6.1 Allah’ın yere vahyetmesi
BİD’ATLER
BİD’ATLER/ Dr. Abdulcabbar BORAN
BİD’ATLER
ÖNSÖZ
İÇİNDEKİLER
BİD’ATLER
BİD’AT; Kur’ân-ı Kerim’de olmamasına
rağmen dîn tatbikatına sonradan
sokulan, Kur’ân-ı Kerim’de olmasına
rağmen sonradan dîn tatbikatından
çıkartılan, dîndeki ekleme ve
çıkartmaların bütünüdür.
BiD’AT ile dînde bir eksiklik veya
fazlalık meydana getirilmektedir.
A- KUR’ÂN’A TERS DÜŞEN
BİD’ATLERİN (ZANLARIN)
İSLÂM’A YERLEŞMESİYLE,
14 ASIR EVVEL PEYGAMBER
EFENDİMİZ (S.A.V) VE
SAHÂBENİN YAŞADIĞI
AHİRET VE DÜNYA
SAADETİNİN REHBERİ
KUR’ÂN-I KERİM
TERK EDİLMİŞTİR.
Nebîler, kendilerine kitap verilen
peygamberlerdir. Kur’ân-ı Kerim,
kitap verilenlerin sadece nebîler
(peygamberler) olduğunu, kesin
olarak ortaya koymaktadır.
1. BİD’AT
1.1 Resûllere değil, nebîlere kitap verildiği,
Kur’ân’da açık bir şekilde yer almaktadır.
1.1.1 Allah, bir nebî olan
Hz. Musa’ya kitap verdiğine işaret etmektedir.
1.1.2 Allah, Hz. Muhammed (S.A.V)’e, Hz. İbrâhîm’e,
Hz. İsmail’e, Hz. İshak’a, Hz. Yâkub’a, Hz. Musa’ya,
Hz. İsa’ya kitap verdiğini ve onların hepsinin
nebî (peygamber) olduğunu kesinleştirmektedir.
1.1.3 Kitap verilen Hz. İsa’nın nebî
(peygamber) olduğu açıklanmaktadır.
1.1.4 Kur’ân-ı Kerim son şeriat kitabı olup
Hz. Muhammed (S.A.V)’e indirildi. Ve O’nun
nebîlerin sonuncusu olduğu kesin değil mi?
1.2 Allah, şeriat kitaplarını yani hükmedilecek esasları
ihtiva eden kitapları, nebîlere hak olarak o kitaplarla
hükmetmeleri için indirdiğini beyan etmektedir.
1.2.1 Allah şeriat kitaplarını nebîlere hak olarak indirdiğini,
onunla hükmedilmesi gerektiğini ifade etmektedir.
1.2.2 Allah nebîleri beas ettiğini, hak ile hüküm vermek
üzere onlara kitap indirdiğini vurgulamaktadır.
1.2.3 Allah, yahudilere hükmetmek için
nebîsine Tevrat’ı indirdiğinden bahsetmektedir.
1.2.4 Kitap, hüküm ve nebîliğin
beraberce verildiğine dikkat çekilmektedir.
1.3 Velî resûllere sohbet mahiyetinde kitaplar verilebilir.
Hz. İsa’dan Hz. Muhammed (S.A.V)’e
kadar geçen 600 yıllık sürede sadece
2 peygamber (nebî) var olmuştur.
Aslında muhakkak çok daha fazla
kavim mevcuttur ama biz 100 kavim
mevcut kabul edelim.
Ortalama resûl ömrünü de, olmaz
ama 100 yıl kabul edelim. 600 yılda
her kavimde en az 6 resûl mevcut
olacağına göre, sadece 600 yılda 2
nebîye karşılık en az 600 resûlün
görev yapmış olması söz konusudur.
2. BİD’AT
RESÛLLERİN HEPSİ
HEM PEYGAMBERDİR
HEM DE KENDİLERİNE
KİTAP VERİLEN
PEYGAMBERLERDİR.
2.1 Bütün resûller değil, resûllerin pek azı,
peygamber (nebî) oldukları için “Resûller
kendilerine kitap verilen peygamberlerdir.”
ifadesi Kur’ân’a uymamaktadır.
2.1.1 Nebîler yani peygamberlerin Kur’ân’daki sayısı,
bütün çağlar boyunca 30’a ulaşamamıştır.
Çünkü Allahû Tealâ: “Biz Kur’ân’da her şeyi yazdık.
Hiçbir şeyi eksik bırakmadık.” buyurmaktadır.
Bu durumda bütün peygamberler (nebîler)
Kur’ân’da yer almıştır. Buna karşılık nebî
olmayan resûller (velî resûller), bütün
çağlarda ve bütün kavimlerde yaşamışlardır.
2.1.1.1 Allah, bütün kavimlerde resûl beas ettiğini
söylüyor. Nebîler sadece bir kavimde mevcut
olabilirler. Ve dünyanın hatta kâinatın
peygamberleridirler. Allahû Tealâ, nebîlerin
mevcut olduğu devrelerde de olmadığı
devrelerde, her kavimde mutlaka velî resûller
beas ettiğini ifade etmektedir.
2.1.1.2 Kur’ân-ı Kerim boyunca, bütün kavimlerde
ardarda gönderilenlerin hepsinin sadece resûller
olduğu ifade buyrulmaktadır. Allah asla bütün
kavimlere nebî göndermemiştir. Bütün resûller
nebî olsaydı, kavim resûllerinin en az bir kısmı
için nebî kelimesi kullanılacaktı. Öyleyse kavim
resûllerinin hepsinin nebî olmayan resûller
olduğu kesinleşmektedir.
