaktindeki Tövbe-i Nasuh’tan geçen insanlar irşada ulaşırlar. Al-i İmran Suresinin 17. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ bunu ifade etmektedir.

ÂLİ İMRÂN - 17 (Onlar), sabredenler, sâdıklar (ahdlerine vefa edenler), kânitîn olanlar (Allah’ın huzurunda saygı ile duranlar), infâk edenler (Allah için verenler) ve seherlerde mağfiret dileyenlerdir.

Al-i İmran-18 ve 19’da Allahû Tealâ buyuruyor ki:

ÂLİ İMRÂN - 18 Allah, şehâdet (şahitlik) etti: Muhakkak ki O'ndan başka ilâh yoktur. Melekler ve ilim sahipleri de adaletle kâim oldular (şahit oldular) ki, O'ndan başka ilâh yoktur, (O) Azîz'dir, Hakîm'dir.

ÂLİ İMRÂN - 19 Muhakkak ki Allah'ın indinde dîn, İslâm'dır (teslim dînidir). Kendilerine kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki hased sebebiyle ihtilâfa düştüler. Ve kim Allah'ın âyetlerini örterse (inkâr ederse), o taktirde, muhakkak ki Allah, hesabı çabuk görendir.

Öyleyse Allah’ın melekleri, Allahû Tealâ’ya şahittirler, ilim sahipleri de şahittir. O ilim sahipleri kıstla emredenlerdir. Allah’ın katında tek dîn sadece İslâm’dır. işte bu dîn, bizim mutlaka nefsimizi Allah’a teslim etmemizi gerektirir. Nefsin Allah’a teslimi, Tövbe-i Nasuh’u devreye koyar ve Tahrim Suresinin 8. âyet-i kerimesi gerçekleşir. O kişi salâh nurunun sahibi olur.

Kişinin kendi kendine münferit günahından dolayı yaptığı tövbe; Al-i İmran Suresinin 128. âyet-i kerimesinde ifade edilmektedir. Mürşidimize tâbî olup nefs tezkiyesine başladığımız tövbe; Furkan-70 ve Mu’min-7’de açıklanmaktadır. Ve ihlâs makamına ulaştığımız noktada Tövbe-i Nasuh söz konusudur. Bu, Tahrim Suresinin 8. âyet-i kerimesinde açıklanmaktadır.

Allahû Tealâ Bakara Suresinin 124. âyet-i kerimesinde buyuruyor ki:

BAKARA - 124 Ve İbrâhîm’i Rabbi kelimelerle imtihan etmişti. Nihayet (imtihan) tamamlanınca da (Allah şöyle) buyurdu: “Muhakkak ki Ben, seni insanlara imam kılacağım.” (İbrâhîm a.s): “Benim zürriyetimden de (imamlar kıl).” deyince; (Allah): “Benim ahdime (imamlık ve önderlik rahmetime, senin zürriyetinden olan) zâlimler nail olamaz.” buyurdu.

Allah’ın ahdi (ahdallahi), irade teslimini ifade eder. Ama nefsine zulmeden bir insanın, bu kademeleri yaşaması zaten mümkün değildir. Bu açıdan insanlar Allah’ın dînini yaşamak istiyorlarsa, Allah’ın Kur’ân-ı Kerim’deki emir ve nehiylerine yüzde 100 itaat etmek durumundadırlar. Allah’a itaat, mutlaka bu güzelliklere bizleri ulaştırır. Mürşidimize tâbî olduğumuz zaman ard arda Allah’ın yardımı, mürşidin himmetiyle teslimlerimizi gerçekleştiririz. Böylece ahiret ve dünya saadetine ulaşırız.

O halde ahiret ve dünya saadetine ulaşmamız noktasında, tövbe çok önemli bir yere sahiptir. Tövbe olayını gerçekleştirmeden, taleplerimize ulaşmamız mümkün değildir. Allahû Tealâ, Kur’ân-ı Kerim’de önemli gördüğü noktalarda âyetlerini peş peşe sıralamıştır. Tövbe de dînî hayatımızda vazgeçilmez farzlardan bir tanesidir.