9.4 Basiretle Allah’ın Zat’ına davet etmek.

İşte bu dizayn içinde Allahû Tealâ, ruhun dünya hayatında Allah’a ulaşmasını üzerimize farz kılmıştır. Ruh, Allah’tan bize üfürülmüş olan Allah’ın bir emanetidir. Ve bu emanetin mutlaka sahibi olan Allah’a, dünya hayatında iade edilmesi, teslim edilmesi lâzımdır.

YÛNUS - 25 Ve Allah, teslim (selâm) yurduna davet eder ve (teslim yurduna, Zat'ına ulaştırmayı) dilediği kimseyi, Sıratı Mustakîm'e ulaştırır.

YÛSUF - 108 De ki: “Benim ve bana tâbî olanların, basiret üzere (kalp gözüyle basar ederek, Allah’ı görerek) Allah’a davet ettiğimiz yol, işte bu yoldur. Allah’ı tenzih ederim. Ve ben, müşriklerden değilim.”

Ruh, Allah’tan bize üfürülmüştür. Ruh için teslim yurdu Allah’ın Zat’ıdır. Ama ruhun Allah’ın Zat’ına ulaşması, Sıratı Mustakîm yoluyla gerçekleşir. Allahû Tealâ, Sıratı Mustakîm’i En’am-87, 88’de şu şekilde anlatmaktadır:

EN'ÂM - 87 Ve onların babalarından, zürriyetlerinden (nesillerinden) ve kardeşlerinden onları seçtik. Ve onları Sıratı Mustakîm'e (Allah'a ruhu ulaştıran yola) hidayet ettik (ulaştırdık).

EN'ÂM - 88 İşte bu Allah’ın hidayetidir. Kullarından dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve eğer şirk koşsalardı, elbette yapmış oldukları şeyler heba olurdu (boşa giderdi).

Öyleyse Sıratı Mustakîm, insan ruhunu Allah’a ulaştıran hidayet yoludur.

Hidayet nedir?

Dünya hayatını yaşarken insan ruhunun Allah’a ulaşmasıdır. Nereden biliyoruz?

Allahû Tealâ buyuruyor ki:

ÂLİ İMRÂN - 73 Ve (Ehli Kitap): “Sizin dîninize tâbî olandan başkasına inanmayın.” (dediler). (Habibim onlara) De ki: “Muhakkak ki hidayet Allah'a ulaşmaktır. (İnsanın ruhunun ölmeden önce Allah’a ulaşmasıdır.) Size verilenin bir benzerinin, bir başkasına verilmesidir.” Yoksa onlar, Rabbiniz'in huzurunda, sizinle çekişiyorlar mı? (Onlara) De ki: “Muhakkak ki fazl Allah’ın elindedir. Onu dilediğine verir.” Ve Allah, Vâsi’dir (ilmi geniştir, herşeyi kapsar), Alîm'dir (en iyi bilendir).

BAKARA - 120 Ve sen onların dînine tâbî olmadıkça (uymadıkça) ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden asla razı olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah’a ulaşmak (Allah’ın Kendisine ulaştırması) işte o, hidayettir.”. Sana gelen ilimden sonra eğer gerçekten onların hevalarına uyarsan, senin için Allah’tan bir dost ve bir yardımcı yoktur.

Allahû Tealâ ruhun dünya hayatını yaşarken Allah’a ulaştırılmasını defaatle üzerimize farz kılmıştır. Zariyat Suresinin 50. âyet-i kerimesinde bu konu şöyle ifade edilmektedir:

ZÂRİYÂT - 50 Öyleyse Allah’a firar edin (kaçın ve sığının). Muhakkak ki ben, sizin için O’ndan (Allah tarafından gönderilmiş) apaçık bir nezirim.

Nefsimiz berzah âlemine aittir. Allah’a kaçması mümkün değildir. Fizik vücudumuz bu zahirî âleme aittir. Allah’a kaçması mümkün değildir. Allah’a kaçması gereken varlık, Allah’tan bize üfürülen, Allah’ın bizdeki emaneti olan ruhtur. Allahû Tealâ, dünya hayatını yaşarken bu emanetin mutlaka Allah’a ulaştırılmasını bizden istiyor. Şura Suresinin 47. âyet-i kerimesinde de bu ifade edilmiştir.

ŞÛRÂ - 47 Rabbinize icabet edin (Allah’a ulaşmayı dileyin), Allah tarafından geri döndürülmeyecek olan günün gelmesinden önce. İzin günü, sizin için bir sığınak yoktur. Ve sizin için bir inkâr yoktur (yaptıklarınızı inkâr edemezsiniz).

Ölüm herkes için vakti belli olan bir zamandır. Mekân ve zaman koordinatları kesinleşmiştir. Allahû Tealâ Munafikun Suresinin son âyetlerinde şöyle buyuruyor:

MUNÂFİKÛN - 10 Ve sizden birisine ölüm gelmesinden, o zaman: “Rabbim keşke beni yakın bir zamana kadar ertelesen de böylece ben sadaka versem ve salihlerden olsam, olmaz mı?” demesinden önce, sizi rızıklandırdığımız şeylerden infâk edin.

MUNÂFİKÛN - 11 Ve Allah, hiçbir nefsi (hiçbir kimseyi) eceli geldiği zaman asla tehir etmez (ertelemez). Ve Allah, sizin yaptıklarınızdan haberdar olandır.

Öyleyse zaman ve mekân koordinatları belli olan, geri çevrilmesi mümkün olmayan ölüm günü gelmeden evvel Allah’ın davetine icabet etmek üzerimize farzdır. Allah’ın davetinin birinci kısmı Allah’a ulaşmayı dilemektir. İkinci kısmı ruhun Allah’a ulaşmasıdır. Ama her hâlükârda kişinin Allah’ın davetine icabet etmesi gerekir.

Allahû Tealâ buyuruyor ki: “Sizin için O’ndan başka sığınacak yer yoktur.” Sığınması gereken ruhtur, ama ölüm sırasında kişi Allah’ın Zat’ını gördüğü için, artık Allah’ı inkâr etmesi mümkün değildir.

Günümüz dîn adamları: “Ruh insana hayat verir. Ruh vücuttan çıkarsa kişi ölür.” diyorlar. Acaba Kur’ân-ı Kerim bu konuda ne buyuruyor? Hicr-23’te insana hayatı verenin ruh değil, Allahû Tealâ olduğu açıklanmıştır.

HİCR - 23 Ve muhakkak ki; Biz, sadece Biz hayat veririz. Ve Biz öldürürüz. Ve varis olanlar da Biziz.