2.1.1.3 Bütün devirlerde, bütün kavimlerde Allah’ın
resûllerinin var olduğu kesindir. Çünkü
cehenneme giren herkese resûlün kendilerini
uyarıp uyarmadığı soruluyor ve herkesten aynı
cevap alınıyor: “Evet, uyardı.”
2.2 Kendilerine şeriat kitabı verilenler velî resûller
değil, nebî (peygamber) resûllerdir. Bundan
dolayı bütün resûllerin kendilerine kitap
verilen peygamberler olduğu ifadesi
Kur’ân’a uymamaktadır.
2.2.1 Allahû Tealâ buyuruyor ki:
“Ey nebîler! Size kitap verdik ve hikmet verdik.”
2.2.2 Allah, kitapları hep nebîlerine
verdiğini söylemektedir.
2.2.3 Allah, kitabı ve nübüvveti (peygamberliği)
beraberce verdiğini ifade etmektedir.
Bu durumda (her peygamber zamanında
mutlaka aynı şeriatı ihtiva eden) kitap,
nübüvvetin bir parçasıdır.
2.2.4 Allah, kitapları o kitaptaki şeriat
hükümleri ile hükmetmek üzere
peygamberlere (nebîlere) vermiştir.
2.2.5 Allah, hepsi nebî (peygamber) olan Hz. İbrâhîm’e,
Hz. İsmail’e, Hz. İshak’a, Hz. Yâkub’a, Hz. Musa’ya,
Hz. İsa’ya onların nebîler olduğunu vurgulayarak
kitap indirdiğini ifade etmektedir.
Allahû Tealâ 7/A'RAF-175’te buyuruyor:
“Onlara, âyetlerimizi verdiğimiz
kimsenin haberini oku (anlat).
Sonra o, ondan (âyetlerden) ayrıldı,
artık şeytan onu kendisine tâbî kıldı.
Ve böylece o zarar görenlerden
(azgınlardan) oldu.”
3. BİD’AT
ALLAH,
PEYGAMBERLERDEN
BAŞKASINA
ÂYET İNDİRMEZ.
Allahû Tealâ’nın bütün resûlleri
Allah’a davet ederler. “Allah’a ulaşmayı
dileyin. Allah’a ulaşmayı dilediğiniz
taktirde gideceğiniz yer cennettir.
Dilemeyenler için muhakkak ki
cehennem söz konusudur.” diye uyarır
ve tebliğlerini yaparlar. Allahû Tealâ
böylece her devirde, devrin imamını en
üst seviyede vazifeli kılmıştır.
4. BİD’AT
ALLAH’A
ULAŞTIRMAKLA VAZİFELİ
MÜRŞİD YOKTUR.
ALLAH’LA KUL ARASINA
KİMSE GİREMEZ.
MÜRŞİDE
TÂBÎ OLMAK ŞİRKTİR.
4.1 Mürşidlerin 1. görevi, tebliğ yapmaktır.
4.2 Nebîlerin varisi her devirde devrin imamlarıdır. Allahû Tealâ dîni ehli zikirden öğrenmemizi farz kılmıştır.
4.3 “Kul ile Allah arasına kimse giremez.” diyenler, Allahû Tealâ’yı Rab mevkiinden indiren ve hevasını ilâh edinen müşriklerdir.
4.4 “Sâdıklarla beraber olun, zâlimlere gönülden
meyletmeyin.” Sâdıklar Allah’ın tayin
ettiği mürşidlerdir.
4.5 Allah’a ulaşmayı dilemek
4.5.1 Allah’a yönelmenin ikinci yedi basamağı
4.6 Mürşide 12 ihsanla tâbî olmak
4.6.1 Mürşide tâbiiyetle verilen 7 ni’met
Günümüz dîn öğreticileri “Allah’ı
görmek mümkün değildir.” zannına
dayanarak dîn öğretmektedirler. Hatta
zan değil; bundan emindirler. Misal
olarak da hep Hz. Musa’nın baş
gözüyle Allah’ı görememesi verilir.
Elbette Allah baş gözüyle görülmez.
Ama bir de gönül gözü vardır.
A’raf-179 ve Casiye-23, bu gözden
bahseder. Kalbin gözü, gönül gözü,
Kur’ân-ı Kerim’deki ismiyle kalbin
“basar” hassası, görüş hassası…
İşte bu göz, Allah’ı ve O’nun, baş
gözünün göremeyeceği sırlarını
göstermek için ihsan ettiği gözdür.
5. BİD’AT
ALLAH GÖRÜLMEZ.
5.1 Rüyetullah ile ilgili Kur’ân âyetleri
Kur’ân-ı Kerim âyetlerine baktığımız
zaman, vahyin geniş bir çerçevesinin
var olduğunu görüyoruz. Bu geniş
yelpaze içerisinde âyetlerle vahyi
anlattığımız zaman, yine bir kısım
muhterem dîn öğreticilerimiz “Bizim
kastettiğimiz vahiy bu değildir.
Kur’ân-ı Kerim’de bahsi geçen vahiy,
sadece peygamberlere gelir.”
diye yorumda bulunabilirler.
Ama aslolan, Kur’ân-ı Kerim
âyetlerinin ne söylediğidir.
6. BİD’AT
ALLAH,
PEYGAMBERLERDEN
BAŞKASINA VAHYETMEZ.
VAHİY, HATEMUL ENBİYA
OLAN PEYGAMBER
EFENDİMİZ (S.A.V)’DEN
SONRA KESİLMİŞTİR.
6.1 Allah’ın yere vahyetmesi
6.2 Allah’ın Hz. Musa (A.S)’ın annesine vahyetmesi
6.2.1 Allah’ın Hz. İsa (A.S)’ın annesine vahyetmesi
6.3 Allah’ın arıya vahyetmesi
6.4 Allah’ın Hz. İsa (A.S)’ın havarilerine vahyetmesi
6.5 Allah’ın göklere vahyetmesi
6.6 Kalbi 7 kademede müzeyyen olan herkese Allah’ın vahyetmesi.
6.7 Nebî ve velî resûllere Allahû Tealâ’nın vahiyle Kur’ân’ı öğretmesi
6.7.1 Allahû Tealâ’nın, bütün peygamberlere vahyetmesi
6.8 Şeytanların, dostlarına vahyetmesi
6.8.1 Cin ve insan şeytanların, yeryüzünde fesat çıkarması
49/HUCURAT-14: Araplar dediler ki: “Biz mü’min olduk.” (Habibim) de ki:
“Mü’min olduk, demeyin. Lâkin; İslâm (dairesine) girdik, deyin. Çünkü
(Allah’a ulaşmayı dilemediğiniz için) kalplerinizin içine îmân girmedi. Ve
eğer Allah’a ve resûlüne itaat ederseniz, amellerinizden bir şey eksilmez.
Allah Gafur’dur, Rahîm’dir.” Buradan bir sonuca ulaşıyoruz. Araplar ağızlarıyla “Lâ İlâhe İllâllah” demişler. Ama mü’min olmamışlar. Allah’a göre mü’min olmanın yegâne kriteri, o kişinin kalbinin içerisine
îmânın girmiş olmasıdır. Öyleyse insanların, ağızları ile
söyledikleri “Lâ İlâhe İllâllah” sözü
kalplerinde yoksa mü’min olmazlar.
7. BİD’AT
“LÂ İLÂHE İLLÂLLAH”
DİYEN CENNETE GİRER.
7.1 Allahû Tealâ’nın her devirde Kur’ân-ı Kerim’in açıklamasını, devrin imamına yaptırması
7.2 Velî olan devrin imamının Kur’ân’ı öğretmesi
7.2.1 Allah’a ulaşmayı dilemeyen kişinin 12 negatif özelliği
7.3 Allahû Tealâ’nın insanı üç vücut ve serbest iradeyle yaratması
7.4 Sahâbenin 7 safha ve 4 teslimi yaşayarak Allah’a teslim olmaları
7.4.1 Sahâbenin hepsi, Allah’a ulaşmayı dilemişlerdir.
7.4.2 Sahâbenin hepsi, Peygamber
Efendimiz (S.A.V)’e biat etmiş, tâbî olmuşlardır.
7.4.3 Sahâbenin hepsi, ruhlarını Allah’a teslim etmişlerdir.
7.4.4 Sahâbenin hepsi, fizik bedenlerini de Allah’a teslim etmişlerdir.
7.4.5 Sahâbenin hepsi, nefslerini de Allah’a teslim etmişlerdir.
7.4.6 Sahâbenin hepsi ihlâsa, irşada ulaşmışlardır.
7.4.7 Sahâbenin hepsi, iradelerini de Allah’a teslim etmişlerdir.
7.5 Allahû Tealâ, kalbi hasta olan ve kalbinde zeyg olanları seçmez.
“Lâ İlâhe İllâllah” diyen kişinin
söylediği bu sözün kalbinde olmadığını
“Siz mü’min olmadınız.” diyerek Allah
bize haber vermektedir. Ama her kim
Allah’a ulaşmayı dilerse, Allahû Tealâ
tarafından onlara verilen garanti,
12 tane ihsandır. Bu 12 ihsanın
neticesinde Allah, kişide engeller
varsa kaldıracaktır. İşte bu engellerin
kendisinden kaldırıldığı ve kalbine
ihbat konulmuş olan bir insan “Lâ İlâhe
İllâllah” derse, elbette cennete gidecektir.
8. BİD’AT ALLAH’IN RAHMET VE FAZLININ (NURLARININ) NEFSİN KALBİNE YERLEŞMESİYLE OLUŞACAK TARZDA NEFS TEZKİYESİ YOKTUR. MÜRŞİDSİZ DE NEFS TEZKİYESİ YAPILABİLİR.
8.1 İnsan üç vücuttan oluşur.
8.1.1 Ruh, Allah’ın emanetidir.
8.1.2 Nefs rehinedir.
8.1.3 Başlangıçta fizik vücut şeytanın kuludur.
8.2 Yeminlerimiz
8.3 Allah ve resûlünün davetine icabet
8.3.1 Dirilenler, Allah ve resûlünün davetine icabet edenlerdir.
8.3.2 Hiç kimse tek başına nefsini tezkiye edemez.
8.3.3 Her devirde nefs tezkiyesini yapan, asaleten veya vekâleten devrin imamıdır.
8.4 Kur’ân’daki İslâm, 7 safha ve 4 teslimden oluşur.
8.4.1 Birinci safha Allah’a ulaşmayı dilemektir.
8.4.2 İkinci safha mürşide tâbî olmaktır.
8.4.3 Üçüncü safha ruhu dünya hayatında Allah’a ulaştırıp teslim etmektir.
8.4.4 Dördüncü safha fizik vücudun Allah’a teslimidir.
8.4.5 Beşinci safha nefsi tezkiye ve tasfiye ederek Allah’a teslim etmektir.
8.4.6 Altıncı safha ihlâsa, irşada ulaşmaktır.
8.4.7 Yedinci safha iradenin Allah’a teslimidir.
8.5 Allah’a ulaşmayı dilemek, Kur’ân-ı Kerim’de “âmenû” ve “munîb” kelimeleriyle ifade edilmiştir.
8.6 Zikir en büyük ibadettir.
8.7 28 basamaklık İslâm merdiveni (Kemâlât basamakları)
8.7.1 Birinci basamakta olayları yaşarız.
8.7.2 İkinci basamakta olayları değerlendiririz, davranış biçimlerine göre Allah bizi seçer.
