7.5 Allahû Tealâ, kalbi hasta olan ve kalbinde zeyg olanları seçmez.

Kalbinde zeyg olanlar ve kalbi hasta olanlar, 28 basamaklık merdivenin 2. basamağında kalıp cennete gidemeyecek olanlardır. Diğer bütün insanlar Allah tarafından seçilirler. Ancak Allahû Tealâ seçilenleri de mutlaka imtihan edeceğini bizlere söylemektedir.

ANKEBÛT - 3 Ve andolsun ki onlardan öncekileri de imtihan ettik. Allah sadıkları da (doğru söyleyenleri de) tekzip edenleri de (yalancıları da) mutlaka bilir.

ANKEBÛT - 4 Yoksa seyyiat işleyenler (kötülük yapanlar), Bizim imtihanımızı geçeceklerini mi sandılar? Hüküm verdikleri şey ne kötü!

TEVBE - 126 Ve onlar, senede bir veya iki kere imtihan edildiklerini görmüyorlar mı? Sonra tövbe etmiyorlar (Allah’a yönelmiyorlar) ve onlar zikir yapmıyorlar (Allah’ın ismini ardarda tekrar etmiyorlar).

İnsanların imtihan edilmeleri, akıllarını başlarına alıp Allah’a ulaşmayı dilemeleri içindir. Ama her devirde olduğu gibi, daima insanların yüzde 10’undan daha azı gerekli dersleri çıkartarak 3. basamakta Allah’a ulaşmayı dilerler.

4. basamakta Allahû Tealâ, derhal Rahmân esması ile onların üzerine tecelli eder. Allahû Tealâ’nın Rahmân esması ile tecelli etmesi demek, rahmetini göndermeye başlaması demektir.

BAKARA - 105 Ehli kitaptan kâfir olanlar ve müşrikler, Rabbinizden sizin üzerinize hayırdan (rahmet ve fazl) indirilmesini istemezler. Ve Allah, rahmetini dilediği kimseye tahsis eder. Ve Allah, “büyük fazıl” sahibidir.

Allahû Tealâ, bundan sonra o kişiler üzerindeki bütün işlemleri, Rahmân esması ile gerçekleştirir. Allah, onların baş gözlerindeki hicab-ı mestureyi ve kalplerindeki basar hassası üzerindeki gışaveti alır. Onların kulaklarındaki irşad kademesinin sözlerini işitmelerine mâni olan engeli (vakrayı) ve kalplerinin sem’î hassası üzerindeki engeli alır. Tebliğe ilgisiz kalmaları sebebiyle kalbin fıkıh hassası üzerine konulan engeli, mührü açar, kalbindeki ekinneti alır ve kalplerine ihbatı koyar.

Daha sonra Allahû Tealâ, kalplerine hidayet koymak suretiyle, o kişilerin kalplerine hidayetle ulaşır. Kalp şeytana dönükken, Allah’a döner ve Allahû Tealâ En’am Suresinin 125. âyet-i kerimesinde açıkladığı gibi o kişinin göğsünden kalbine rahmet yolu açar.

EN'ÂM - 125 Öyleyse Allah kimi Kendisine ulaştırmayı dilerse onun göğsünü yarar ve (Allah’a) teslime (İslâm’a) açar. Kimi dalâlette bırakmayı dilerse, onun göğsünü semada yükseliyormuş gibi daralmış, sıkıntılı yapar. Böylece Allah, mü’min olmayanların üzerine azap verir.

Böylece; o insan Allah’a ulaşmayı dilediği için, Allah ardarda bu ihsanları ona verecektir ve o kişi şu 6 tane kalp şartının sahibi olacaktır.

1- Allahû Tealâ, kalbin mührünü açmıştır.

2- Allahû Tealâ, kişinin kalbindeki ekinneti almıştır.

3- Allahû Tealâ, kalbe ihbatı koymuştur.

4- Allahû Tealâ, kalbe hidayetle ulaşmıştır.

5- Allahû Tealâ, kalbi Kendisine çevirmiştir.

6- Allahû Tealâ, kalbe giden rahmetin yolunu açmıştır.

