6.7.1 Allahû Tealâ’nın, bütün peygamberlere vahyetmesi
NİSÂ - 163 Muhakkak ki Biz, Hz. Nuh'a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. Ve Hz.İbrâhîm'e, Hz.İsmail'e, Hz.İshak'a, Hz.Yâkub ve torunlarına, Hz.İsa'ya, Hz.Eyub'a, Hz.Yunus'a, Hz.Harun'a ve Hz.Süleyman'a da vahyettik. Ve Hz.Davud'a Zebur'u verdik.
NİSÂ - 164 Ve daha önce sana kıssa etmiş olduğumuz (bahsettiğimiz) resûllere ve sana bahsetmediğimiz resûllere de (vahyettik). Ve Allah, Hz. Musa ile kelimelerle (hitap ederek) konuştu.
EN'ÂM - 19 “Hangi şey şahit olarak en büyüktür?” de. “Benimle sizin aranızda Allah şahittir. Bu Kur’ân bana, onunla, sizi ve kime ulaşırsa onu, uyarmam için vahyolundu. Siz, muhakkak Allah ile beraber başka ilâhların olduğuna gerçekten şahitlik ediyor musunuz? Ben şahitlik yapmam.” de. “O, sadece tek bir ilâhtır. Muhakkak ki ben, sizin şirk koştuklarınızdan uzağım.” de.
EN'ÂM - 50 De ki: “Ben size Allah’ın hazineleri yanımdadır demiyorum. Ve gaybı bilmiyorum. Size, muhakkak ki ben bir meleğim demiyorum. Ancak bana vahyedilene tâbî olurum.” “Basiretle gören ve görmeyen bir olur mu, hâlâ tefekkür etmiyor musunuz?” de.
EN'ÂM - 106 Rabbinden sana vahyolunana tâbî ol. O’ndan başka ilâh yoktur. Ve müşriklerden yüz çevir.
EN'ÂM - 145 De ki: “Bana vahyolunan şey(ler)de, yenilen yiyecek üzerinde, ölü olan veya akıtılmış kan veya domuz eti ki; o, muhakkak murdardır, veya fısk ile Allah’tan başkası için boğazlanandan başka, haram kılınmış bir şey bulamıyorum.” Artık kim darda kalırsa, haddi aşması (meyletmesi) ve hakka tecavüz etmesi hariç; o taktirde, senin Rabbin muhakkak ki; Gafur’dur (mağfiret edendir) ve Rahîm'dir (rahmet nuru gönderendir).
Eğer Allahû Tealâ, “Hz. İsa’nın havarilerine vahyettim.” diyorsa, Hz. İsa’nIn arkasında namaz kılacağı kişi olan Devrin İmamı’na vahyetmemesi söz konusu olamaz. İşte Hidayet Çağı’nın Önderi Devrin İmamı, Allah’tan aldığı öğreti ile bizlere Kur’ân-ı Kerim’i öğretmekte ve Allah’tan vahiy almaktadır.
Rahmân, Kur’ân-ı Kerim’i öğretendir. İnsanı yaratan ve ona beyanı açıklayandır.
Öyleyse bir hakikat ile karşı karşıyayız. Günümüzde dîn adamlarının söyledikleri: “Vahiy bitmiştir. Kur’ân-ı Kerim âyetleri, artık başkalarının Allah’tan vahiy almasını imkânsız kılıyor. Vahiy, peygamberlerle son bulmuştur.” ifadesi bir zandır ve Kur’ân-ı Kerim’e uymamaktadır.
Allah’ın en üst seviyedeki kanunu, liyakat ve ihsan kanunudur. Kişi, hangi seviyeye lâyık ise onun mükâfatını Allah’tan alır. Daimî zikrin mükâfatı, vahiydir. Allah, daimî zikre ulaşan evliyasına vahyeder. Devrin İmamı; “Biz Allah’tan vahiy alıyoruz.” dediği zaman, henüz Allah’a ulaşmayı dilemeyen ve bütün negatif unsurların sahibi olan dîn öğreticileri, tamamen zanları ile hareket ettikleri için “Hayır, sen Allah’tan vahiy alamazsın. Çünkü vahiy, peygamberlerle son bulmuştur. Sen olsa olsa şeytandan vahiy alıyorsundur.” diye, Allah’ın hidayetle vazifeli kıldığı resûlü, delilikle, mecnunlukla ve şeytandan vahiy almakla suçlamaktadırlar.