8.7.3 Üçüncü basamakta Allah’a ulaşmayı dileriz.
8.7.4 Dördüncü basamakta Allah Rahmân esmasıyla tecelli eder.
8.7.5 Beşinci basamakta kişinin gözlerindeki hicab-ı mesture alınır (1. furkan, 1. ihsan), basar hassasının üzerindeki gışavet alınır (2. furkan, 2. ihsan).
8.7.6 Altıncı basamakta kişinin kulaklarındaki vakra alınır, (3. furkan, 3. ihsan) sem’î hassası üzerindeki mühür açılır (4. furkan, 4. ihsan).
8.7.7 Yedinci basamakta kalbin mührü açılır (5. furkan, 5. ihsan), kalpteki ekinnet alınır (6. furkan, 6. ihsan), ekinnetin yerine ihbat konur (7. furkan, 7. ihsan).
8.7.8 Sekizinci basamakta Allah kişinin kalbine ulaşır (8. ihsan).
8.7.9 Dokuzuncu basamakta Allah kişinin kalbini Allah’a çevirir (9. ihsan).
8.7.10 10. basamakta kişinin göğsünden kalbine nur yolu açılır (10. ihsan).
8.7.11 11. basamakta zikirle rahmet nurları kalbe girer (11. ihsan).
8.7.12 12. basamakta kişi huşû sahibi olur ve hacet namazıyla mürşidini Allah’tan sorar (12. ihsan).
8.7.13 13. basamakta hacet namazının kılınması ile mürşid gösterilir.
12. 1- Mürşid farzdır.
12. 2- Mürşidi Allah tayin eder.
12. 3- Mürşid Allah’tan istenir.
12. 4- Mürşidi Allah gösterir.
8.7.14 14. basamakta mürşidin önünde tövbe edilir.
1. ni’met:
Kişinin başının üstüne devrin imamının ruhu gelir ve yerleşir.
2. ni’met:
Kalbinin içine îmân kelimesi yazılır.
3. ni’met:
Kişinin günahları sevaba (seyyiatı hasenata) çevrilir ve Allah o kişiye, o güne kadar 1’e 10 derece verirken, o günden
itibaren 1’e 700 kadar ulaşan dereceler verir.
4. ni’met:
Ruh vücuttan ayrılarak Allah’a doğru yola çıkar.
5. ni’met:
Nefs tezkiyesi başlar.
6. ni’met:
İrademiz güçlenmeye başlar.
7. ni’met:
Fizik vücudun nefs tezkiyesi sebebiyle şeytana kul
olmaktan kurtulmaya ve Allah’a kul olmaya başlaması.
8.7.15 15. basamak: Nefs-i Emmare
8.7.16 16. basamak: Nefs-i Levvame
8.7.17 17. basamak: Nefs-i Mülhime
8.7.18 18. basamak: Nefs-i Mutmainne
8.7.19 19. basamak: Nefs-i Radiye
8.7.20 20. basamak: Nefs-i Mardiyye
8.7.21 21. basamak: Nefs-i Tezkiye
8.7.22 22. basamak: Fenâ makamı
8.7.23 23. basamak: Beka makamı
8.7.24 24. basamak: Zühd makamı
8.7.25 25. basamak: Muhsinler makamı (Fizik vücut teslimi)
8.7.26 26. basamak: Ulûl’elbab makamı (Nefsi teslim-Daimî zikir)
8.7.27 27. basamak: İhlâs makamı (Tövbe-i Nasuh)
8.7.28 28. basamak: Salâh makamı İrşad makamına tayin
8.7.28 1. Günahların örtülmesi
8.7.28 2. Salâh nuru
8.7.28 3. Günahların sevaba çevrilmesi
8.7.28 4. İradenin Allah’a teslimi
8.7.28 5. İrşad makamına tayin (Velî mürşidler)
8.7.28 6. Kavim resûlleri
8.7.28 7. Devrin imamı
8.8 Mürşidsiz hiç kimse nefsini tezkiye edemez.
Allahû Tealâ, ruh emanetini dünya
hayatını yaşarken Allah’a teslim
etmemiz için, kendi katından mutlaka
her devirde hidayetle vazifeli
hidayetçiler gönderir. Allahû Tealâ,
ruhun bir emanet olduğunu
33/AHZAB-72’de açıklıyor:
“Muhakkak ki Biz, emaneti göklere,
arza ve dağlara arz ettik (sunduk,
teklif ettik). Onu yüklenmekten
çekindiler ve ondan korktular.
Ve insan onu yüklendi. Çünkü
o (nefs), çok zalimdir, çok cahildir.”
Öyleyse emaneti, nefsle birlikte fizik
vücut yüklenmiştir. O halde ruh,
Allah’ın bizde bir emanetidir. Allahû
Tealâ emaneti hayattayken, sahibi olan
Allah’a teslim etmemizi emrediyor.
9. BİD’AT ÖLMEDEN EVVEL RUHUN ALLAH’A ULAŞMASI YOKTUR. RUH İNSANA HAYAT VERİR. RUH VÜCUTTAN ÇIKARSA KİŞİ ÖLÜR. İRCIÎ EMRİ BİR ÖLÜM EMRİDİR.
