14.2 Allah’a ulaşmayı dilemeyen bir kişiyi hiç kimse zorla Allah’a ulaşmayı dileme noktasına ulaştıramaz.
Sadece 2 tane alternatif vardır: Allah’a ulaşmayı dilemek veya dilememek. Allah’a ulaşmayı dilemek veya dilememek iradî bir konudur. Kişisel irade (kulun iradesi, cüz’i irade) Allah’a ulaşmayı dilemedikçe, o kişinin dışardan yapılan bir tesirle mü’min olması, kurtuluşa ulaşması hiçbir zaman mümkün değildir. Kişi mutlaka kendisi, kendi iradesiyle Allah’a ulaşmayı dilemelidir. Dilediği takdirde mutlaka Allah’ın cennetine girer. Ama başka biri o kişiyi hidayete hiçbir şekilde erdiremez. Hidayetine sebep de teşkil edemez.
Her hâlükârda Allahû Tealâ’nın mutlak bir şartı vardır. O kişinin cüz’i iradesi (kişisel iradesi) Allah’a ulaşmayı dilemek mecburiyetindedir. Kişi Allah’a ulaşmayı dilemedikçe, etrafındaki insanlar ona ne yaparlarsa yapsınlar o kişi hidayet üzere olamaz. O kişi kurtulamaz. Kimin tarafından yapılırlarsa yapılsın, dışardan yapılacak olan müdahaleler o kişinin iradesine karşı bir zorlamaysa ve kişi Allah’a ulaşmayı dilemiyorsa; asla o kişiyi hidayete erdiremez.
Bir kişinin cehennemden kurtuluşu Kur’ân-ı Kerim’de bir tek şarta bağlanmıştır: Kişinin cenneti, Allah’a ulaşmayı dilediği noktadan itibaren başlar. Bu ise Allahû Tealâ’nın mutlaka o kişinin kalbinde göreceği, kalbinde işiteceği, kalbinde bileceği bir taleptir.
Allah kalbinizi işitir, bilir ve görür. Kalbinizdeki sesi işitir. Allah’a ulaşma talebini işitir. Kalbinizdeki talebi görür. Kalbinizdeki talebi bilir.
Öyleyse bir insan ya Allah’a ulaşmayı diler ya da dilemez. Allah’a ulaşmayı dilemeyen bir kişiyi hiç kimse zorla Allah’a ulaşmayı dileme noktasına ulaştırmak imkânının ve aynı zamanda da yetkisinin sahibi kılınmamıştır. Bu sebeple Allahû Tealâ “Lâ ikrâhe fîd dîni: Dînde zorlama yoktur.” diyor.
BAKARA - 256 Dînde zorlama yoktur. irşad yolu (hidayet yolu, Allah’a ulaştıran yol), gayy yolundan (dalâlet yolundan, şeytana, cehenneme ulaştıran yoldan) açıkça (ayrılıp) ortaya çıkmıştır. Artık kim tagutu (şeytanı ve şeytana ulaştıran yolu) inkâr edip de Allah’a îmân ederse (mü’min olur, Allah’a ulaştıran yolu tercih ederse), böylece o, (Allah’tan) kopması mümkün olmayan urvetul vuskaya (sağlam bir kulba, mürşidin eline) tutunmuştur. Allah Sem’î’dir, Alîm’dir.
“Kad tebeyyener ruşdu minel gay.” Rüşd yolu ve gayy yolu bu âyet-i kerimeye göre birbirinden ayrılmıştır, beyan edilmiştir, açıklanmıştır, tebeyyün etmiştir, ikisinin hususiyetleri belli olmuştur. Yani buradan “Rüşd yolu ve gayy yolu birbirinden kesin şekilde ayrılmıştır.” mânâsı çıkmaktadır.
Bu açıklamanın daha açık bir şekilde ortaya konduğu âyet-i kerime ise A’raf-146’dır:
A'RÂF - 146 Yeryüzünde haksız yere kibirlenen kimseleri, âyetlerimizden çevireceğim. Bütün âyetleri görseler, ona inanmazlar. Eğer rüşd yolunu görseler, onu yol edinmezler. Ve gayy yolunu görseler, onu yol edinirler. Bu; onların, âyetlerimizi yalanlamaları ve ondan gâfil olmaları sebebiyledir.
