6.7 Nebî ve velî resûllere Allahû Tealâ’nın vahiyle Kur’ân’ı öğretmesi
Hem Kur’ân-ı Kerim âyetleri hem de Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in sünneti, iki çeşit vahyin varolduğunu bize kesin bir şekilde ispat etmektedir.
1- Vasıtalı (şer’î) vahiy: Allahû Tealâ’nın, Cebrail (A.S)’ı vasıta olarak kullanarak, âyet âyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V)’e vahyettiği Kur’ân-ı Kerim’dir. Kur’ân-ı Kerim şer’i vahiydir.
HİCR - 9 Muhakkak ki zikri (Kur'ân-ı Kerim’i), Biz indirdik. O'nun koruyucuları (da) mutlaka Biziz.
Allahû Tealâ, şer’î vahyin Kur’ân-ı Kerim’le kesin olarak son bulduğunu, Maide Suresinin 3. âyet-i kerimesi ile bizlere söylemektedir: “El yevme ekmeltu lekum dînekum ve etmemtu aleykum ni’metî ve radîtu lekumul islâme dînâ (dînen); Bugün sizin dîninizi kemâle erdirdim. Ve üzerinizdeki ni’metimi tamamladım. Sizin için dîn olarak İslâm’dan razı oldum.”
2- Vasıtasız (şer’î olmayan) vahiy: Allahû Tealâ’nın Peygamber Efendimiz (S.A.V)’den sonra her devirde yaşayan devrin imamına, kavim resûllerine ve irşadla vazifeli kıldığı velî mürşidlere verdiği vahiy, hiçbir zaman şer’î vahiy değildir. Şer’î vahyi açıklığa kavuşturmak ve insanların akıl standartlarına indirgemek için Allah’ın verdiği vahiydir.
Nübüvveti temsil eden vahiy, şer’î vahiydir. Risaleti temsil eden vahiy, Allah’ın doğrudan doğruya kişinin kalbine verdiği vahiydir. Ancak nebîlerin sonuncusu Peygamber Efendimiz (S.A.V) olmasına rağmen, risalet kıyâmet gününe kadar devam edecektir. Nitekim risalet; Kur’ân-ı Kerim’i açıklamak, insanların akıl seviyesine indirgemek ve o konuda bütün insanlara yardımcı olmaktır. Allahû Tealâ, Kıyame Suresinin 16, 17, 18 ve 19. âyetlerinde, Cebrail (A.S)’ı vasıta olarak kullandığını açıklamaktadır.
KIYÂME - 16 O’na (Kur’ân-ı Kerim’i ezberlemeye), acele ederek, O’nunla (Cebrail (A.S) ile beraber) dilini hareket ettirme.
KIYÂME - 17 Muhakkak ki O’nun toplanması ve okunması Bize aittir.
KIYÂME - 18 Öyleyse O’nu okuduğumuz zaman, artık O’nun (Kur’ân’ın) okunuşuna tâbî ol.
KIYÂME - 19 Sonra O’nun beyanı (açıklanması) muhakkak ki Bize aittir.
Allahû Tealâ Cebrail (A.S) vasıtasıyla Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e kıraat ettirmiş, öğretmiştir ve Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in, Allahû Tealâ’nın bu öğretisine tâbî olmasını istemiştir. Ancak Allahû Tealâ: “Sonraki devirlerde de yine Kur’ân-ı Kerim’i açıklamak Bizim üzerimizedir.” buyurmaktadır. Kur’ân-ı Kerim’in açıklanması Allahû Tealâ’nın üzerineyse, acaba Allah, kuluna nasıl Kur’ân-ı Kerim öğretecek? Elbette vahiyle. Çünkü Allah’ın beşer ile konuşması, sadece vahiyledir.
ŞÛRÂ - 51 Allah’ın hiçbir insanla konuşması olmamıştır, illâ vahyile veya perde arkasından veya dilediğine izniyle vahyetsin diye resûl (melek) göndererek. Allah, bilir ve hikmet sahibidir.
Ulûl’elbab kademesinde olan bir insan, daimî zikirdedir. Allah’tan vahiy alır ama henüz iradesini Allah’a teslim etmemiştir. Dolayısıyla bu kısımdaki vahyi, Allah’ın perdeli olarak verdiği vahiy şeklinde yorumlayabiliriz. Ama kişi iradesini de Allah’a teslim ettiği zaman, Allah’ın doğrudan doğruya vahyetmesi söz konusudur.
3. basamaktan 26. basamağa kadar olan kısımdaki vahiyde ise Allah’ın resûlü söz konusudur. Çünkü o seviyedeki kişi vahiy alamaz. Allah resûlüne vahyeder ve insanların da Allah’ın vahyettiğine tâbî olmasını emreder.
Öyleyse Allah’ın, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e “Vahye tâbî olun.” diye emrettiğini görüyoruz. Ama Necm Suresinin 2 ve 3. âyetlerine baktığımız zaman Allah’ın doğrudan doğruya Peygamber Efendimiz’e vahyettiğini görüyoruz.
NECM - 2 Sahibiniz dalâlete düşmedi ve azmadı.
NECM - 3 Ve o, hevasından (kendiliğinden) konuşmaz.
Öyleyse Peygamber Efendimiz (S.A.V) nefsinden konuşmuyor; sadece Allah neyi vahyediyorsa onu konuşuyor. Ama her kim nefsini de iradesini de Allah’a teslim ederse, aynı durum Allah’ın o velîsi için de geçerli olur. O da nefsinden konuşmaz. Allah ona vahyeder ve o, Allah’ın kendisine verdiği vahye tâbî olur.
İnsanların yazdığı kitaplardan ilimlerini alan bu insanlar: “Allah, gaybı kimseye bildirmez.” derler. Ancak âyetlere baktığımız zaman öyle olmadığını görüyoruz. Allahû Tealâ, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V)’e vahiy ile gaybı bildirdiğini net olarak açıklamaktadır.
HÛD - 49 İşte bunlar, sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Sen ve senin kavmin, bundan önce onu bilmiyordunuz. Artık sabret, muhakkak ki (güzel) sonuç, takva sahiplerinindir.