7.3 Allahû Tealâ’nın insanı üç vücut ve serbest iradeyle yaratması

Allah’ın yarattığı tüm mahlûkat içerisinde en şereflisi insandır. İnsanı diğer mahlûkattan ayıran temel özellikler şunlardır:

1- Sadece insan, Allah tarafından 3 vücutla yaratılmıştır.

2- Allahû Tealâ, Kendisine ulaşabilecek olan ruhu sadece insana üfürmüştür.

3- Allahû Tealâ’nın yarattığı canlı ve cansız herşey, sadece insanın emrine verilmiştir.

Öyleyse insan diğer mahlûkattan farklı kılan en önemli olay, Allah’ın Zat’ına ulaşabilme yetkisidir. Bu özelliği dolayısıyla Allah, yarattığı mahlûkat içerisinde en çok insanı sever ve kişiyi hangi hedefle yaratmışsa, kişinin o hedef istikametinde bir seyir içerisinde olmasını ister. Allahû Tealâ buyuruyor ki:

BAKARA - 29 O (Allah) ki, yeryüzünde olanların hepsini sizin için yarattı. Sonra (kudret ve iradesiyle) göğe yönelip, onları da yedi (kat) gök olarak düzenledi. Ve o, Alîm’dir (herşeyi en iyi bilendir).

Yeryüzü, yaratılan kâinat dizaynı içerisinde bir toz zerresidir. Peki, kâinatın bütünü kimin için yaratılmıştır? Allahû Tealâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:

CÂSİYE - 13 Ve göklerde ve yerde olanların hepsini kendinden (bir lütuf olarak) size musahhar (emre amade) kıldı. Muhakkak ki bunda, tefekkür eden bir kavim için mutlaka âyetler (ibretler) vardır.

Öyleyse yerler, gökler, herşey insan içindir. Ama Allah’ın insanı başı boş yaratması elbette mümkün değildir. İnsan da Allah içindir. Öyleyse insandan başka yaratılan herşey insan içindir, insan ise Allah içindir. İnsanın Allah için olabilmesi Allah’ın kendisine bahşettiği emanetleri, sahibi olan Allah’a birer birer teslim etmesini gerektirir.

En şerefli varlık olan insan 3 vücutla yaratılmıştır. “Halaka” fiili ile yaratılan ve bu zahirî âleme ait bir fizik bedenimiz vardır.

HİCR - 26 Andolsun ki; Biz insanı, “hamein mesnûn olan salsalinden” (standart insan şekli verilmiş ve organik dönüşüme uğramış salsalinden) yarattık.

Berzah âlemine ait olan ve dizayn (sevva) edilen bir nefsimiz vardır.

ŞEMS - 7 Nefse ve onu (7 kademede ahsene dönüşecek şekilde) sevva edene (dizayn edene) (andolsun).

Allah’tan bize üfürülen bir ruh söz konusudur.

SECDE - 9 Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve sizler için sem’î (işitme hassası), basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.

Fizik bedenimiz, bu dünya âlemine aittir. Nefs ve ruh ise fizik bedenin içerisinde yer alırlar. Yani fizik beden; nefs ve ruh için bir sığınaktır, bir mekândır. Allahû Tealâ, fizik bedenin evvel emirde şeytana kul olmaktan kurtulup, Allah’a kul olmasını ister. Nefsimizin 7 kademede tezkiye olmasını ister. Allah’ın emrinden olan, 19 tane hasletle mücehhez olarak tekâmülün en üst noktasındaki ruhumuzun dünya hayatında Allah’a ulaşmasını ister. Bunları sırasıyla gerçekleştirmemiz gerekmektedir.

1- Allahû Tealâ, insana ruhundan üfürmüştür. Ruh, Allah’ın bize bir emanetidir. Birinci teslim; Allah’ın bizdeki bu emanetini, sahibi olan Allah’a hayatta iken iade etmek, teslim etmektir. Bu, 9 kere üzerimize farz kılınmıştır.

2- Allah, bütün insanları bir fizik bedenle halketmiştir. Allahû Tealâ, ikinci teslim olarak fizik bedeni de Allah’a teslim etmemizi ister. Bu, 3 kere üzerimize farz kılınmıştır.

3- Allahû Tealâ bütün insanları bir nefsle dizayn etmiştir. Allah, üçüncü teslim olarak nefsimizi de Allah’a teslim etmemizi ister. Bu, 3 kere üzerimize farz kılınmıştır.

4- Allahû Tealâ, bütün insanlara cüz’i irade (serbest irade) vermiştir. Allah, irademizi de Allah’a teslim etmemizi ister.

Bu teslimlerin olmazsa olmaz şartı, Allah’a ulaşmayı dilemektir. İkinci şart ise Allah’ın tayin ettiği mürşide tâbî olmaktır.

Neden bu iki faktör çok önemlidir? Çünkü kişi, Allah’a ulaşmayı dilemediği takdirde şeytana kul olmaktan kurtulamaz. Allahû Tealâ da kendisindeki engelleri kaldırmaz. Kişi mürşidine tâbî olmadığı takdirde devrin imamının ruhu başının üzerine gelip yerleşmez, kalbine îmân yazılmaz, nefs tezkiyesini gerçekleştiremez. Nefs tezkiyesinin olmadığı bir dizaynda, hiç kimsenin teslimlerini gerçekleştirebilmesi de mümkün değildir.

