BAKARA - 46 Onlar (o huşû sahipleri) ki, Rab’lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarına ve (sonunda ölümle) O’na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.

BAKARA - 223 Kadınlarınız sizin için tarladır. O halde tarlanıza nasıl dilerseniz öyle yaklaşın. Ve kendiniz için (derecelerinizi arttıracak ameller) takdim edin. Ve Allah’a karşı takva sahibi olun ve O’na mülâki olacağınızı (kavuşacağınızı) bilin. Ve mü’minleri müjdele.

BAKARA - 249 Böylece Talut, askerlerle (ordu ile) (Kudüs’ten) ayrıldığı zaman dedi ki: “Muhakkak ki Allah, sizi bir nehir ile imtihan edecek. Bundan sonra kim ondan içerse, artık (o kimse) benden değildir. Ve kim ondan (doyacak kadar) içmez ise sadece eliyle bir avuç avuçlayıp içen hariç, o taktirde muhakkak ki o bendendir.”Fakat onlardan ancak pek azı hariç, (o sudan doyasıya) içtiler. Nitekim o (Talut) ve îmân edenler birlikte (nehri) geçtikleri zaman: “Bugün bizim, Calut ve onun askerleri ile (ordusuyla) (savaşacak) takatimiz (gücümüz) yok.”dediler. O kendilerinin muhakkak Allah’a mülâki olacaklarını kesin olarak bilenler (yakîn hasıl edenler) ise şöyle dediler: “Nice az bir topluluk, Allah’ın izniyle çok bir topluluğa gâlip gelmiştir. Ve Allah, sabredenlerle beraberdir.”

EN'ÂM - 154 Sonra Musa (A.S)’a, ahsen olanlara tamamlayıcı olarak, herşeyi açıklayan ve rahmet olan ve hidayete erdiren kitabı (Tevrat’ı) verdik. Böylece onlar, Rab’lerine mülâki olacaklarına inanırlar (îmân ederler).

HÛD - 29 Ve ey kavmim! Buna (tebliğ ettiğim şeylere) karşılık sizden mal olarak (bir şey) istemiyorum. Eğer ücretim (ecrim) varsa ancak Allah’a aittir. Ve ben âmenû olanları (Allah’a ulaşmayı dileyenleri) tardedecek (uzaklaştıracak, kovacak) değilim. Muhakkak ki onlar, Rab’lerine mülâki olacaklar (ulaşacaklar). Ve lâkin ben, sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum.

RA'D - 2 Görmekte olduğunuz semaları (gök katlarını) direksiz olarak yükselten Allah’tır. Sonra arşa istiva etti. Ve Güneş'i ve Ay'ı emri altına aldı. Hepsi belirlenmiş bir süreye kadar akıp gider. İşleri düzenleyip idare eder. Âyetleri ayrı ayrı açıklar ki; böylece Rabbinize mülâki olmaya (ölmeden evvel ruhunuzu Allah’a ulaştırmaya) yakîn hasıl edersiniz.

KEHF - 110 De ki: “Ben sizin gibi sadece bir beşerim. Bana sizin ilâhınızın tek bir ilâh olduğu vahyolunuyor. O taktirde kim Rabbine mülâki olmayı (ölmeden evvel Allah’a ulaşmayı) dilerse, o zaman salih amel (nefs tezkiyesi) yapsın ve Rabbinin ibadetine başka birini (bir şeyi) ortak koşmasın.”

NİSÂ - 29 Ey îmân edenler (âmenû olanlar)! Birbirinizin mallarını batılla (haksızlıkla) yemeyin, ancak sizin rızanızla yaptığınız ticaret hariç. Ve kendinizi (ve birbirinizi) öldürmeyin (intihar etmeyin). Muhakkak ki Allah, size karşı Rahîm’dir.

KEHF - 110 De ki: “Ben sizin gibi sadece bir beşerim. Bana sizin ilâhınızın tek bir ilâh olduğu vahyolunuyor. O taktirde kim Rabbine mülâki olmayı (ölmeden evvel Allah’a ulaşmayı) dilerse, o zaman salih amel (nefs tezkiyesi) yapsın ve Rabbinin ibadetine başka birini (bir şeyi) ortak koşmasın.”

Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) buyuruyor:

“Ölmeden evvel ölün.”

9-6-2.3.1 Dünya hayatında ruhun Allah’a ulaşacağından emin olanlar.

Dünya hayatında ruhunu Allah’a ulaştırmamış bir kişi ölünce, ruhu ve nefsi fizik vücudundan çıkar. Nefs, 40 gün süreyle fizik bedenle beraber hesap verdikten sonra ait olduğu berzah âlemine gidecektir. Kıyâmet gününe kadar orada bekleyecektir. Ama ruhu ölüm melekleri yedeğine alarak Allah’ın Zat’ına götüreceklerdir. İşte Allahû Tealâ “Bu ölüm olayı olmadan evvel, siz kendi rızanızla, kendi serbest iradenizle ruhunuzu Bana döndürün.” diyor.

Bakara Suresinin 46. âyet-i kerimesindeki kişiler, dünya hayatında kesinlikle Allah’a ulaşacaklarından emin olanlardır.

“Bugün Calutla ordusuna karşı koyacak gücümüz yok.” diyenler kimlerdir? Emre karşı gelenlerdir. “Kendilerinin Allah’a kavuşacağını bilenler yani dünya hayatında Allah’a ulaşmayı dileyenler ise nice az bir topluluk olmalarına rağmen, sayısı çok topluluğa Allah’ın izniyle üstün gelmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir.” Bu ifade “Allah kiminle beraberse o galiptir.” demektedir.

Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz: “MEHDİ (A.S)’a bağlı olanların sayısı, Talut’la beraber nehri geçenlerin sayısı kadardır.” buyurmaktadır. Neden Allah’ın resûlü, MEHDİ (A.S)’dan bahsederken bu âyet-i kerimeden bahsetmektedir? Çünkü bu âyet-i kerimedeki çarpıcı unsur, Allah’a ulaşmayı dilemektir. Nehri geçenlerin, emre itaat edenler, yani Allah’a ulaşmayı dileyenler olduğunun işareti burada verilmektedir.

Ölümle beraber herkesin ruhu Allah’a ulaşır. Kâfiri mü’minden ayıran fark, mü’minin dünya hayatında Allah’a ulaşmayı dilemesidir. Îmânın olmazsa olmaz şartı, dünya hayatında Allah’a ulaşmayı dilemektir.

Allahû Tealâ gökleri ve yerleri direksiz olarak yaratmasının hikmetini, insanların Allah’ın âyetlerine ve Allah’a dünya hayatında ulaşmaya yakîn sahibi olmaları diye ifade etmektedir.

Nisa Suresinin 29. âyet-i kerimesinde ölümü dilemek yani intihar, Allah tarafından yasaklanmıştır. İntihar eden kişinin gideceği yer cehennemdir.

Ruhun Allah’a ulaşması günümüz dîn âlimlerinin dediği gibi sadece ölümle olsa idi, irci emri kişinin ölümünden sonra ruhunun Allah’a dönmesi anlamına gelse idi, Allah’ın yukarıda ifade edilen Allah’a mülâki olma emri, ölmeyi emretmesi anlamına gelmez miydi? İntihar Nisa-29’da ifade edildi- ği gibi, cezası Allah tarafından cehennem olarak belirlenmiş bir yasaktır. O zaman kişi neden ölümü dilesin? Herkes için ölüm vakti bellidir. Belli olan bir vakti dilemenin âlemi nedir? O zaman bu âyet-i kerimelerde Allah’a mülâki olmak, serbest iradesiyle Allah’a ulaşmayı dilemektir ve bu da ancak irade kişide iken yani kişi hayatta iken olabilecek bir durumdur.

Ruhun Allah’a ulaşabilmesini Allahû Tealâ Kehf-110’da sâlih âmel şartına bağlamıştır. Sâlih amel, nefsi ıslah eden ameldir. Nefs tezkiyesi gerçekleşmedikçe ruh Allah’ın Zat’ına ulaşmaz, kişi Allah’a mülâki olamaz. Nefs tezkiyesi ise kişi hayatta iken gerçekleşen bir durumdur.

Allahû Tealâ şöyle buyuruyor: