8.7.14 14. basamakta mürşidin önünde tövbe edilir.
Huşû sahibi olan kişinin hacet namazı kılması halinde, Allahû Tealâ ona mutlaka mürşidini gösterecektir. Mürşidini gören kişi, gidip ona tâbî olur. Tâbiiyet sırasında kişi Allahû Tealâ’dan 7 tane ni’met alır. Bu kişi, Allah için nefsinin afetleri ile savaşmaya karar veren, nefs tezkiyesine başlayandır.
Nefs tezkiyesi, kişinin 7 tane kalp şartının sahibi olmasıyla gerçekleşir. O kişi Allah’a ulaşmayı dilediği an 6 tane kalp şartının sahibidir ama henüz nefs tezkiyesine başlayabilecek ve emaneti Allah’a teslim edebilecek bir yapının sahibi olmamıştır. Kalbin 7 tane kalp şartını sağlaması lâzımdır. Kişinin bu 7 tane kalp şartının sahibi olması, mutlaka Allah’ın kendisi için tayin ettiği mürşide tâbî olmasına bağlıdır. Tâbî olması halinde Allahû Tealâ o kişiye 7 tane ni’met verir.
FURKÂN - 70 Ancak kim (mürşidi önünde) tövbe eder (böylece kalbine îmân yazılıp, îmânı artan) mü’min olur ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa, o taktirde işte onların, Allah seyyiatlerini (günahlarını) hasenata (sevaba) çevirir. Ve Allah, Gafur’dur (günahları sevaba çevirendir), Rahîm’dir (rahmet nuru gönderendir).
FETİH - 10 Muhakkak ki onlar, sana tâbî oldukları zaman Allah’a tâbî olurlar. Onların ellerinin üzerinde (Allah senin bütün vücudunda tecelli ettiği için ellerinde de tecelli etmiş olduğundan) Allah’ın eli vardır. Bundan sonra kim (ahdini) bozarsa, o taktirde sadece kendi nefsi aleyhine bozar (Allah’a verdiği yeminleri, ahdleri yerine getirmediği için derecesini nakısa düşürür). Ve kim de Allah’a olan ahdlerine vefa ederse (yeminini, misakini ve ahdini yerine getirirse), o zaman ona en büyük mükâfat (ecir) verilecektir (cennet saadetine ve dünya saadetine erdirilecektir).
MUMTEHİNE - 12 Ey nebî (peygamber)! Mü’min kadınlar; Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zinada bulunmamak, evlâtlarını öldürmemek, elleri ve ayakları arasında bir iftira uydurmamak, maruf bir iş konusunda sana asi olmamak üzere, sana tâbî olmak için geldikleri zaman, artık onların biatlerini kabul et ve onlar için Allah’tan mağfiret dile. Muhakkak ki Allah; Gafur’dur (mağfiret edendir, günahları sevaba çevirendir), Rahîm’dir (Rahîm esması ile tecelli edendir).
12 ihsanla mürşide tâbî olan kişi Allah’tan 7 tane ni’met alır.
1.ni’met, devrin imamının ruhunun o kişinin başının üzerine gelip yerleşmesidir.
2.ni’met, kişinin kalbine îmânın yazılmasıdır.
3.ni’met, bütün günahların sevaba çevrilmesi ve sevapların 1’e 10’dan 100’e çıkarılarak derecat sisteminin değişmesidir.
4.ni’met, ruhun Sıratı Mustakîm üzerine çıkmasıdır.
5.ni’met, kişinin nefs tezkiyesinin başlamasıdır.
6.ni’met, iradenin güçlenmeye başlamasıdır.
7.ni’met, fizik vücudun güçlenmeye başlamasıdır.
Allah’a ulaşmayı dileyen ve 6 tane kalp şartının sahibi olan bu kişi, mürşide tâbiiyet sırasında 7. kalp şartının sahibi olur. Bu şart, kişinin kalbine îmân yazılmasıdır. Kişi 7 tane kalp şartının sahibi olduğu zaman, artık zikrederek nefs tezkiyesine başlayan bir insandır.
Allahû Tealâ, Kur’ân’daki İslâm’ın 7 safha 4 teslimden oluştuğunu ifade etmektedir ve tüm safhaları yaşamamızı hepimize emretmektedir. Allahû Tealâ mürşide tâbî olan kişinin, o güne kadar her hasenatına 1’e 10 yardımda bulunurken, her tezkiye kademesinde bunu 1’e 100 kat daha artırır ve böylece bunu 1’e 700’e kadar da ulaştırır. 7 furkan, 12 ihsan ve 7 ni’metle o kişi artık nefsiyle savaşan birisi olur.
Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz buyuruyor ki: “En kuvvetli insan, nefsine karşı galip gelen kişidir.” Öyleyse azılı düşmanınız nefsinizin afetleridir. şeytanın üzerimizde bir zorlayıcı gücü olmamasına rağmen, şeytan sadece o afetlere davetiye çıkartarak, o afetleri azdırarak bizi kendi hegemonyasında çalıştırır. Ama biz bu düşmanlarla savaşırsak, nefsimizi afetlerden temizlersek, o zaman Allah’ın bizler için öngördüğü ahiret saadetine ve sonsuz dünya saadetine ulaşırız.
Allah’ın muradı, sadece insanların mutluluğudur. Allahû Tealâ, doğrudan doğruya bu mutluluğu insanlara verebilirdi ama bunu onların serbest iradesine bağlamıştır. Kur’ân-ı Kerim, Allah’ın insanlara sunduğu mutluluk reçetesi, mutluluk davetiyesidir. Ancak insanların bu reçeteyi serbest iradeleriyle tatbik etmeleri halinde, Kur’ân-ı Kerim onlara ahiret ve dünya saadetini garanti etmektedir. Kur’ân, insanlar için bir saadet davetiyesi, bir saadet reçetesidir. Davete uyan, reçeteyi hayatına tatbik eden bütün insanlar için bir saadet garantisidir.