Ruh, fizik vücut, nefs üçlüsüyle yaratılan, cüz’i irade sahibi insan.

Evvelâ insanın yapısını yakından tanıyalım. Allahû Tealâ, insanı en şerefli varlık olarak yaratmıştır. İnsandan başka ne yaratmışsa herşeyi insan için yaratmıştır. Ama insan da Allah içindir. Allah tarafından yaratılan mahlûkatın içerisinde üç vücuda sahip yegâne varlık, sadece insandır.

Topraktan yaratılan fizik bedenimiz, Kur’ân âyetlerinde “vech” olarak geçer.

HİCR - 26 Andolsun ki; Biz insanı, “hamein mesnûn olan salsalinden” (standart insan şekli verilmiş ve organik dönüşüme uğramış salsalinden) yarattık.

Fizik vücudumuz nasıl bu zahirî âleme aitse, topraktan yaratılmışsa, dizayn edilen nefsimiz-enerji bedenimiz, berzah âlemine (karşıt zahirî âleme) aittir. Yani içinde bulunduğumuz bu zahirî âleme ait değildir.

ŞEMS - 7 Nefse ve onu (7 kademede ahsene dönüşecek şekilde) sevva edene (dizayn edene) (andolsun).

SECDE - 9 Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve sizler için sem’î (işitme hassası), basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.

Öyleyse bu zahirî âleme ait olan vechimiz (fizik bedenimiz); berzah âlemine ait olan ve dizayn edilen nefsimiz ve Allah’tan bize üfürülen ruh için bir mekândır. Ruh, Allah’ın emrindendir.

İSRÂ - 85 Ve sana ruhtan sorarlar. De ki: “Ruh, Rabbimin emrindendir.” Ve size, (ruha ait) ilimden sadece az bir şey verildi.

Ruh; sevgi, îmân, doğruluk, adalet, edep, ilim, cömertlik, sekînet, itaat, sabır, tevazu, kanaat, şükür, hakikat, ketumiyet, faziletler, vefa, ihlâs ve tevhid olmak üzere 19 tane hasletin sahibidir. Ve ruh tamamıyla ahsendir. Yani en güzel yapıya sahiptir. Buna karşılık olarak nefsimiz için Allahû Tealâ, Tin Suresi’nin 4. âyet-i kerimesinde şöyle buyurmaktadır:

TÎN - 4 Andolsun ki Biz, insanı (nefsini), ahseni takvim içinde (nefs tezkiyesi ve tasfiyesi yaparak en güzele ulaşabilecek özellikte) yarattık.

Allahû Tealâ bir sonraki âyette, dünya hayatında Allah’a ulaşmayı dilemeyerek tezkiye ve tavsiye olmayan ve bu sebeple ahsene ulaşamayan nefsleri, esfel-i sâfiline reddettiğini ifade etmektedir.

TÎN - 5 Sonra onu, esfeli safiline (en sefil hale, nefsinin karanlıklarına) iade ettik (çevirdik).

Ahsene ulaşanlar, dünya hayatında ruhen Allah'a ulaşmayı dileyerek âmenû olan ve ıslâh edici amellere başlayanlardır. Allahû Tealâ, Tin Suresi’nin 6. âyet-i kerimesinde bu konuya açıklık getirmektedir.

TÎN - 6 Âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı dileyenler) ve amilüssalihat (nefsi tezkiye edici amel) işleyenler hariç.İşte onlar için kesintisiz ecir (mükâfat) vardır.

Öyleyse nefs, başlangıç noktasında tamamen karanlıklardan müteşekkildir. Kin ve nefret, küfür, yalan, haksızlık ve zulüm, haset ve düşmanlık, cehalet, cimrilik, öfke ve gayz, isyan, sabırsızlık, kibir ve gurur, hırs ve şehvet, nankörlük, zan, gıybet, iptilâlar, vefasızlık, mürailik, fitne ve fesat gibi, ruhun hasletlerine zıt 19 tane afet nefsin yapısında vardır.

Bu yapıdan anlıyoruz ki; ıslâha muhtaç olan ruh değil, nefstir. Ruh başından beri ahsen bir yapının sahibidir. Allah’ın emrindendir. Kur’ân-ı Kerim’deki hiçbir âyet-i kerimede ruh için “ıslâh edilmesi lâzım” diye bir açıklama söz konusu değildir.

Allahû Tealâ, ruhun bir emanet olduğunu bize açıklamaktadır.

AHZÂB - 72 Muhakkak ki Biz, emaneti göklere, arza ve dağlara arz ettik (sunduk, teklif ettik). Onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular. Ve insan onu yüklendi. Muhakkak ki o (nefs), çok zalimdir, çok cahildir.

Öyleyse emaneti, nefsle birlikte fizik vücut yüklenmiştir. O halde 19 tane hasletle mücehhez Allah’ın emrinden olan ruh, Allah’ın bizde bir emanetidir. Allahû Tealâ emaneti hayattayken, sahibi olan Allah’a teslim etmemizi emretmektedir.

3 vücutla yaratılan insan aynı zamanda serbest iradenin sahibidir.

BAKARA - 256 Dînde zorlama yoktur. irşad yolu (hidayet yolu, Allah’a ulaştıran yol), gayy yolundan (dalâlet yolundan, şeytana, cehenneme ulaştıran yoldan) açıkça (ayrılıp) ortaya çıkmıştır. Artık kim tagutu (şeytanı ve şeytana ulaştıran yolu) inkâr edip de Allah’a îmân ederse (mü’min olur, Allah’a ulaştıran yolu tercih ederse), böylece o, (Allah’tan) kopması mümkün olmayan urvetul vuskaya (sağlam bir kulba, mürşidin eline) tutunmuştur. Allah Sem’î’dir, Alîm’dir.

Ve üçüncü bedenimiz ruhumuzdur.