9.1 Ruh, fizik vücut, nefs üçlüsüyle yaratılan, cüz’i irade sahibi insan.
9.2 Allah katından hidayetçilerin gönderilmesi
9.2.1 Hidayete vesile olanlar
9.2.2 Hidayete erdiren nebî imamlar
9.2.3 Hidayete erdiren velî imamlar
9.3 Müjdeci ve uyarıcı velî resûller
9.3.1 Hidayetle ve hak dîn ile gelen Devrin İmamı, Allah’a ulaşmayı dileyen takva sahipleri için bir müjdeleyicidir.
9.4 Basiretle Allah’ın Zat’ına davet etmek
9.5 Ezelde, Kalû Belâ gününde Allah’a verdiğimiz yeminler:
9.6 Yevm’il âhir nedir?
9.6.1 Muttakiler yevm’il âhire îmân edenlerdir.
9.6.1 1. Ehli kitaptan yevm’il âhire îmân edenler
9.6.1 2. Yevm’il âhire îmân eden yahudi ve hristiyanların Allah’a ulaşmayı dileyerek âmenû olması
9.6.2 Ahiret gününe îmân eden sahâbenin 7 safha ve 4 teslimi yaşaması
9.6.2.1 Ancak Allah’a ve ahiret gününe (ruhu ölmeden evvel Allah’a ulaştırma gününe) îmân edenler, Allah’ın mescidlerini imar eder.
9.6.2.2 Hidayet, ruhun dünya hayatında Allah’a ulaşmasıdır; 9 kere üzerimize farzdır.
9.6.2.2.1 Ruhun iki kere Allah’a ulaşması
9.6.2.3 Dünya hayatında Allah’a ulaşmayı dileyenler
9.6.2.3.1 Dünya hayatında ruhun Allah’a ulaşacağından emin olanlar
9.6.3 Ruhun dünya hayatında Allah’a ulaşması
9.6.3.1 Allah’tan 7 ni’met alanlara gök kapıları açılır.
9.6.3.2 Ruh vücuttan çıkarsa kişi ölmez. İnsana hayatı veren Allahû Tealâ’dır.
9.6.3.3 Allah’a ulaşmayı dileyerek şükredenler
9.7 Başkalarının hidayetine mâni olan, Allah’ın seçmediği zalimler
9.7.1 Yevm’il âhire îmân etmeyerek yeryüzünde fesat çıkaran kalbi hastalar
9.7.2 Allah’a ulaşmayı dilemeyerek küfredenler
9.7.3 İrşad yoluna girmedikleri için âyetlerden çevrilenler
9.7.4 Gök kapıları kendilerine açılmayan kibirliler
9.7.5 Allah’a ulaşmayı dilemedikleri için amelleri boşa gidenler
9.7.6 Allah’a ulaşmayı dilemeyerek hüsranda kalanlar
Kur’ân-ı Kerim, 7 tane Sıratı Mustakîm
ihtiva eder. İslâm 7 safhadan oluşur.
7 safhada tam 7 Sıratı Mustakîm vardır.
En’am Suresinin 152 ve 153. âyetleri,
7 Sıratı Mustakîm’i de içerir.
Sıratı Mustakîm istikamet üzere olan
bir yolu temsil eder. Bu reel bir yoldur.
Ruhumuz, kendisine ait olan bu yolda
fizik standartlarda Allah’a doğru
yükselir. 7 tane gök katını aşarak
nihayetinde Allah’ın Zat’ına ulaşır.
Sonra fizik vücudun Sıratı Mustakîm’i
başlar ve biter. Nefsin Sıratı Mustakîm’i
oluşur. Sonra bizi irşada ulaştıran
Sıratı Mustakîm’e ulaşırız.
Oradan da irademizi Allah’a teslim
edeceğimiz Sıratı Mustakîm’e ulaşırız.
10. BİD’AT HİDAYET DE DOĞRU YOLDUR. SIRATI MUSTAKÎM DE DOĞRU YOLDUR.
10.1 Sıratı Mustakîm üzerinde bulunmak
10.2 Dînde fırkalara ayrılmamak
10.3 Allah’a doğru yola çıkmak
10.4 Allah’a ulaşmak
10.5 Sıratı Mustakîmler
10.6 Dînde fırkalara ayrılanlar Sıratı Mustakîm’de değildirler.
Kur’ân’daki İslâm, 7 safha ve 4
teslimden oluşur. Ama günümüzde
İslâm’ın 7 safhası ve vasıta emirlerden
en önemlisi olan zikir, tatbikattan
çıkarılmıştır. Geriye İslâm diye sadece
kuru kuruya tatbik olunan ibadetler
kalmıştır. Ve bu tatbikat
“Lâ râhate fîd dunya: Dünyada
rahatlık yoktur.” demektedir.
İblis diyor ki: “İnsanlar ibadet
yapsınlar. Bu ibadetlerle kurtuluş
içerisinde olduklarını zannetsinler
ama hiçbirisi kurtuluşa ulaşmasın.”
İşte bu hedefine ulaşmak için, iblis
evvelâ 7 safhanın olmazsa olmaz
şartı olan “Allah’a ulaşmayı
dilemeyi” tatbikattan çıkartmıştır.
11. BİD’AT DÜNYADA RAHAT YOKTUR.
11.1 İslâm’ın 7 safhası bütün insanlara farzdır.
