9.6.2.1 Ancak Allah’a ve ahiret gününe (ruhu ölmeden evvel Allah’a ulaştırma gününe) îmân edenler, Allah’ın mescidlerini imar eder.
TEVBE - 18 Allah’ın mescidlerini ancak, Allah’a ve ahiret gününe (ruhu ölmeden evvel Allah’a ulaştırma gününe) îmân eden ve namazı ikame eden ve zekât veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte onların böylece hidayete erenlerden olması umulur.
TEVBE - 99 Ve bedevî Araplar’dan Allah’a ve ahiret gününe (Allah’a ölmeden evvel ulaşma gününe) inananlar vardır. Ve infâk ettikleri şeyleri Allah’ın indinde ve Resul’ün dualarında bir (yakınlık) vesile kabul ederler. Muhakkak ki; o, onlar için bir yakınlık vesilesidir, (öyle) değil mi? Allah, onları rahmetinin içine dahil edecek. Muhakkak ki Allah; Gafur’dur (mağfiret edendir) ve Rahîm (rahmet nurunu gönderen)’dir.
Görüyoruz ki kurtuluş, ahiret gününe îmân edenler yani Allah’a ulaşmayı dileyenler ya da daha açık bir ifade ile sadece dünya hayatında ruhun Allah’a ulaşmasına îmân edenler içindir. Söylediğimiz gibi Allah’a ulaşmayı dilemeyenler dünya hayatını seçenlerdir. Allah’a ulaşmayı dileyenler ise ahiret hayatını seçenlerdir. Ahiret hayatını seçenlere, ahiret yurdunun Allah’ın katında olduğunu âyetler net olarak anlatmaktadır.
Ulaşma, dünya hayatındadır. Mu’min Suresinin 39. âyeti kerimesinde Allahû Tealâ şöyle buyurmaktadır:
MU'MİN - 39 Ey kavmim! Bu dünya hayatı, sadece (geçici) bir metadır (faydalanmadır). Ve muhakkak ki ahiret karar kılınacak (devamlı kalınacak) yerdir.
Yine Allahû Tealâ Kıyâme Suresinin 20 ve 21. âyet-i kerimelerinde şöyle buyurmaktadır:
KIYÂME - 20 Hayır, bilâkis siz çabuk geçeni (dünya hayatını) seviyorsunuz.
KIYÂME - 21 Ve ahireti terkediyorsunuz.
Ahireti seçenler Allah’a ulaşmayı dileyenlerdir. Çarçabuk geçmekte olan dünyayı sevenler (seçenler) Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerdir.
Allahû Tealâ, Yusuf-109’da Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz ve sahâbeye şunları söylemektedir:
YÛSUF - 109 Senden önce, kendilerine vahyettiğimiz şehirler halkının adamlarından başkasını göndermedik. Onlar yeryüzünde dolaşmazlar mı? Artık baksınlar! Onlardan öncekilerin akıbetleri (sonları) nasıl oldu? Ve takva sahipleri için ahiret yurdu mutlaka daha hayırlıdır. Hâlâ akıl etmiyor musunuz?
İnsanların ahiret ve dünya saadetine ulaşması için Allahu Teala rehber olarak şeriat kitaplarını göndermiş ve her devirde şeriat kitablarının muhtevası olan 7 safha ve 4 teslimi yaşayan canlı kılavuzlar olarak, vahye mazhar şehir halkından adamlar, mürşidler tayin etmiştir. Mürşidler insanları ahiret ve dünya saadetine ulaştırmak için her devirde Allah’a çağırmışlar, hep insanları Allah’ın Zat’ına ruhen ulaşmaya davet etmişlerdir. Tebliğe uyan, Allah’a ulaşmayı dileyen, takva sahibi olan herkes her devirde ahireti seçmiş, tebliğe muhatab olmasına rağmen dünya hayatında Allah’a ulaşmayı dilemeyen herkes Zuhruf-35’te belirtilen dünya hayatının meta’ı olan geçici süslerini kendisine tercih etmiştir.
ZUHRÛF - 35 Ve (üstlerine) süsler (mücevherler yapardık). Ve bunların hepsi sadece dünya hayatının meta’ıdır. Ve ahiret ise Rabbinin katındadır ve takva sahiplerinindir.
Kasas Suresinin 83. âyet-i kerimesinde, Allah’ın katındaki ahiret yurdunun takva sahipleri için olduğu ifade edilmektedir.
KASAS - 83 İşte bu ahiret yurdu ki onu, yeryüzünde üstün olmak ve fesat çıkarmak istemeyenlere tahsis ederiz. Akıbet (güzel sonuç) muttekîlerindir (takva sahiplerinindir).
Allah’ın bizde olan ruh emanetinin dünya hayatını yaşarken mutlaka Allah’a ulaştırılması gerektiği, âyetlerle net olarak açıklanmaktadır. Zaten insanoğlu için iki alternatif vardır: Allah’a ulaşmayı dilemek veya dilememek. Dilemeyenler dünya hayatını seçenlerdir. Dileyenler Allah’ın katında ahiret hayatını seçenlerdir. Çünkü kişi Allah’a ulaşmayı diledikten sonra Allahû Tealâ o kişinin ruhunu Kendine ulaştıracağını vaadediyor.
Allahû Tealâ ikinci kademe olan bekâ kademesini ise şöyle açıklamaktadır:
EN'ÂM - 127 Rab’lerinin katında onlar için selâm yurdu (teslim yurdu) vardır. Yapmış olduklarından dolayı, O (Allah), onların dostudur.
Allah’ın katındaki teslim yurdu, bekaya ulaşan herkesin ruhuna Allahû Tealâ’nın mükâfat olarak verdiği tahtlardır. Arkadan öne bakıldığında, sol tarafta 4 metre yükseklikte altın tahtlar vardır. Yunus Emre buraya ulaştığı için şiirinde diyor ki: “Lâ mekâne kavm oldum: Mekânsızlığın ahalisinden oldum.” Kime bu taht ihsan edilmişse, o mekânsızlığın ahalisinden olmuştur. O; ahiret yurdunu, ahiret hayatını seçendir, ahiret yurduna ulaşan kişidir.
Allahû Tealâ; 3 vücut, serbest irade ve aklın sahibi olan insana, birinci emanet olan ruhun dünya hayatında Allah’a ulaştırılmasını 9 kere farz kılmıştır. Bizim için örnek olan sahâbe, 14 as›r evvel kesinlikle İslâm’ın 1. safhasını yaşamış ve Allah’a ulaşmayı dilemişlerdir.
RÛM - 31 O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.
Ahiret yurdu takva sahipleri içindir. Ve ancak Allah’a ulaşmayı dilemekle oraya ulaşılabilir. Çünkü takva sahibi olmak, Allah’a uluşmayı dilemekle mümkündür.
İnsan ruhunu Allah’ın Zat’ına ulaştıracak olan yol, Sıratı Mustakîm’dir. Sıratı Mustakîm, 4 bölümden oluşur.
1. Kişinin tâbî olduğu mürşidle yeryüzündeki devrin imamının ana dergâhı arasında bir sebîl vardır.
2. Yeryüzündeki devrin imamının ana dergâhından 7. gök katına bağlayan 2. bölüm dikey yol bir yol vardır (Tarîki Mustakîm).
3. 7. gök katındaki 7 âlemi birbirine ve varlıklar âleminin son noktasına bağlayan yatay 3. Sıratı Mustakîm vardır.
4. Ve varlıklar âleminin son noktasından, Yokluk’ta Allah’ın Zat’ına ulaştıran dikey bir yol vardır (Sıratı Rabbikel Mustakîm).
Öyleyse Sıratı Mustakîm, iki yatay ve iki dikey yoldan oluşan bir muhtevaya sahiptir. Allahû Tealâ buyuruyor ki:
MU'MİNÛN - 17 Ve andolsun ki Biz, sizin üzerinizde 7 yol yarattık ve Biz, yaratmaktan gâfil değiliz.
7 tarîk, 7 tane gök katını birbirine bağlayan yolu ifade eder. Her gök katını birbirine bağlayan yol, bir tarîktir. 7 tane gök katını birbirine bağlayan yol, bu sebeple 7 tane tarîkten oluşur. Bu 7 tarîkten oluşan muhteva Tarîki Mustakîm adını alır.
AHKÂF - 30 Onlar: “Ey kavmimiz! Muhakkak ki biz, Hz. Musa’dan sonra indirilen, onların elindekini tasdik eden Hakk’a ulaştıran ve Tarîki Mustakîm’e hidayet eden bir kitap dinledik.” dediler.
Takva sahipleri için Kur’ân-ı Kerim kesinlikle bir kılavuzdur, bir rehberdir. Âyetler zaten Kur’ân’ın muhtevasında yer alır. Her âyet, Allah’a giden yolda bir nevi bir kilometre taşı, bir işarettir.
İnsanla Allah arasındaki 28 basamaklık dizayn içerisinde, başlangıç noktasında bütün insanlar olayları yaşarlar, değerlendirirler. Ama 2. basamakta Allahû Tealâ insanları 2 gruba ayırır: Seçilmeyenler ve seçilenler. Seçilmeyenler, kendileri Allah’a ulaşmayı dilemedikleri gibi başkasının dilemesine de mâni olanlardır. Onlar; Allah insanların dünya hayatını yaşarken ruhlarının Allah’a ulaştırılmasını tam 9 kere farz emirle bildirmesine rağmen buna karşı çıkarak kendileri Allah’a ulaşmayı dilemezler ve başkalarının da dilemesine mâni olurlar. Kısaca, Allah’a karşı savaşırlar. İşte bu savaşan zalimleri Allahû Tealâ seçmez. Bunlar cin ve insan şeytanlardır, yeryüzünde fesat çıkaranlardır, irşad yolunu seçmeyen, gayy yolunun üzerinde olanlardır. Geri kalanlar ki; bunlar insanların yüzde 90’ından fazlasıdır, seçilir. Bu seçilenleri Allahû Tealâ, Şura Suresinin 13. âyet-i kerimesinde şöyle açıklamaktadır:
ŞÛRÂ - 13 (Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).
Şura-13’e göre insanların yüzde 90’ından fazlası seçilenleri oluşturur. Bu seçilenlerin içinden yüzde 10’dan daha az bir kısım Allah’a ulaşmayı diler. Ve Allah, yunîb olan, Allah’a yönelen, Allah’a ulaşmayı dileyen herkesi Kendisine ulaştırır. 3. basamakta kişi, Allah’a ulaşmayı diler. Kalben Allah’a ulaşmayı dileyenin üzerine, Allahû Tealâ 4. basamakta Rahîm esmasıyla tecelli eder. Ve ona Enfal Suresinin 29. âyet-i kerimesine göre peşpeşe 7 tane furkan verir.
ENFÂL - 29 Ey âmenû olanlar! Allah’a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.
Her furkana paralel, Allah kişinin o güne kadar yapmış olduğu günahların bir kısmını örter. Böylece günahları örtülen kişi, sevapları günahlarından fazla olan kişi olur. Ve derecat açısından cennete girmeye hak kazanır.
5. basamakta, Allahû Tealâ kişinin baş gözlerindeki hicab-ı mestureyi ve nefsinin kalbindeki basar hassası üzerinde bulunan gışaveti alır
6. basamakta, kulaklardaki işitmeye mâni olan engeli yani vakrayı alır ve nefsinin kalbindeki sem’î hassasının mührünü açar.
7. basamakta, kalbindeki ekinneti alır, kalpteki fıkıh hassasının üzerindeki mührü açar. Kalbe ihbatı koyar.
8. basamakta, Allahû Tealâ, o kişinin nefsinin kalbine hidayetle ulaşır (Tegabun-11).
9. basamakta, şeytana dönük olan nefsin kalbini Allah Kendisine çevirir (Kaf-33).
10. basamakta, Nefsin kalbinde bu değişiklikleri yapan Allahû Tealâ, 10. basamakta fizik vücudun göğsünü de teslimlere açar, yarar, şerheder, rahmet yolunu açar (En’am - 125).
11. basamakta, göğsünden kalbine rahmet yolu açılmış olan bu insanlar, Allah’tan bir nur üzere olurlar (Zumer-22). Çünkü Allah kalbe hidayetle ulaşmış, kalbi Kendisine çevirmiş, kalbe giden rahmet yolunu açmıştır. Kişi Allah’ı zikrederse (ki Allah’ın ismi bir şifredir) Allah’ın katından mutlaka salâvât ve rahmet o kişinin göğsüne gelir. Salâvâtlar îmân kelimesi henüz kalbe yazılmadığı için kalbin içine giremezler. Ama rahmet sızar. Rahmetin sızması hasebiyle o kişi Allah’tan bir nur üzere olur.
12. basamakta, kişi (Hadid Suresinin 16. âyet-i kerimesine göre) huşû sahibi olur.
13. basamakta, huşû sahibi olmuş olan bu kişi Bakara Suresinin 45. âyet-i kerimesine göre Allah’tan mürşidini talep eder.
BAKARA - 45 (Allah’tan) sabırla ve namazla istiane (özel yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allah’a ulaştıracak mürşidini sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.
14. basamakta, kişi mürşide tâbî olur.
7 furkan ve 12 ihsanla mürşide tâbî olan kişiye Allahû Tealâ 7 tane ni’met verir.
1. ni’met, devrin imamının ruhunun o kişinin başının üzerine gelip yerleşmesidir (Mu’min-15).
2. ni’met, kalbe Allah’ın îmânı yazmasıdır (Mucadele-22).
Mucadele Suresinin 22. âyet-i kerimesinde Allah’ın kalplerine îmân yazdığı kişilerin Allah’a ve yevm’il âhire îmân edenler yani Allah’a ulaşmayı dileyenler olduğu açıkça ortaya çıkıyor. Allah, ancak onların kalbine îmânı yazıyor. Demek ki bunların Allah’a ulaşmayı dileyenler olduğu net olarak ortadadır.
Allah’a ve yevm’il âhire îmân edenlere yani Allah’a ulaşmayı dileyenlere Allahû Tealâ 7 furkan 12 ihsan verdikten sonra mürşidlerine ulaştırır. Ve mürşide tâbî olduklarında 1. ni’met olarak Allah kalplerine îmânı yazar. Kalbe îmân yazılması demek artık fazılların da o kalbe girmeye başlaması demektir. Fazıllar kalbe giriyorsa nefs tezkiyesi başlar.
3. ni’met, o güne kadar işlenen günahların sevaba çevrilmesi (Furkan-70) ve Allahû Tealâ’nın her amele karşılık 1’e 100, 200, 300, 400, 500, 600, 700’e kadar derecat artırımında bulunmasıdır.
4. ni’met, ruhun bedenden ayrılıp Sıratı Mustakîm’e ulaşmasıdır (Nebe-39). Kişi mürşidin önünde tövbe edip de devrin imamının ruhu başının üzerine geldiği zaman, o kişinin ruhu Nebe39’a göre vücudundan ayrılır.
5. ni’met, nefs tezkiyesidir (Yusuf-53).
6. ni’met, her tezkiye kademesinde kalpteki karanlıkların azalmaya başlamasıyla o kişinin iradesinin güçlenmesidir (Ahzab-43).
7. ni’met, her tezkiye kademesinde, kalpteki karanlıkların azalmaya başlamasıyla o kişinin fizik vücudu da güçlenir (Bakara-261).
Böylece 7 furkan, 12 ihsan ve 7 tane ni’metle kişi nefs tezkiyesine başlar. Nefs-i Emmare’yi bitirdiği zaman kişinin ruhu zemin kattan 1. gök katına ulaşır. Nefs-i Levvame’yi bitirdiği zaman ruh 2. gök katına ulaşır. Daha açık bir anlatımla:
• Nefs-i Emmare’yi bitirdiği zaman 1. Tarîki Mustakîm’e
• Nefs-i Levvame’yi bitirdiği zaman 2. Tarîki Mustakîm’e
• Nefs-i Mülhime’yi bitirdiği zaman 3. Tarîki Mustakîm’e
• Nefs-i Mutmainne’yi bitirdiği zaman 4. Tarîki Mustakîm’e
• Nefs-i Radiye’yi bitirdiği zaman 5. Tarîki Mustakîm’e
• Nefs-i Mardiyye’yi bitirdiği zaman 6. Tarîki Mustakîm’e
• Nefs-i Tezkiye’yi bitirdiği zaman 7. Tarîki Mustakîm’e ulaşır.
Böylece 7 tane Tarîki Mustakîm’i kişi bitirmiştir. Sonuçta ruh 7 tane âlemden geçer ve Yokluk’ta Allah’ın Zat’ına ulaşır. Nefs 7 kademede tezkiye olur, fizik vücut da Allah’ın evvab kulu olur. Allahû Tealâ bir bütün olarak Fecr Suresinin 27, 28, 29, 30. âyet-i kerimelerinde şöyle buyurmaktadır:
FECR - 27 Ey mutmain olan nefs!
FECR - 28 Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!
FECR - 29 (Ey fizik vücut!) O zaman, (nefsini tezkiye ettiğin ve ruhunu Allah’a ulaştırdığın zaman Bana kul olursun) kullarımın arasına gir.
FECR - 30 Ve cennetime gir.
Kişi Emmare’yi, Levvame’yi, Mülhime’yi geçmiş, Mutmain olmuştur. Rabbinden razı olmuş, Allah da ondan razı olmuş ve nefs tezkiyesini gerçekleştirmiştir. Böylece o kişi Rad Suresinin 21. âyet-i kerimesine göre Allah’ın, Allah’a ulaştırılmasını emrettiği ruhu Allah’a ulaştırmış, vasıl etmiştir. Böylece vuslat gerçekleşir. Kişi Allah’ın ermiş evliyası olur.
RA'D - 21 Ve onlar Allah’ın (ölümden evvel), Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O’na (Allah’a) ulaştırırlar. Ve Rab’lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.
Teslim yurdu, Allah’ın Zat’ıdır. Teslim, emanet alınan bir şeyi sahibine geri vermektir. Demek ki ruh emanettir, sahibi de Allah’tır. Ve bu teslimle bu emanetin sahibine iade edilmesi gerekir. Emanet olan ruhu sahibine bıraktığımız zaman fizik vücut emanet olur. Fenâ kademesinde, beka kademesinde, zühd kademesinde zikrimizi artırmak suretiyle 25. basamakta fizik vücudu da Allah’a teslim ederiz. Kalbimizdeki aydınlanma yüzde 81’e ulaşır. 2. emanet olan fizik vücudu da Allah’a teslim ettiğimiz zaman muhsin kullardan oluruz. Bu sefer nefs emanet olur. 26. basamakta daimî zikre ulaşarak nefsi de Allah’a teslim ederiz. Bu sefer irade bir emanet olur. Ve ihlâs kademesinin sonunda, Allah Tövbe-i Nasuh’a davet eder. Tövbe-i Nasuh’la tövbe eden kişi iradesini de Allah’a teslim eder.