Bu insan “Allah” kelimesini tekrar ederse, Allah’ın katından salâvât ve rahmet çifti mutlaka kişinin göğsüne gelir ve açılan yolu takip ederek kalbe ulaşır. Ama sadece rahmet kalbe girebilir. Salâvâtlar içeri giremez. Çünkü henüz o kişinin kalbine “îmân” kelimesi yazılmamıştır. Îmân kelimesinin manyetik gücü ile salâvâtların manyetik gücü birbirine zıttır. Salâvâtların kalbe girişi, ancak kalbe îmân kelimesinin yazılmasından sonra gerçekleşir. Giren rahmet miktar› yüzde 2’lik bir değere ulaştığı an, o kişi huşû sahibi olur.

BAKARA - 45 (Allah’tan) sabırla ve namazla istiane (özel yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allah’a ulaştıracak mürşidini sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.

Huşû sahibi olan kişiye Allah’ın vaadi, hacet namazı ile Allahû Tealâ’dan mürşid talep etmesi halinde mutlaka mürşidini göstermesidir.

NAHL - 9 Ve sebîllerin (dergâhlardan Sıratı Mustakîm'e ulaşan bütün yolların yani mürşidlerin) tayini, Allah'ın üzerinedir. Ve ondan sapanlar vardır. Ve eğer O dileseydi, sizin hepinizi hidayete erdirirdi.

Böylece kişi, Allah’a ulaşmayı dilediği için, son ihsan olan mürşidin gösterilmesi ile birlikte 12 tane ihsanı Allah’tan alacaktır. Kişi, Allah’ın gösterdiği mürşide tâbî olması halinde, tıpkı sahâbe gibi Allahû Tealâ’dan mutlaka 7 tane ni’met alacaktır.

1. ni’met: Devrin imamının ruhu, o kişinin başının üzerine gelip yerleşecektir (Mu’min-15).

Peygamber Efendimiz (S.A.V) de bir hadîsinde buyuruyor ki: “Her devirde size ruh verenler gelecek. Onları arayın bulun. Kim devrin imamına ârif olmazsa o cahiliye standardları içinde ölür.”

2. ni’met: Allah, o kişinin kalbine îmânı yazacaktır (Mucadele-22).

3. ni’met: Allahû Tealâ, Furkan-70’e göre kişinin o güne kadar işlemiş olduğu bütün günahları sevaba çevirecek ve Bakara-261’e göre kişiye verdiği dereceleri 1’e 10’dan 1’e 700’e kadar çıkaracaktır.

4. ni’met: Nebe-39’a göre kişinin ruhu bedeninden ayrılarak Sıratı Mustakîm’e ulaşacaktır.

5. ni’met: Kişi nefs tezkiyesine başlayacaktır (Yusuf-53).

6. ni’met: Kalpteki karanlıkların azalmasına paralel olarak, kişinin iradesi güçlenmeye başlayacaktır. Çünkü irade, nefsin afetlerine karşı koyan gücün adıdır. Aslında irade değişmez, ancak karanlıkların direnci azaldığı için yani karşıt güç azaldığı için irade de otomatikman güçlenir (Ahzab 43).

7. ni’met: Nefsteki afetlerin direncinin azalması sebebiyle kişinin fizik bedeni şeytana karşı güçlenmeye başlayacaktır (Bakara-261).

12 ihsan ve 7 ni’metle birlikte o kişi, nefs tezkiyesine başlar. Çok kısa bir zaman dilimi içerisinde yaptığı zikirle Emmare, Levvame, Mülhime, Mutmainne, Radiye, Mardiyye ve Tezkiye kademelerini birer birer geçer. Neden bunlar mutlaka olacakmış gibi konuşuyoruz? Çünkü hepsi Allah’ın garantisindedir. Allahû Tealâ: “Kim Bana ulaşmayı dilerse, onu Kendime ulaştırırım.” buyurmaktadır.

