8.5 Allah’a ulaşmayı dilemek, Kur’ân-ı Kerim’de “âmenû” ve “munîb” kelimeleriyle ifade edilmiştir.
Nefs tezkiyesinin bir sonucu olarak gerçekleşen ruhun dünya hayatında Allah’a ulaşması, Kur’ân-ı Kerim’de âmenû ve munîb kelimeleriyle ifade edilmiştir.
Günümüzde Allah’a inanan herkes kendini mü’min zannetmektedir. Gerçekten lugat anlamıyla alındığında Allah’a inanan herkes mü’mindir. Fakat sadece Allah’a inanmak, hak mü’min olmak için yeterli değildir. Hak mü’min olabilmenin olmazsa olmaz şartı, dünya hayatında Allah’a ulaşmayı dilemektir
Eğer biz Allah’a ulaşmayı dilersek, Allahû Tealâ ruhumuzu Kendisine ulaştıracağını garanti etmektedir.
ŞÛRÂ - 13 (Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).
Bütün insanlar mutlu olmak için yaratılmışlardır, ama Allah’a ulaşmayı dilemedikleri sürece, hiç kimse mutlu olamaz. Ancak Allah’a ulaşmayı dileyen nefslere Allah, Rahmân esması ile tecelli eder. Rahmân esmasının tecellisine mazhar olan nefsler, mürşide ulaştıktan sonra zikirle tezkiye ve tasfiye olabilirler. Mutluluk ise bu olayların gerçekleşmesine bağlıdır.
Başlangıçta nefsimizin manevî kalbi tamamen karanlıklardan müteşekkil ve 19 afetle mücehhezdir. Şeytan sadece karanlıklara tesir eder. Nefsimizde karanlıklar var olduğu sürece şeytan karanlıklar vasıtasıyla bize kumanda edebilir. Allah’ın emrinden olan ruh, Allah’a dönmenin bilincinde olmasına rağmen nefs tezkiye olmadıkça dönemez. Bu sebeple şerr talebinin sahibi olan nefs, ne zaman fizik vücudun kumandanı olan aklı ikna eder ve şerr işlerse, arkasından işlenen şerr miktarınca ruh nefse azap eder.