TEVBE - 100 O sabikûn-el evvelîn (evvelki hayırlarda yarışanlardan salâh makamında iradesini Allah'a teslim ederek irşada memur ve mezun kılınanlar): Onların bir kısmı muhacirînden (Mekke'den Medine'ye göç edenlerden) bir kısmı ensardan (Medine'deki yardımcılardan) ve bir kısmı da onlara (ensar ve muhacirîne) ihsanla tâbî olanlardandı. (Sahâbe irşad makamına sahip oldukları için onlara tâbî olundu). Allah, onlardan razı ve onlar da O'ndan (Allah'tan) razıdır. Onlara Allah, altlarından ırmaklar akan cennetler hazırladı ve orada ebediyyen kalacaklardır. İşte bu, en büyük (azîm) mükâfattır.

ZUMER - 17 Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah’a yöneldiler (Allah’a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!

ÂLİ İMRÂN - 7 Kitab'ı sana indiren O'dur. Onun bir kısmı muhkem (hüküm ihtiva eden, mânâsı açık olan) âyetlerdir, onlar Kitab'ın esasıdır ve diğerleri, muteşâbihtir (yoruma açık âyetlerdir). Fakat kalplerinde eğrilik (bâtıla meyil) bulunanlar, bu sebeble muteşâbih olanlara (yorum gerektirenlere) tâbî olurlar. Ondan fitne çıkarmak için, onun te'vilini (yorumunu) yapmak isterler. Ve onun te'vilini Allah'dan başka kimse bilmez ve ilimde rusuh sahipleri ise: “Biz O'na îmân ettik, hepsi Rabbimizin katındandır” derler, onlar da tezekkür edemezler, sadece Ulûl'elbab (daimi zikrin ve sırların sahipleri) (tezekkür edebilir).

BAKARA - 8 Ve insanlardan bir kısmı derler ki: “Biz Allah’a ve ahiret gününe (hayatta iken ruhun Allah’a ulaşacağı güne) îmân ettik.” Ve onlar mü’min değillerdir.

BAKARA - 9 (Zannederler ki) Allah’ı ve âmenû olanları aldatırlar. Ve onlar, kendilerinden başkasını aldatmazlar ve farkında da olmazlar.

BAKARA - 10 Onların kalplerinde maraz (hastalık) vardır. Allah da bu sebeple onların hastalığını arttırdı. Tekzip etmiş olmaları (Allah’a ulaşmayı yalanlamaları) sebebiyle onlar için elîm bir azap vardır.

7.4.7 Sahâbenin hepsi, iradelerini de Allah’a teslim etmişlerdir.

Allahû Tealâ, Kur’ân-ı Kerim’de sahâbeyi bize örnek tayin etmiştir. Sahâbenin hepsi Allah’a ulaşmayı dilemişlerse, o zaman Kur’ân-ı Kerim’deki İslâm’ı yaşamak isteyen herkes için bu kesin bir farzdır. Herkesin Allah’a ulaşmayı dilemesi gerekir.

Sahâbe Allah’a ulaşmayı dileyince ne olmuştur? Bu konu Zumer Suresinde ifade edilmektedir.

Ahiret saadetinin olmazsa olmaz şartı, Allah’a ulaşmayı dilemektir. Çünkü Allahû Tealâ, bu âyet-i kerimesinde, bizim için örnek olarak seçtiği sahâbeden bahsederken şöyle buyurmaktadır: “Onlar Allah’a yöneldiler, Allah’a ulaşmayı dilediler. Onlar için müjdeler vardır. Kullarımı müjdele!” Sahâbenin Allah’a ulaşmayı dilediklerini ve sadece bu bir dileğin, onların hepsini cennet saadetine ulaştırdığını görüyoruz. O zaman Kur’ân-ı Kerim’e uyan öğreti, Allah’ın öğretisi “Kim Allah’a ulaşmayı dilerse, cennete girer.” şeklindedir.

28 basamaklık İslâm merdiveninin muhtevasında başlangıç noktasında olayların yaşanması söz konusudur. Daha sonra bu olayların tesiri altındaki insanlar, bu olayları değerlendirirler. Bu değerlendirmelerin neticesinde, Allah bir kısım insanları seçmez.

Seçilmeyenlere baktığımız zaman, bu tip insanların kendileri Allah’a ulaşmayı dilemedikleri gibi başkalarının dilemesine de mâni olanlar olduklarını görüyoruz. Allahû Tealâ bunları Al-i İmran Suresinde kalbi hasta olanlar ve kalbinde zeyg olanlar olarak bizlere tarif etmektedir.

Öyleyse müteşabih âyetlerin tevîlini, Allah bilir. Ulûl’elbab da Allah’ın öğretisi ile bilir. Çünkü ulûl’elbab olan herkesin kalbi 7 kademede müzeyyen olmufltur. 7 kademede kalbi müzeyyen olan bu kişi ehli hayırdır, ehli hükümdür ve ehli tezekkürdür.

Ehli hayırdır; daimî zikre ulaştığı için, daimî olarak hayır işlemektedir. Ehli hükümdür; Kur’ân-ı Kerim âyetlerinden hangisine bakarsa, bir sonraki ve bir önceki âyetlere de bakmak suretiyle, o âyet-i kerimenin hangi seviyeye ait olduğunu anlayabilir. Anlamadığı takdirde, ehli tezekkür olması hasebiyle Allahû Tealâ’dan sorar ve öğrenir. Bu onun yetkisindedir. Allah bu yetkiyi ona vermiştir.

Öyleyse Allahû Tealâ’nın müteşabih âyetleri kendisine öğrettiği ulûl’elbab vardır. Bir de öğretmediği ama kendi akıllarınca bu âyetlerin tevîline giderek, hem kendilerini ateşe sokan hem başkalarını da Allah’ın yolundan saptıran, kalbinde zeyg olan insanlar vardır. Bu davranışları sebebiyle onlar Allah tarafından seçilmezler. Bunun dışında bir de kalbi hasta olan insanlar vardır.