Allah, verdiği 12 ihsanla kişiye vasıta emirleri sevdirir. Kişi başlangıçta namaz kılmıyordur; Allah, ona namazı sevdirir. Kişi oruç tutmuyordur; Allah, ona orucu sevdirir. Zikir için de aynı durum söz konusudur. Böylece bu vasıta emirleri o kişiye sevdirmek suretiyle, nefs tezkiyesini Allahû Tealâ gerçekleştirir.

Allah’ın bizdeki emaneti olan ruh da bizden ayrılıp, Sıratı Mustakîm’e ulaşır ve ardından da tezkiye kademelerine paralel olarak gök katlarını birer birer aşarak, Sıratı Mustakîm üzerinden Allah’ın Zat’ına ulaşır. Sonuçta ruh, kişi Nefs-i Emmare’yi tamamladığı zaman 1. gök katına, Levvame’de 2. gök katına, Mülhime’de 3. gök katına yükselecektir. Nefs-i Mutmainne’de ruh, Mescid-i Aksa’nın bulunduğu 4. gök katına, Nefs-i Radiye’de ise Mescid-i Haram’ın bulunduğu 5. gök katına yükselecektir. Nefs-i Mardiyye kademesinde ruh, 6. gök katına ulaşacaktır. Burası sıbgatullah olma katıdır. Daha sonra 7. tezkiye kademesi olan Nefs-i Tezkiye’de, ruh da 7. gök katına yükselecek ve ardından 7 âlem geçtikten sonra Yokluk’ta Allah’ın Zat’ına ulaşacaktır. Böylece o kişi, Allah’ın bizdeki emaneti olan ruhu Allah’a teslim edecektir ve Allah’a ermişlerden olacaktır, Allah’ın velîsi olacaktır.

Birinci emanet olan ruhun Allah’a teslimi gerçekleştiği takdirde, fizik beden emanet olacaktır. Allahû Tealâ, bu emaneti de Kendisine teslim etmemizi ister. Tasfiye kademelerinde sırasıyla fenâ kademesini, beka kademesini ve zühd kademesini geçtikten sonra, muhsinler kademesinde fizik bedenimizi de Allah’a teslim ederiz. Fizik bedenimizi Allah’a teslim ettiğimiz zaman, bu sefer nefs emanet olacaktır. Daimî zikre ulaşmak suretiyle 26. basamakta nefsimizi de Allah’a teslim ederek, 27. basamakta irşada ulaşırız. İrşada ulaştıktan sonra da 28. basamakta son emanet olan irademizin teslimine sıra gelecektir. İrademiz Allah’ın bizde bir emanetidir. Onu da teslim etmek suretiyle, Nisa Suresinin 58. âyet-i kerimesinde açıklandığı gibi tüm emanetleri Allah’a teslim etmiş oluruz.

NİSÂ - 58 Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah, onunla (bununla) size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, en iyi işiten ve en iyi görendir.

Kur’ân-ıKerim’den görüyoruz ki; sahâbenin yaşadığı Kur’ân-ı Kerim’deki islâm, 7 safha ve 4 teslimden oluşmaktadır. 1. safha, ahiret saadetinin olmazsa olmaz şartı olan Allah’a ulaşmayı dilemektir. (Sahâbenin hepsi Allah’a ulaşmayı dilemişlerdir.)

2. safha, Allah’ın tayin ettiği mürşide tâbî olmaktır. Allah’a ulaşmayı dilemeyen hiç kimsenin ahiret saadetine, mürşide tâbî olmayan hiç kimsenin de dünya saadetinin temeli olan nefs tezkiyesi ve tasfiyesine ulaşması söz konusu değildir.

Allahû Tealâ insanları çok sever ve en çok sevdiği varlık olan insan için, sadece ahiret ve dünya saadetini diler. İşte insanın ahiret ve dünya saadetine ulaşmasının yegâne şartı, dünya hayatında Allah’a ulaşmayı dilemesidir.

Öyleyse “Kim ‘Lâ İlâhe İllâllah’ derse cennete girer.” ifadesi doğru değildir. Doğrusu “Kim Allah’a ulaşmayı dilerse, o kişi cennete girecektir.” ifadesi olmalıdır.