Babamız İbrâhîm’in hanif dîni, Arapça adı ile İslâm dînidir, Allah’a teslim olma dînidir. Mutlaka Allah’a, Rabbimize teslim olmamız gerekir.

Günümüzde insanların yazdıkları kitaplardan dîn öğrenenlerin zannettiği gibi “Kim ‘Lâ İlâhe İllâllah’ derse, cennete girer.” ifadesi doğru değildir. Bunun hakikati şudur: “Kim Allah’a ulaşmayı dilerse, cennete girer.” Çünkü Allah’a ulaşmayı dileyenler için, Allah’ın vaadi vardır. Allah, kişi Allah’a ulaşmayı dilediği zaman engelleri kaldırır ve o kişiye 12 tane ihsan verir.

14 asır evvel münafıklar da canlarını ve mallarını korumak için tıpkı sahâbe gibi Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e tâbî olmuşlardır. Ama tâbî olmalarına rağmen, Allah’ın sahâbe üzerinde gerçekleştirdiği engellerin kaldırılması işlemi, onlar için söz konusu olmamıştır. Allahû Tealâ, 12 tane ihsanı münafıklara vermemiştir. Başka bir deyişle; münafıklar, Allah’a ulaşmayı dilemedikleri için Allah’tan 12 tane ihsan alamamışlardır. Münafıklar da, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e tıpkı sahâbe gibi tâbî oldukları halde tâbiiyet sırasında, sahâbe gibi Allah’tan 7 ni’met alamamışlardır.

MUNÂFİKÛN - 1 Münafıklar sana geldikleri zaman: “Biz şahadet ederiz. Muhakkak ki sen, gerçekten Allah’ın Resûl’üsün.” dediler. Ve Allah, muhakkak ki senin, gerçekten Kendisinin Resûl’ü olduğunu biliyor. Ve Allah şahadet eder ki, münafıklar gerçekten yalancıdırlar.

Öyleyse sadece zahirde birtakım hareketleri gerçekleştirmek önemli değildir. Asıl önemli olan, Allah’ın söylediği emirleri yerine getirebilmektir.

Peygamber Efendimiz (S.A.V) şöyle buyurmaktadır: “Herşeyin kalbi vardır. Kur’ân-ı Kerim’in kalbi de Yasin Suresidir.”

Allahû Tealâ buyuruyor ki:

YÂSÎN - 60 Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki o (şeytan), size apaçık bir düşmandır.

YÂSÎN - 61 Ve Ben, sizden Bana kul olmanıza (dair ahd almadım mı?) Bu da Sıratı Mustakîm (üzerinde bulunmak)tır.

Allahû Tealâ’nın gerçekleştirmemizi istediği ilk emri, şeytana kul olmaktan kurtulup Allah’a kul olmamızdır. Fatiha Suresi, kulun Rabbine olan müracaatıdır. Fatiha’sız bir namaz olmaz. 5 vakit namaz kılan herkes, bu müracaat›, bu yakarışı günde 45 kere Rabbine yapmaktadır.

FÂTİHA - 5 (Allah'ım!) Yalnız Sana kul oluruz ve yalnız Senden İSTİANE (mürşidimizi) isteriz.

Yasin Suresinin 60 ve 61. âyet-i kerimelerinde de ifade edildiği gibi; insanlar, başlangıçta şeytana kul olma noktasındadırlar. Herkes hayata böyle başlar. Bu konu Nahl Suresinde ifade edilmektedir.

NAHL - 36 Ve andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık). (Allah’a ulaşmayı dileyerek) Allah’a kul olsunlar ve taguttan (insan ve cin şeytanlardan) içtinap etsinler (sakınıp kurtulsunlar) diye. Onlardan bir kısmını (Resûlün daveti üzerine Allah’a ulaşmayı dileyenleri), Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının (dilemeyenlerin) üzerine dalâlet hak oldu. Artık yeryüzünde gezin. Böylece yalanlayanların akıbetinin, nasıl olduğuna bakın (görün).

Bir başka âyet-i kerimede Allahû Tealâ şöyle buyurmaktadır:

İSRÂ - 15 Kim hidayete erdiyse, sadece kendi nefsi için (nefsini tezkiye ettiği için) hidayete erer. Öyleyse kim dalâlette ise sorumluluğu sadece kendi üzerinde olarak dalâlette kalır. Yük taşıyan (günahı yüklenen) bir kimse, bir başkasının yükünü (günahını) yüklenmez. Ve Biz, bir resûl göndermedikçe azap edici olmadık.

Öyleyse Allah katından vazifeli kılınan resûllerin birincil görevi, insanları şeytana kul olmaktan kurtarıp Allah’a kul edebilmektir.

Kur’ân-ı Kerim’de, Allahû Tealâ’nın bizler için örnek olarak seçtiği sahâbeyi görüyoruz. Onlar da 14 asır evvel cahiliyye döneminin standartları içerisinde hayatlarını sürdürüyorlardı. Bir gün Allah’ın Resûl’ü, Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V), Allah tarafından vazifeli kılındı. Ve Kur’ân-ı Kerim’den öğreniyoruz ki; insanları hep Allah’a davet etti.

HACC - 67 Ve Biz, bütün ümmetler için mensek (tek bir şeriat) tayin ettik. Onlar, onunla (o şeriatle) amel ederler (etsinler). Öyleyse emrim konusunda seninle niza etmesinler (çekişmesinler). Sen, Rabbine davet et. Muhakkak ki sen, mutlaka mustakîm (Allah’a doğru istikametlenmiş) olan hidayet üzeresin.