11.2 Kim Allah’a ulaşmayı dilerse, Allah onu mutlaka Kendine ulaştırır.
11.3 Günümüz İslâm tatbikatı, insanların yazdığı kitaplara dayanmaktadır.
11.4 Nebîlerin îmân ederek kendisine yardım ettiği Mehdi Resûl
11.5 Resûlullah (S.A.V) Efendimiz ve O’na tâbî olan sahâbenin yaşadığı “Asr-ı Saadet” dönemi
11.6 Uzak bir dalâlet içinde yeryüzünde fesat çıkaranlar
11.7 Nefs tezkiyesi ve tasfiyesiyle dünya saadetinin elde edilmesi
11.8 Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin ameli boşa gider.
Namaz kılmamak elbette günahtır.
Çünkü Allahû Tealâ namazı farz
kılmıştır. Ama öğretenlerin
söylediklerine bakın:
“Siz Arap harflerini lâzım gelen şekilde
söyleyemezsiniz. Bu sebeple, namaz
kıldığınız zaman hep günaha
girersiniz ve namazınız kabul olmaz.
Ve böyle kılarak, günaha gireceğinize
hiç kılmayın daha iyi.” İşte bunlar
söyleniyor insanlara. İnsanlar namaz
kılmanın günah olduğunu, bu konuda
kendilerini eğitenlerden işitiyorlar.
Ve insanlar bir ümitsizlik girdabı
içerisinde, kendilerini kurtuluştan
tamamen uzaklaşmış hissediyorlar.
12. BİD’AT ŞEKİL ŞARTLARINA TAMAMEN RİAYET ETMEYENLERİN NAMAZI KABUL OLUNMAZ. TECVİDE VEYA HARFLERİN MAHREÇLERİNDEN ÇIKMASI GEREKEN TELÂFFUZUNA UYMAYAN KIRAATLER KABUL OLUNMAZ.
12.1 Arap telâffuzuna uymayan kıraatler kabul olunmaz.
12.2 İnsanları Allah’tan korkutarak terbiye etmek
12.3 Herşeyin günah olduğu bir sistemde, Allah ile olan ilişkilerde bile zorlamalar emredilmektedir.
Allahû Tealâ’nın cehennemden
çıkartarak, cennete ulaştıracağı
kişiler, cennetlik olanlardır.
Ama Allahû Tealâ, cennetlik olanların
aradaki farkı görebilmeleri ve Allah’a
hamd edip şükredebilmeleri için onları
kıyâmet günü önce mutlaka
cehenneme gönderir. Onun için
“Aranızdan kıyâmet günü cehenneme
uğramayacak olan kimse yoktur.” diye
buyurmaktadır. Dikkat edin ki Allahû
Tealâ “Uğramayacak olan.” diyor.
Uğramak; bir yere varıp oradan ayrılmak
mânâsına gelir. Allahû Tealâ’nın dizaynı
çok açık bir şekilde bunu ifade etmektedir.
19/MERYEM-71: Ve sizden biriniz
(bile hariç olmamak üzere hepiniz),
illâ (muhakkak) ona (cehenneme)
varacaksınız. (Bu), senin Rabbinin
üzerine (aldığı) kesinleşmiş bir
hükümdür.
13. BİD’AT CEHENNEMDE BİR SÜRE CEZALANDIRILDIKTAN SONRA, İNANANLAR MUHAKKAK CENNETE GİRER.
13.1 Cennetliklerin cehennemi görmek için cehenneme uğraması
13.2 Cehennemliklerin cehennemde ebedî kalması
13.3 Kıyâmet günü zamanın durması
13.4 Hayat filmlerinin üç boyutlu olarak İndi İlâhi’de seyredilmesi
13.5 Uçarak ve burunları yere sürtünerek cehenneme girenler
13.6 Cennet ve cehennem dahil herşey fânidir, sadece Rabbinin Zat’ı bâkidir.
13.7 Cehennemle cezalandırılan kişinin, cehennemin gökleri çatlayıncaya kadar, cehennemden çıkması mümkün değildir.
Hiç kimse başka bir kimseyi Allah’a inansın
diye, Allah’a ibadet etsin diye, Allah’a kul
olsun diye zorlayamaz. Bu, Allah’la kul
arasındaki bir ilişkidir. Allah hiç
kimsenin müdahalesine müsaade etmez.
28/KASAS-56: Muhakkak ki sen, sevdiğin
kişiyi hidayete erdiremezsin (onun ruhunu
Allah’a ulaştıramazsın). Fakat Allah,
dilediğini hidayete erdirir. Ve O,
muhtedileri (hidayete erenleri) daha iyi
bilir. Peygamber Efendimiz (S.A.V)
amcasını hidayete erdirmeyi elbette isterdi.
O yetimken amcası onu büyüttü. Ama
amcası Allah’a ulaşmayı dilemedi.
Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in bütün
ricalarına rağmen, amcası Allah’a
ulaşmayı dilemedi. Hiç kimse bir başkasını
hidayet üzere kılamaz. Kişi bizatihi kendisi
hidayete ermeyi istemelidir.
Allah’a ulaşmayı dilemeyi istemedikçe,
hiç kimse onu hidayete erdiremez.
14. BİD’AT DÎNDE ZORLAMA VARDIR.
14.1 Kul ile Allah arasındaki ilişkilerde zorlama yoktur.
14.2 Allah’a ulaşmayı dilemeyen bir kişiyi hiç kimse zorla Allah’a ulaşmayı dileme noktasına ulaştıramaz.
14.3 Allahû Tealâ, sadece Allah’a ulaşmayı dileyenleri zulmetten nura çıkarır.
14.4 Tagut, dostlarını nurdan zulmete götürür.
14.5 Zorla hiç kimse, bir başkasını Allah’ın yoluna da alamaz, Allah’ın yolundan da çıkaramaz.
14.6 Kul ile kullar arasındaki ilişkilerde dînde zorlama vardır.
14.7 Herkesin kazancında başkalarının da hakkı vardır.
14.8 Hiç kimse bir başka insanı kurtuluşa ulaştıramaz. Hiç kimse başka birini cehenneme atamaz.
14.8.1 Hiç kimse başka birisine derecat kaybettiremez.
Peygamber Efendimiz (S.A.V) Allah’ın
tasarrufundadır. Allah’ın kendisine
yaptırdığını yapar. Şerrin Allah’tan
olması, kesinlikle söz konusu değildir.
