AHKÂF - 35 Öyleyse ulûl’azm olan resûller gibi sabret. Ve onlar için acele etme. O gün vaadolundukları şeyi (azabı) gördükleri zaman gündüzün bir saatinden fazla kalmamış gibi olurlar. (Bu) bir tebliğdir. Artık fasıklar topluluğundan başkası helâk edilir mi?
AHZÂB - 7 O zaman ki; Biz, nebîlerden onların misaklerini almıştık. Ve senden ve Hz. Nuh’tan ve Hz. İbrâhîm’den ve Hz. Musa’dan ve Meryemoğlu Hz. İsa’dan ve onlardan ağır bir misak aldık.
ÂLİ İMRÂN - 81 Ve Allah, nebilerden, “Size kitap ve hikmet verdim. Sonra size, beraberinizde olanı (Allah'ın size verdiği kitapları) tasdik eden bir Resûl geldiği zaman, O'na mutlaka îmân edeceksiniz ve O'na mutlaka yardım edeceksiniz” diye misak aldığı zaman, “İkrar ettiniz mi (kabul ettiniz mi?) ve bu ağır (ahdimi) üzerinize aldınız mı?” diye buyurdu. (Onlar da): “İkrar ettik (kabul ettik)” dediler. (Allahû Teâlâ): “Öyleyse şahit olun ve Ben sizinle beraber şahitlerdenim.” buyurdu.
11.4 Nebîlerin îmân ederek kendisine yardım ettiği Mehdi Resûl.
Allahû Tealâ, Ahkâf Suresinde ulûl’azm nebîlerden söz etmektedir.
Ahzab Suresinin 7. âyet-i kerimesinde ise onlardan misak aldığını ifade etmektedir.
Allahû Tealâ’nın aldığı bu misak, Al-i İmran Suresinde şöyle açıklanmaktadır:
Allahû Tealâ’nın buyurduğu Resûl, Allah’ın Hz. Nuh’a, Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya, Hz. İsa’ya ve Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz’e verdiği şeriatın aynı şeriat olduğunu ve bütün insanlar için bir tek dînin varolduğunu ispat edecektir. Allah, nebîlerden bu Resûl’e îmân ve yardım edeceklerine dair misak almıştır. İşte nebîlerin hepsinin îmân ederek yardım edeceği Resûl, Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz’in “ahir zamanda gelecek” diye bize müjdelediği “ümmetimin en hayırlısı” ve “benim varisim” diye açıkladığı, içinde bulunduğumuz Hidayet Çağı’nda Devrin İmamı’dır.
Nebîlerin îmân ederek kendisine yardım ettiği Devrin İmamı, dînin amacının insanlar için dünya ve ahiret saadeti olduğunu 30 yıldan beri açıklamakta ve ispat etmektedir. Buna karşılık, Kur’ân-ı Kerim’in kursaklarından geçmediği, sadece zanları ile dillerini eğerek bir şeyler söyleyen insanların “Dünyada rahatlık yoktur.” demeleri, Allah’ın âyetlerinin yanında bir şey ifade etmemektedir.
Öyleyse şu neticeye ulaşıyoruz: Allah, bütün insanları hanif fıtratı ile yaratmıştır ve bütün insanlar için hanif dînini, Arapça adıyla İslâm’ı seçmiştir: Arapça adıyla İslâm olan, Babamız İbrâhîm’in hanif dîninin bütün muhtevası, Kur’ân-ı Kerim’de bize verilmektedir. 14 asır evvel sahâbe İslâm’ı yaşamıştır. Allahû Tealâ, bütün insanlar için hanif dîninin kaynağı olan Kur’ân-ı Kerim’in bütününe tâbî olarak yaşamamızı istemektedir. Yaşarsak, bu dünya bize bir cennet olur.
Yunus Emre’nin dörtlüğüne kulak verelim:
“Düşmanımız kindir bizim, Biz kimseye kin tutmazız, Ağyar (düşman) bile dosttur bize.”
Kur’ân’ı yaşayan kişi, başlangıç noktasında tamamen karanlıklardan müteşekkil ve 19 tane afetle mücehhez olan bir nefsin sahibidir. Bize düşman olan şeytan; sağır, dilsiz ve kör olan nefsimizi kullanarak, bizi ahiret hayatında cehenneme, dünyada da huzursuzluğa ulaştırır. Ama Allahû Tealâ, dînin yegâne gayesinin, nefsi de ruhun standartlarına ulaştırabilmek olduğunu ifade etmektedir. Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz: “Şüphesiz ki; Allah bu dîni, nefsinizi ihlâsa ulaştırmanız için var etti.” buyurmaktadır.
Nefsimizi ihlâsa ulaştırdığımız zaman yani irşada ulaştığımız zaman ruhunu, fizik bedenini ve nefsini Allah’a teslim etmiş, kalbi 14 kademe müzeyyen bir insan oluruz. Böyle bir kişi Allahû Tealâ tarafından bir seher vaktinde Tövbe-i Nasuh’a çağrılacaktır. Kişi, Tövbe-i Nasuh ile tövbe ettiği zaman, Allahû Tealâ o kişinin iradesini de teslim alır. Teslimlerini tamamlayan bu insan, Kur’ân-ı Kerim’de adı geçen “müslim”lerden olur. İşte müslüman olan bir insan için bu dünya bir cennettir, ahirette de Adn cennetlerine gitmesi söz konusudur.
Müslüman olan bir insan, aynı zamanda dünya hayatında Allah’ın Zat’ına şahittir. Çünkü Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz şöyle buyurmaktadır: “Ben nasıl müjdeliyorsam, siz de öyle müjdeleyiniz ki; Allah’ın Zat’ına şahit olanlar, cennette beraber olacaklardır.”
Bu dünyada rahatlık yoktur zannı, Kur’ân-ı Kerim’e tamamen aykırıdır. Resûlullah (S.A.V) Efendimiz bir hadîs-i şerifinde buyurmuştur ki: “Bir gün benim hadîslerim tartışma konusu olacaktır. Tartışma konusu olduğu günlerde, Kur’ân-ı Kerim’e bakınız. Kur’ân-ı Kerim’e aykırı bir hadîsim olamaz.”