14.6 Kul ile kullar arasındaki ilişkilerde dînde zorlama vardır.
Allah’la kul arasındaki ilişkilerde dînde zorlama yoksa, kimse zorlanamazsa; nasıl olmuştur ki, Hz. Ebubekir zekât vermeyen bir kabileye harp ilan etmiştir? Hani dînde zorlama yoktu? Evet, dînde zorlama yoktur. Ama sadece Allah’la insan arası ilişkilerde yoktur. Zekât da Allah’la insan arası ilişkilerden birisi değil midir? Hayır, değildir. Zekât, başkalarını infâk etmek için verilen bir nafakadır. Öyleyse Hanefi mezhebinde iseniz, bizim gibi kazandığınız paranın yüzde 2.5’unu mutlaka zekât olarak vermek mecburiyetindesiniz. Sahâbe en az 2 kat verirlerdi. Biz de onları örnek alarak, hep iki kat vermeyi esas alıyoruz. Ama 2 kat değil, bir kat da verilebilir, yanlış değildir, dîne aykırı değildir. İsteyen 2 kattan fazlasını da verir. Bu kişisel isteğe dayalı bir olgudur.
Öyleyse bu kişisel istek nereye kadar geçerlidir? Yüzde 1’e kadar inebilir. Onun altı geçerli değildir. Kişisel istek ne söylerse söylesin, kişi mutlaka zekâtını vermek mecburiyetindedir. Veremezse; o zaman o devirdeki otorite olan Hz. Ebubekir’e bu durum savaş hakkı verir. Çünkü o zekât, oradaki fakirlerin Allahû Tealâ tarafından tayin edilmiş hakkıdır. Öyleyse burada zorlama var mıdır? Burada zorlama vardır. Zekât müessesi Allah’la kul arasında bir ilişki değildir. Sadece başka bir kulun hakkını gasbetmektir. Allah’ın kanunu gereğince Allahû Tealâ: “Kazandığınızın 1/40’i mutlaka zekât olarak verilmelidir.” diyor. Zekât nisabı Hanefi mezhebinde 1/40’dır. Şafi mezhebinde yüzde 10’dur.
Öyleyse gerçekten Hz. Ömer zekât almak istikametinde bir savaş açmıştır ve bir zorlama yapmıştır. Ama bu sadece Allah’la kul arasındaki bir ilişki olsaydı, Hz. Ömer asla bunu yapamazdı. Zekât vermemek, başkasının hakkını gasbetmektir. Kazandığınız paranın yüzde 5’i size haramdır, başkasına aittir. Siz kazandınız ama zekat, çalışamaz durumda olanın, şu veya bu sebeple iradesi dışında para kazanamayan insanların hakkıdır, fakirlerin hakkıdır. O, Allahû Tealâ tarafından konulmuş bir haktır.