11.8 Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin ameli boşa gider.

Bir kısım insanlar vardır ki; Allah’a ulaşmayı dilemedikleri halde yaptıkları ameller sebebiyle cennette kendilerine yer beğenemezler. “Ben cennete gitmeyeceğim de kim cennete gidecek?” diye iç dünyalarında kibirlenirler. Bu insanlar, Resûlullah (S.A.V) Efendimiz’in şu hadîs-i şerifini bilmemektedirler: “Hiç kimse kendi ameli ile cennete gidemez.” Yine başka bir hadîs-i şerifte Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: “Öyle insanlar vardır ki; cennetlik amel işlerler ama cehenneme gideceklerdir. Öyle insanlar vardır ki; cehennemlik amel işlerler ama cennete gideceklerdir.”

İşte amellerine sarılan bu insanlar, Allah’a ulaşmayı dilemedikleri takdirde, amellerinin boşa gideceğini bilmiyorlar. Ama Allah’a ulaşmayş dileyen insanlar, cehennemlik amel işlemelerine rağmen sevapları günahlarından fazla olması sebebiyle cenneti hakederler. Allahû Tealâ 7 tane furkanı peşpeşe verirken, aynı zamanda onların derecatını artırarak günahlarını örter ve sevaplarını günahlarının ötesine geçirir. Böylece o kişi, cehennemlik amel işlemesine rağmen cennete gider. Diğer kişi ise ameline sığındığı için ve Allah’a ulaşmayı dilememesi sebebiyle ameli boşa gider, böylece cehennemi hak eder.

Bir önceki bölümde Allah’a ulaşmayı dileyen kişinin Allah’tan 12 tane ihsan aldığını ifade etmiştik. Allahû Tealâ uzuvlardaki ve hassalardaki engelleri kaldırmak suretiyle onlara peşpeşe 7 tane furkanı vermi olur. Allahû Tealâ bu furkanlara paralel olarak kişinin günahlarını örter ve o kişiyi pozitif derecat sonucuna ulaştırır. Akabinde kalbe hidayeti koyar. Kalp, Allah’a döner. Kalbe giden nur yolunu açar. Ve 6 tane kalp şartının sahibi olan bu kişi Allah’ı zikretmeye başladığı an, Allah’ın katından gelen salâvât ve rahmet, kişinin kalbine ulaşır. Ama kalbe “îmân” kelimesi yazılmadığı için salâvâtlar kalbe giremez; sadece rahmet girer. Rahmetin yüzde 2 oranında kalbe girmesiyle, kişi huşû sahibi olur. Allahû Tealâ, Perşembe’yi Cuma’ya bağlayan gece hacet namazı kılmaları halinde, huşû sahiplerine mürşidlerini göstereceğini garanti etmektedir.

BAKARA - 45 (Allah’tan) sabırla ve namazla istiane (özel yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allah’a ulaştıracak mürşidini sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.

Fırkalara ayrılan ve Allah’a ulaşmayı dilemeyenler içinse hacet namazı ile Allah’tan mürşidi istemek kesinlikle zordur. Ama huşû sahibi olan, Allah’a ulaşmayı dileyen insan için zor değildir. Çünkü Allahû Tealâ, o hissi insanın kalbine koyar ve kişinin o hisse paralel hacet namazı kılması halinde, mutlaka ona mürşidini gösterir. 12. ihsan, mürşidin gösterilmesidir.

12 ihsanla Allah’ın kendisine gösterdiği mürşide tâbî olan kişi, Allahû Tealâ’dan 7 tane ni’met alır.

1. ni’met, kişinin mürşidin önünde tövbe etmesi halinde, Mu’min Suresinin 15. âyet-i kerimesine göre devrin imamının ruhunun kişinin başının üzerine gelip yerleşmesidir.

2. ni’met, o kişinin kalbine îmânın yazılmasıdır (Mucadele-22).

3. ni’met, günahların örtülmesi ve sevapların 1’e 10’dan 100’e çıkarılarak derecat sisteminin değişmesidir (Furkan-70).