Ama münafıkların kendi idrak ölçüleri
içerisindeki hayır ve şerr söz konusudur.
Allahû Tealâ da onların gözlükleriyle
olaya bakmakta ve resûlü için: “Sizin,
Benim tasarrufumda olan resûlüm için
hayır ve şerr olarak gördüğünüz herşey,
Bendendir. Hayır da şerr de
Allah’tandır.” demektedir.
15. BİD’AT HAYIR DA ŞERR DE ALLAH’TANDIR.
15.1 Şerr insanın nefsindendir.
15.2 Hiç kimse kendi ameliyle cennete giremez.
15.3 Kader sebebiyle hiç kimse derecat kaybedemez.
15.4 Herşeyin bir kaderle yaratılması
Dışımızdaki İlâhi İrade, Küllî İrade
veya başkasının cüz’i iradesi, bize ya
fayda ya da hayır ulaştırır. Fayda,
dünyevî mutluluğa sebeptir. Hayır,
uhrevî mutluluğa sebeptir. Demek ki;
dışımızdaki herkes bizim
mutluluğumuz için çalışmaktadır.
Herkes, bizim mutluluğumuz için
vardır. O zaman bu hakikati
biliyorsak, herkesi dost edinmemiz
gerekmez mi? Herkes bizim
mutluluğumuz için varsa onlarla
dost ilişkiler içerisinde, sevgiye
dayalı bir bağ ve ilişki içinde
olmamız gerekmez mi?
B- TÖVBE-İ NASUH, TESLİMLER, ZİKİR VE EHLİ ZİKİR GİBİ FARZLARIN TATBİKATTAN ÇIKARILMASIYLA, PEYGAMBER EFENDİMİZ (S.A.V)’İN SÜNNETİNİ YAŞAYAN CANLI REHBER MÜRŞİDLER İSLÂM TATBİKATINDAN ÇIKARILMIŞTIR. (16, 17, 18 ve 19. bid’atler)
Allahû Tealâ, Tahrim Suresinin
8. âyet-i kerimesinde de
Tövbe-i Nasuh’u açıklamaktadır:
66/TAHRİM-8: Ey âmenû olanlar!
Allah’a nasuh tövbesiyle tövbe edin ki;
Allah, sizin günahlarınızı örtsün ve
sizi, altından nehirler akan cennetlere
koysun. O gün Allah, nebîleri ve
onlarla birlikte âmenû olanları
utandırmayacaktır. (O gün) onlar,
nurları önlerinde ve sağlarında olarak
yürürler ve (nasuh tövbesini yaptıkları
gün): “Rabbimiz nurumuzu tamamla,
bizlere mağfiret et (günahlarımızı
sevaba çevir), muhakkak ki; Sen,
herşeye kaadirsin.” derler.
16. BİD’AT TÖVBE-İ NASUH
16.1 Nefs tezkiyesinin mürşid önünde yapılan tövbeyle başlaması
16.2 Her devirde nefs tezkiyesine engel olan, seçilmeyen zalimler
16.2.1 Zâlimlere meyletmemek
16.3 Kişinin pişmanlık duyarak kendi kendine yaptığı tövbe
16.4 İhsanla mürşide tâbî olduğumuz zaman yaptığımız tövbe
16.5 Allah’ın davetiyle gerçekleşen Tövbe-i Nasuh
Allahû Tealâ, 3 vücut (ruh, fizik vücut ve
nefs) dışında insana bir de serbest irade
vermiştir. Rabbimiz bu 3 vücut ve serbest
iradenin, dünya hayatını yaşarken
Kendisine teslim edilmesini üzerimize farz
kılmış ve ezelde (Kâlu belâ gününde) 3
vücudumuzdan yeminler ve serbest
irademizden misak almıştır. 7/A'RAF-172:
Ve kıyâmet günü, gerçekten biz bundan
gâfildik (gâfilleriz) dersiniz diye (dememeniz için), senin Rabbin, Âdemoğullarının
sırtlarından onların zürriyetlerini aldığı
zaman onları, nefsleri üzerine şahit tuttu.
(Allahû Tealâ şöyle buyurdu): “Ben, sizin
Rabbiniz değil miyim?” Dediler ki: “Evet,
(Sen, bizim Rabbimizsin), biz şahit olduk.”5/MAİDE-7: Allah’ın, sizin üzerinizdeki
ni’metini ve “işittik ve itaat ettik” dediğiniz
zaman, onunla sizi bağladığı misakinizi
hatırlayın. Allah’a karşı takva sahibi olun.
Çünkü; O, göğüslerde (sinelerde) olanı bilir.
17. BİD’AT TESLİMLER
17.1 Yeminlerimiz
17.1.1 Ruhun misaki
17.1.2 Fizik vücudun ahdi
17.1.3 Nefsin yemini
17.1.4 İrademizin misaki
17.2 Nefs, 7 kademe olarak dizayn edilmiştir.
17.2.1 Nefsin yapısında toplam 19 afet vardır.
17.2.2 Nefs, ahsene dönüşebilecek özelliktedir.
17.3 Nefsin tezkiye ve tasfiyesi üzerimize farzdır.
17.3.1 Hiç kimse tek başına nefsini tezkiye edemez.
17.3.2 Her devirde ya asâleten nefs tezkiyesi ve tasfiyesini gerçekleştiren nebî imamlar veya vekâleten nefs tezkiyesi ve tasfiyesini yapan velî imamlar vardır.
