9.6.2.2 Hidayet, ruhun dünya hayatında Allah’a ulaşmasıdır; 9 kere üzerimize farzdır.

Allahû Tealâ ezelde ruhumuzdan misak, fizik vücudumuzdan ahd ve nefsimizden yemin almış ve Kâlu Belâ gününde bu yeminlerle bizi Kendisine bağlamışır. Hatta halk arasında “Ne zamandan beri Müslümansın?” dendiğinde, biz hep “Kâlu belâdan beri.” diyoruz. Kâlu belâ dememizin sebebi: O gün ruhumuz dünya hayatında Allah’a teslim olacağına dair misak vermiş, fizik vücudumuz dünya hayatında Allah’a teslim olacağına dair Allahû Tealâ’ya ahd vermiş, nefsimiz dünya hayatında Allah’a teslim olacağına dair Allah’a yemin vermiştir.

A’raf-172’ye göre, Allahû Tealâ nefsimizin üzerine ruh ve fizik vücudu şahit tutarak, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye soruyor. Hepimiz “kâlû belâ (evet)” diyoruz. Allahû Tealâ, “Beni Rab olarak kabul ediyorsanız size emrimi veriyorum. Bana yeminler verin.” diyor. Sonra da Allahû Tealâ, emri teyid ettiriyor, emri tekrar ettiriyor. “Sözlerimi işittiniz mi?” Hepimiz “semi’nâ” diyoruz. Ve ruhumuz Allah’a misak veriyor, fizik vücudumuz Allahû Tealâ’ya ahd veriyor ve nefsimiz Allah’a yemin veriyor. Ondan sonra Allahû Tealâ: “İtaat ettiniz mi?” diye soruyor. Biz de “Ata’nâ: İtaat ettik.” diyoruz.

Üzerimize farz olan bu emirleri dünya hayatında gerçekleştirmemiz gerektiğini, Allahû Tealâ Maide Suresinin 7. âyet-i kerimesinde hatırlatmaktadır.

MÂİDE - 7 Allah’ın, sizin üzerinizdeki nimetini ve: “İşittik ve itaat ettik” dediğiniz zaman, onunla sizi bağladığı misâkınızı hatırlayın. Allah’a karşı takvâ sahibi olun, Muhakkak ki Allah göğüslerde (sinelerde) olanı en iyi bilir.

Bu konu En’am-152’de de ifade edilmektedir.

EN'ÂM - 152 Yetimin malına, o en kuvvetli çağına gelinceye kadar, en güzel şekliyle olmadıkça yaklaşmayın. Ölçü ve tartıyı adaletle yerine getirin. Kimseyi gücünün dışında (bir şey ile) sorumlu tutmayız. Söylediğiniz zaman, yakınınız olsa bile, artık adaletle söyleyin. Allah’ın ahdini yerine getirin (ifa edin). Böylece tezekkür edersiniz diye, (Allah) işte böyle, size onunla vasiyet (emir) etti.

Allah’ın ahdi, bizim irademizin misakidir. Ama irademizin misakini yerine getirebilmek, irademizi Allah’a teslim edebilmek için; evvelden üç yemini yerine getirmemiz gerekir. Yani ruhumuzu, fizik vücudumuzu, nefsimizi Allah’a teslim etmemiz gerekir ki irademizin misakini yerine getirebilelim. Bu da toptan Allah’ın vasiyetini oluşturur. Dolayısıyla Kur’ân’daki İslâm’ı yaşamanın olmazsa olmaz şartı, ruhu dünya hayatında Allah’a ulaştırmaktır. Bu hidayettir.

Allahû Tealâ, ruhun dünya hayatında Allah’a ulaşmasını üzerimize 9 âyet-i kerimede farz kılmıştır. Evvelâ, ruhun dünya hayatında Allah’a ulaşabilmesi için, bizim Allah’a ulaşmayı dilememiz gerekir. Kur’ân’daki İslâm’ın 1. safhası Allah’a ulaşmayı dilemektir.

Öncelikle ruhun Allah’a ulaşması farziyetine dair 9 tane âyet-i kerimeye beraberce bakalım.

1. âyet-i kerime:

MUZZEMMİL - 8 Ve Rabbinin İsmi'ni zikret ve herşeyden kesilerek O’na ulaş.

