6.6 Kalbi 7 kademede müzeyyen olan herkese Allah’ın vahyetmesi.

İnsan ile Allah arasında, Allah’ın vazettiği 28 basamaklık bir İslâm merdiveninde çeşitli basamakları bir bir aşarak, kişi 26. basamakta daimî zikre ulaşır. Kalbi, 7 kademede müzeyyen olur ve Allahû Tealâ’dan vahiy alır. 4 tane vasıf ve 3 tane de sonuç şartının sahibi olur. Vasıf şartları şunlardır:

1- Kişi, daimî zikre ulaşmıştır.

2- Kişinin nefsinin manevî kalbindeki 19 afetin yerine, 19 fazilet gelmiş ve yerleşmiştir.

3- Kişi, kalp gözünün sahibidir.

4- Kişi, kalp kulağının sahibidir.

Bir insanın kalp kulağına sahip olması, o kişinin, kalp kulağı ile Allah’ın söylediklerini işitmeye başlaması demektir. Kişi hangi konuda Allahû Tealâ ile tezekkür edecekse, o konuyu kalben Allah’a iletmesi söz konusudur. Ama alacağı cevap irfan standartlarında ise Allahû Tealâ o kişinin kalp kulağına açıklamalarını yapacaktır. O kişi kalp kulağı ile işitecektir. İşte bu şekilde Allahû Tealâ’nın kul ile tezekkürü, vahiy ile gerçekleşen bir olgudur. Kişi Allah’tan vahiy almaktadır. Başka bir deyimle, kişi Allah ile konuşmaktadır.

Allahû Tealâ, açıkladıklarını kuluna göstermek istiyorsa, o zaman açıklamalarını da kulunun kalp gözüne gösterecek, o kişi de kalp gözü ile görecektir. İşte daimî zikre ulaşan herkes bu 4 tane vasıf şartının sahibidir.

3 tane sonuç şartı ise şöyledir:

1- Kişi devamlı Allah’ı zikrettiği için ehli hayırdır.

2- Kişi ehli hükümdür. Kur’ân-ı Kerim’de hangi âyet-i kerimeye baksa, bir ileri ve gerisine bakmak suretiyle, o âyetin hangi seviyeye ait olan bir hükmü ifade ettiğini bilir veya bilmese de Allah’tan sorup öğrenebilir. Ve karar vermesi gerektiğinde de adaletle hükmeder.

3- Kişi ehli tezekkürdür. Hangi konuyu Allah’tan öğrenmek istiyorsa, o konuyu Allah ile tezekkür edebilme iktidarındadır. Allahû Tealâ’ya soracaktır; cevabını Allah’tan alacaktır.

Âmentu şerhine baktığımız zaman şunu görüyoruz: “Âmentu billâhi ve melâiketihî ve kutubihî ve rusulihî vel yevmil âhıri ve bil kaderi hayrihi min Allahi ve şerrihi minen nefsi ve likâihi.”

7 tane inanç şartının üçüncüsü, Allah’ın kitaplarına inanmaktır. Kitaplar, Allah’ın vahyinden oluşur. Tevrat da İncil de Allah’ın vahyidir. Bunların hepsinin hülâsası, tasdikçisi Kur’ân-ı Kerim de Allah’ın vahyinden oluşur. Öyleyse “kitaplara inanmak” demek, vahye inanmak demektir.