14.8.1 Hiç kimse başka birisine derecat kaybettiremez.

Başka insanlar o kişiyi kandırmaya çalışırlar. Eğer o kişi kanarsa, kendi iradesiyle yaptığı fiiller dolayısıyla derecat kaybedecektir. O kişi ona derecat kaybettirmiş olamayacaktır.

Kanan kişi, yanlışlıklar sebebiyle kaybettiği dereceler nedeniyle, onu kandıran kişiyi sorumlu tutar. Ama fiili kendi iradesiyle gerçekleştirmiştir. O iradesini şu veya bu şekilde kullanması tavsiyesinde bulunanlar, ona zorla bunu yaptıramazlar. Kişi ikna olursa, bu istikamette neticeye gidecektir, suç işleyecektir. İşlediği suçlar nedeniyle, kaybettikleri kazandığı derecelerden fazlaysa, mutlaka cehenneme gitmesi söz konusudur. Ama kendi yaptığı fiiller sebebiyle bu sonuç oluşacaktır. Başka birinin kendisini kandırması, o noktadan sonra önemini kaybeder. O kişi kendi iradesiyle bir suç işlemedikçe cehenneme gitmez.

Öyleyse kaybettiğimiz derecat, bizim kendi irademizle yaptığımız veya yapmadığımız sebeplere bağlıdır. Örneğin Allahû Tealâ üzerimize daimî zikri farz kılmıştır. Zikir yapmadığımız her saniye derecat kaybederiz.

Dînde zorlama hiçbir şekilde mevcut değildir. Zorlamakla hiç kimse kimseyi cehenneme gönderemez. O kişi kendi iradesiyle kendisine derecat kaybettirecek olayları işlemedikçe cehenneme gitmez. Öyleyse Allah ile kul arasındaki ilişkilerde dînde zorlama, görüyorsunuz ki yoktur. Eğer kulla kul arasındaki ilişkilere bakarsanız, orada hakkın yerine getirilmesi için zorlamalar tahakkuk eder.

Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’e kısas müessesesini koymuştur. Bu cebrî bir olaydır. Birisi birine tokat atsa, Allah’ın huzurunda olay tamamlanmıştır. Kaybedilen dereceye karşılık tokat atılmıştır. Kişi derecat kaybetmiştir. Yenen tokada karşılık derecat kazanmıştır. Eşitlik, iki tarafta da sağlanmıştır. Kaybedilen derece, atılan tokat; kazanılan derece, yenilen tokattır. Ama tokadı yiyen kişi intikam almak sevdasına düşmüşse, Osmanlı devresinde kadıya müracaat ediyordu. Eğer kadı kısas hükmederse, o kişi de diğerine bir tokat atmak hakkının sahibi oluyordu. Bu sefer hem olaylar eşitleniyordu hem de dereceler eşitleniyordu.

Dîndeki zorlama, kişinin kendi iradesiyle yaptığı işlevleri hiçbir zaman negatif istikamette etkileyemez. Başka birinin kişisel iradesi, bir başka iradeyi hiçbir şekilde negatif istikamette sonuca ulaştırmaz, derecat kaybetmesine sebebiyet veremez. Meğerki o kişi tesir altında kalarak veya kalmayarak kendisi kendisine derecat kaybettirecek bir fiili işlemiş olsun. O fiili işlemedikçe kişinin derecat kaybetmesi mümkün değildir.

Dînde zorlama, kimseyi bir neticeye ulaştıramaz. Zorlayan kişiye derecat kaybettirir. Zorlanan kişiye, kişi suç teşkil edecek bir şeyi kendi iradesiyle işlemedikçe, derecat kaybettirmez.

Dînimize sonradan girmiş hurafelerden biri de “Dînde zorlama vardır.” ifadesidir. “Ben zorla istediğimi dîne alırım. İstediğimi dîn sahibi yaparım.” diyecek olan bir insan bunu hiçbir zaman yapamaz, başaramaz. “Ben zorla insanları dînden çıkarırım.” diyen insan da bunu başaramaz. Dîn bir inanç, bir kalbî talep meselesidir. Kim Allah’a ulaşmayı dilerse o kişi dînde başarıya ulaşabilir. Bu ise mutlak olarak kişisel iradenin, cüz’i iradenin sonucudur. Öyleyse bu bağlamda meselemizi ele aldığımızda kesin bir hüküm ortaya çıkıyor: “Dînde zorlama yoktur. “Hiç kimse kimseyi ne rüşd yoluna zorla ulaştırabilir ne gayy yoluna zorla ulaştırabilir. Her ikisinde de zorlayan kişi değil, zorlanan kişinin kendi iradesi hüküm verecektir. Kendi iradesi fiili işleyecektir.