4. ni’met, o gün kişinin ruhunun Sıratı Mustakîm’e ulaşmasıdır (Nebe-39).

5. ni’met, o gün kişinin nefs tezkiyesine başlamasıdır (Yusuf-53).

6. ni’met, o gün kişinin şeytana kul olmaktan, Allah’a kul olmaya doğru artan oranda hak sahibi olmasıdır. (Bakara-261)

7. ni’met, nefs tezkiyesine paralel olarak, kişinin kalbindeki karanlıkların azalması ve iradenin güçlenmeye başlamasıdır. Çünkü irade, nefsin afetlerine karşı koyan gücün adıdır. Karşıt güç azalınca, karşı koyan kuvvet otomatik olarak artmaya başlar (Ahzab-43).

Böylece 7 tane ni’meti Allah’tan alan kişi, vasıta emirleri severek, isteyerek yerine getirmeye başlar. Bu vasıta emirlerin içinde en büyük ibadet zikirdir. Nefs tezkiyesini gerçekleştiren yegâne vasıta, zikirdir. Günbegün kişi zikrini artırmaya başlayacaktır. Emmare, Levvame, Mülhime kademelerini geçerek mutmain olacak, sonra Allah’tan razı olacak, Allah da ondan razı olacak ve kişi nefs tezkiyesini gerçekleştirmiş olacaktır.

Bu kişinin kalbindeki îmân kelimesinin etrafında biriken fazılların oranı, her tezkiye kademesinde yüzde 7 oranında artar. 7 kademenin sonunda ise yüzde 49 fazl birikimi gerçekleşir. Huşûda biriken yüzde 2 rahmet nuru ile kişinin kalbi, yüzde 51 oranında aydınlanır. Bu insanın dünya saadeti de yüzde 51 oranında gerçekleşmiştir. Öyleyse ahiret saadetini Allah’a ulaşmayı dilemekle elde eden bir insanın dünya saadeti, dünya saadetine mâni olan afetlerin (engellerin) kalpten atılması ve yerine Allah’ın nurlarının yerleşmesiyle gerçekleşir.

Allah’a ulaşmayı dileyen bu insan, Allah’ın kendisi için tayin ettiği mürşide tâbî olduktan sonra yaptığı zikir oranında dünya saadetini elde etmiştir. Günün yüzde 30’unda zikrediyorsa, o kişinin dünya saadeti yüzde 30’dur. Yüzde 51 oranında Allahû Tealâ’yı zikrediyorsa, o kişinin dünya saadeti yüzde 51’dir. Yüzde 100 zikrediyorsa, o kişinin dünya saadeti yüzde 100’dür.

Zikir = Dünya saadeti

Ama gelin görün ki; yeryüzünde fesat çıkaranlar: “Biz Kur’ân-ı Kerim’i okuyoruz. Bu da bir zikirdir. Namaz kılıyoruz. Bu da bir zikirdir.” diyorlar. Ama vasıta emirlerin zikir olduğunu ifade eden bu insanlar, Allah’a ulaşmayı dilemiyorlar. Dilemedikleri için, zaten ihsanların elde edilmesi söz konusu değildir. Bu insanların, ni’metlere ulaşmaları da mümkün değildir. 12 ihsanın ve 7 ni’metin olmadığı bir dîn tatbikatının da hiç kimseyi ne ahiret saadetine ne dünya saadetine ulaştırması ne de felâha ulaştırması mümkün değildir.

İnsanın yaratılış gayesi; dünyada ve ahirette en üst seviyede Allahû Tealâ’ya kul olmasıdır. Bu da ancak kişinin Allah’a ulaşmayı dilemesi ve nefsini tezkiye ve tasfiye etmesiyle mümkündür. Allah’a ulaşmayı dilemek, ruhun bir talebidir. Kim Allah’a ulaşmayı dilerse, önce ruhunu sonra fizik vücudunu ve nefsini Allah’a teslim ederek irşada ulaşır.