Burada Allah’a dönen, Allah’ın emaneti olan bizim içimizdeki ruhtur. Çünkü Allah, bütün insanları ruh, nefs, fizik vücut üçlüsüyle yaratmıştır. Nefsimiz, berzah âlemine aittir. Fizik vücudumuz, şimdi yaşadığımız zahirî âleme aittir. Ama ruhumuz Allah’tan bize üfürülmüştür ve Ahzab Suresinin 72. âyet-i kerimesine göre bir emanettir, Allahû Tealâ da bu emaneti hayattayken sahibi olan Allah’a teslim etmemizi, iade etmemizi emretmektedir.

AHZÂB - 72 Muhakkak ki Biz, emaneti göklere, arza ve dağlara arz ettik (sunduk, teklif ettik). Onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular. Ve insan onu yüklendi. Muhakkak ki o (nefs), çok zalimdir, çok cahildir.

2. âyet-i kerime:

NİSÂ - 58 Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah, onunla (bununla) size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, en iyi işiten ve en iyi görendir.

Emanetler çoğuldur ama sahibi tekildir. Çünkü sahibi sadece Allah’tır. Biz ruh emanetini Allah’a teslim ettiğimiz zaman, fizik vücut bir emanet olur. Biz fizik vücudu Allah’a teslim ettiğimiz zaman, nefs bir emanet olur. Biz nefsi Allah’a teslim ettiğimiz zaman ise irade bir emanet olur. İradeyi de Allah’a teslim ettiğimiz zaman, bütün emanetlerini teslim etmiş, Kur’ân’daki İslâm’ı yaşayan, Allah’ın en üst seviyedeki emrini yerine getirmiş biri oluruz.

Öyleyse “Allah’ın ismiyle zikret ve herşeyden kesilerek Allah’a dön.” emri, ruhadır. Bu, Allah’a ruhun ulaşmasının farziyetini ifade etmektedir.

3. âyet-i kerime:

RA'D - 21 Ve onlar Allah’ın (ölümden evvel), Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O’na (Allah’a) ulaştırırlar. Ve Rab’lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.

Allah’ın, Allah’a ulaştırmasını emrettiği şey nedir? Allah’ın emrinden olan ruhtur.

İSRÂ - 85 Ve sana ruhtan sorarlar. De ki: “Ruh, Rabbimin emrindendir.” Ve size, (ruha ait) ilimden sadece az bir şey verildi.

4. âyet-i kerime:

FECR - 28 Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!

Tüm bunlar, Allah’tan üfürülen bizdeki Allah’ın emaneti olan ruha, Allah’ın emirleri, Allah’ın farzlarıdır.

5. âyet-i kerime:

ZÂRİYÂT - 50 Öyleyse Allah’a firar edin (kaçın ve sığının). Muhakkak ki ben, sizin için O’ndan (Allah tarafından gönderilmiş) apaçık bir nezirim.

Bunun gerçekleştirilmesini Allahû Tealâ hayattayken istiyor. Çünkü Yüce Rabbimizin vazifeli kıldığı hidayetçiler vardır. Allahû Tealâ’nın bütün resûlleri, hidayetle gelirler. Özellikle de Devrin İmamı, hidayetle gönderilmiştir. Allahû Tealâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:

TEVBE - 33 Resûl'ünü müşrikler kerih görseler de, hidayetle ve hak dîn ile (bu dîni) bütün dînler üzerine izhar etmesi (hak dîn olduğunu ispat etmesi) için gönderen O'dur.

Hidayetin, insan ruhunun Allah’a ulaşması olduğunu daha evvel ifade etmiştik (Al-i İmran 73, Bakara-120). Allahû Tealâ En’am-71’de de hidayetten söz etmektedir.

EN'ÂM - 71 De ki: “Bize fayda ve zarar vermeyen Allah’tan başka şeylere mi dua edelim? Bizi Allah’ın hidayete erdirmesinden sonra, yeryüzünde şeytanların kandırıp, şaşkın bıraktığı, arkadaşlarının da “bize hidayete gel” diye çağırdığı kimse gibi topuklarımızın üzerinde geriye mi döndürülelim?” De ki: “Muhakkak ki, Allah’a ulaşmak, o, hidayettir ve biz âlemlerin Rabbine teslim olmakla emrolunduk.”

Sıratı Mustakîm de insan ruhunu Allah’a ulaştıran yolun adıdır. Allahû Tealâ En’âm-87, 88’de Sıratı Mustakîm’den şöyle söz etmektedir:

EN'ÂM - 87 Ve onların babalarından, zürriyetlerinden (nesillerinden) ve kardeşlerinden onları seçtik. Ve onları Sıratı Mustakîm'e (Allah'a ruhu ulaştıran yola) hidayet ettik (ulaştırdık).

EN'ÂM - 88 İşte bu Allah’ın hidayetidir. Kullarından dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve eğer şirk koşsalardı, elbette yapmış oldukları şeyler heba olurdu (boşa giderdi).

Hidayetle gelen Allah’ın resûlleri, Yunus Suresinin 25. âyeti kerimesine göre insanları Allah’ın Zat’ına davet ederler.

YÛNUS - 25 Ve Allah, teslim (selâm) yurduna davet eder ve (teslim yurduna, Zat'ına ulaştırmayı) dilediği kimseyi, Sıratı Mustakîm'e ulaştırır.

Daveti kabul edenleri Allahû Tealâ Sıratı Mustakîm’e ulaştırır. Çünkü Sıratı Mustakîm, insan ruhunu Allah’a ulaştıran yoldur. Ve Allahû Tealâ, bunu ölümden evvel, hayatta iken yapmamızı emreder.

6. âyet-i kerime:

ŞÛRÂ - 47 Rabbinize icabet edin (Allah’a ulaşmayı dileyin), Allah tarafından geri döndürülmeyecek olan günün gelmesinden önce. İzin günü, sizin için bir sığınak yoktur. Ve sizin için bir inkâr yoktur (yaptıklarınızı inkâr edemezsiniz).

Allah’ın daveti, insan ruhunun dünya hayatında Allah’a ulaşmasıdır.

7. âyet-i kerime:

ZUMER - 54 Ve Rabbinize (Allah’a) yönelin (ruhunuzu Allah’a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O’na (Allah’a) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah’a teslim edin). (Yoksa) sonra yardım olunmazsınız.

8. âyet-i kerime:

RÛM - 31 O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.

9. âyet-i kerime:

LOKMÂN - 15 Ve bilgin olmayan bir şey hakkında, şirk koşman için seninle mücâdele ederlerse, ikisine de itaat etme! Ve dünyada onlara güzellikle sahip ol. Bana yönelenlerin (ruhunu Allah'a ulaştırmayı dileyenlerin) yoluna tâbî ol. Sonra dönüşünüz Banadır. O zaman yaptığınız şeyleri size haber vereceğim.

Ölümle herkesin ruhu Allah’a ulaşır. Herkesin ruhu ölümle Allah’a zaten ulaşacaksa, o zaman kâfirle mü’min arasındaki fark ne olacaktır? Eğer ölümle herkesin ruhu Allah’a ulaşacaksa Allahû Tealâ bu kadar emri neden versin? Sekarat halinde, gözünden perde kaldırıldığı zaman firavun bile, “Amennâ birabbi Hârûne ve Mûsâ” dedi. Ama bundan önce îmân etmemişti. Acaba, ölen herkesin ruhu Allah’a ulaşacak ve herkes Allah’ın Zat’ını görecekse, bu durumda Allah’a îmân etmeden giden bir kişi olabilir mi?

Îmânın olmazsa olmaz şartı 1. noktada, gaybî îmândır. Bunun için gereken şartlar şunlardır:

1- Allah’a inanmak,

2- Ruhun dünya hayatında Allah’a ulaşmasına inanmak,

3- Bunun farz olduğuna inanmak,

4- Allah’a ulaşmayı dilemesi halinde hanif fıtratının bir gereği olarak kendisinin de yerine getirebileceğinden emin olmak.

Öyleyse Allah’a ulaşmayı dilediği takdirde, mutlaka Allah o kişinin ruhunu Kendisine ulaştıracaktır. Ruh Allah’a ulaştığı zaman, Allah’a sarılır. Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’de Nisa Suresinin 175. âyet-i kerimesinde ruhun Allah’a sarılmasını va’tesamû fiiliyle açıklamıştır.

NİSÂ - 175 Böylece Allah'a âmenû olanları (ölmeden önce ruhunu Allah'a ulaştırmayı dileyenleri) ve O'na (Allah'a) sarılanları ise, (Allah) Kendinden bir rahmetin ve fazlın içine koyacak ve onları, Kendisine ulaştıran "Sıratı Mustakîm"e hidayet edecektir (ulaştıracaktır).

Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz: “Hiç kimse kendi ameliyle cennete gidemez.” buyurmuştur. Sahâbe, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e “Sende mi ya Resûlullah?” diye sorunca, Peygamber Efendimiz (S.A.V): “Ben de, ama Rabbim beni rahmetine gark etmiştir.” diye cevap vermiştir. Neden? Çünkü bu âyet-i kerimede ifade edildiği gibi Allah, ancak Allah’a ulaşmayı ve Allah’a sarılmayı dileyenlerin üzerine Rahmân esmasıyla tecelli eder. Onları Kendisinden bir fazl ve rahmetin içersine koyar.