Allahû Tealâ diyor ki:
“Seasrifu an âyâtiyellezîne yetekebberûne fîl ardı bi gayril hakkı; O kişileri âyetlerimizden çevireceğiz ki onlar yeryüzünde haksız yere kibirle dolaşırlar.
ve in yerev kulle âyetin lâ yu’minu bihâ; Onlar bütün âyetleri görseler, onlara inanmazlar.
ve in yerev sebîler ruşdi lâ yettehızûhu sebîlen; Ve onlar eğer rüşd yolunu (insanı irşada ulaştıracak ve arkadan da Allah’a ulaştıracak olan ve Allah’a ruhu, vechi, nefsi ve iradeyi teslim ettirecek olan yolu) gördükleri zaman onu asla yol ittihaz etmezler, yol edinmezler.
ve in yerev sebilel gayyi yettehızûhu sebîlen; Eğer gayy yolunu görürlerse onu yol edinirler.”
Sadece 2 tane alternatif vardır; ya rüşd yolu ya da gayy yolu. Herkes doğumuyla birlikte gayy yolundadır. Hiç kimse iradesiyle Allah’a ulaşmayı dilemedikçe rüşd yoluna ulaşamaz, gayy yolundan ayrılamaz. Gayy yolu aynı zamanda dalâlet yolu olarak da, cehennem yolu olarak da adlandırılır. Gayy, cehennemin içindeki bir kuyunun adıdır: Gayy kuyusu. Öyleyse gayy yolu, cehenneme götürecek olan yol demektir.
Bütün insanlar, doğdukları andan itibaren bir dalâlet çukurunun içindedirler. Allah’a ulaşmayı dilemedikçe hep dalâlette kalırlar. Kendi iradesiyle yani bilerek, isteyerek, kalbinden Allah’a ulaşmayı dileyenler; sadece onlar dalâletten kurtulabilen ve hidayet üzere olanlardır.
Rüşd yolu irşad yoludur, hidayet yoludur. İnsanın ruhunu, vechini, nefsini ve iradesini Allah’a teslim edeceği yolun adıdır. Bu yola insanı, sadece serbest iradeyle verilen bir karar ulaştırabilir. Böyle bir kararı Allahû Tealâ hep, hepinizden bekler. “Acaba bu kişi Bana ulaşmayı dileyecek mi ve dilediği zaman da Benim kulum olacak mı?” diye hep kalbinize bakar. Kim Allah’a ulaşmayı dilerse, sadece onlar Allah’ın kulu olmayı hak ederler. Sadece onlar tagutun kulu olmaktan kurtulurlar. Öyleyse iradî yapının Allah’a ulaşmayı dilemediği bütün noktalarda, bütün zaman parçalarında o kişi dalâlettedir. O kişi Allah’a ulaşmayı dilemedikçe, dalâlette kalmaya mahkûmdur.
İnsanı dalâletten kurtaracak olan şey, Allah’a ulaşmayı serbest iradesiyle dilemektir. Kişi bir başkası adına dilekte bulunur ve dileğinin kabul edileceğini zannedebilir. Ama bilmelidir ki; hiç kimse başkasının dileği ile bu hedefe ulaşamaz. Herkes bu sebeple kendisinden sorumludur.
Aynı sebeple, niyet amelden üstündür. Kim Allah’a ulaşmayı dilemenin niyetine sahipse, Allahû Tealâ’dan Allah’a ulaşmayı dilemişse; o kişi henüz hiçbir aksiyonun içine girmemiştir. Sadece bir niyetin sahibidir ama bu niyet tek başına onu kurtuluşa ulaştırır. Ama 15 yaşında sorumluluğunu almış ve 80 yaşında ölmüş ve İslâm’ın 5 şartını 65 yıl tatbik etmiş bir adam düşünün. Bu kişinin kurtuluşu mümkün değildir. Öyleyse Allah’a ulaşmayı dilemek yani sadece bir niyet; 65 yılık ibadeti onun daha ötesinde bir değere sahip olarak örtüyor demektir.
Öyleyse hiç kimse zorla başka birine tesir edemez. Onun için Bakara Suresinin 256. âyet-i kerimesinin başına Allahû Tealâ “Lâ ikrâhe fîd dîni; Dînde zorlama yoktur.” ifadesini koymuştur. İrşad yollarıyla gayy yollarının birbirinden ayrıldığını söyleyen Allahû Tealâ şöyle devam etmektedir:
“fe men yekfur bit tâgûti ve yu’min billâhi; Kim tagutu küfrederse yani onu devre dışı bırakırsa, onu inkâr ederse ve Allah’a âmenû olursa (Allah’a ulaşmayı dilerse),
fe kadistemseke bil urvetil vuskâ, lenfisâme lehâ; O, Allah’tan kopması mümkün olmayan bir kulba sımsıkı yapışır.”
Bir sonraki âyet-i kerime (Bakara-257) böyle bir durumun kişiyi nereye ulaştırdığını ifade ediyor.