17.4 Nefs tezkiyesi ve tasfiyesiyle ruhun, fizik vücudun, nefsin ve iradenin Allah’a teslimi
Kur’ân-ı Kerim, daimî zikre ulaşmış
ehli zikre kolaylaştırılmıştır.
Ehli zikir, Tövbe-i Nasuh’la tövbe ettikten
sonra iradelerini Allah’a teslim eden ve
Allah tarafından irşada memur ve
mezun kılınanlardır.
O halde Kur’ân-ı Kerim, Allah’ın
yardımıyla ehli zikir olan
herkes için kâinattaki en kolay kitaptır.
18. BİD’AT ZİKİR VE EHLİ ZİKİR
18.1 Zikir üzerimize farzdır.
18.2 Çok zikir üzerimize farzdır.
18.3 Daimî zikir üzerimize farzdır.
18.3.1 Kur’ân-ı Kerim, daimî zikredenlere kolaylaştırılmıştır.
18.3.2 Kur’ân-ı Kerim, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in lisanıyla kolaylaştırılmıştır.
14 asır evvel Hz. Muhammed Mustafa
(S.A.V) Efendimiz Hatemul Enbiya, Nebî
Resûl’dü. Ama O’nun yetiştirdiği, irşada
ulaştırdığı sahâbe, Allah’ın irşada memur
ve mezun kıldığı velî mürşidlerdi. Nitekim
Allahû Tealâ iradesini Allah’a teslim eden
sahâbe için şöyle buyuruyor:
9/TEVBE-100: O sabikûn-el evvelîn (evvelki
hayırlarda yarışanlardan ulûl’elbab, ihlâs
ve salâh makamlarını, en üst üç makamı
işgal edenler): Onların bir kısmı muhacirînden (Mekke’den Medine’ye göç
edenlerden) bir kısmı ensardan
(Medine’deki yardımcılardan) ve bir kısmı
da onlara (ensar ve muhacirîne) ihsanla
tâbî olanlardandı. (Sahâbe irşad
makamına sahip oldukları için onlara tâbî
olundu). Allah, onlardan razı ve onlar da
O’ndan (Allah’tan) razıdır. Onlara Allah,
altlarından ırmaklar akan cennetler
hazırladı ve orada ebediyyen kalacaklardır.
işte bu, en büyük (azîm) mükâfattır.
19. BİD’AT SEYYİATE SÂLİHÂTLA MUKABELE ETMEK
Mutsuz ve huzursuz olan insanlar,
huzursuzluk ve mutsuzluklarını hep
başkalarının üzerine atarlar.
Ve mutsuzluklarını hep dışarıdaki
birtakım sebeplere bağlarlar. Halbuki
bütün insanlar için evrensel kanun
şudur: Huzursuzluk ve mutsuzluk,
sadece insanın kendisindendir.
Kişinin Allah’ın verdiği serbest iradeyi,
Allah’ın emrettiği biçimde kullanması
halinde Allah’ın ahiret saadeti mutlak
o kişinin olacaktır. Dünya saadeti de
günbegün artar bazda yükselecek ve
kişinin daimî zikre ulaşması halinde
Allah onu dünya saadetinin en üst
boyutlarına ulaştıracaktır.
Kader sebebiyle bize ulaşan bütün
olaylarda ya bir fayda vardır ya da
bir hayır vardır.
Diyelim ki; kişi hayır işliyor.
Bize bir televizyon hediye ediyor.
O kişi, o hayrı işlediği için
derecat kazanacaktır.
Ama biz de, bir dünyevî
faydaya ulaşacağız.
Bu durumda biz ne derecat kazanırız
ne de derecat kaybederiz.
Ama bir faydaya ulaşmış oluruz.
Diyelim ki; kişi, bizim evimizdeki
televizyonu çaldı. Çalması sebebiyle
hakkımızı gaspettiği için
o kişi derecat kaybeder.
Onun kaybettiği derecatı da
biz kazanırız.
Bizim dışımızdaki insanlar,
iki şekilde davranabilir;
ya bize bir fayda ulaştırabilirler
ya da bir hayır ulaştırabilirler.
Bize bir zarar ulaştırmaları halinde
o, bizim için hayırdır.
Bize ulaştırdıkları
ve onlar için hayır olan davranış ise
bizim için faydaya dönüşür.
Dışımızdaki İlâhi İrade, Küllî İrade
veya başkasının cüz’i iradesi,
bize ya fayda ya da hayır ulaştırır.
Fayda, dünyevî mutluluğa sebeptir.
Hayır, uhrevî mutluluğa sebeptir.
Demek ki;
dışımızdaki herkes bizim
mutluluğumuz için çalışmaktadır.
Herkes,
bizim mutluluğumuz için vardır.
O zaman;
bu hakikati biliyorsak,
herkesi dost edinmemiz gerekmez mi?
Herkes bizim mutluluğumuz için varsa
onlarla dost ilişkiler içerisinde,
sevgiye dayalı bir bağ ve ilişki içinde
olmamız gerekmez mi?
Hacet Namazı
Konu: 6.1 Allah’ın yere vahyetmesi
Allahû Tealâ, Zilzal Suresinde yere vahyettiğini ifade etmektedir.
ZİLZÂL - 5 Rabbinin ona vahyetmesi ile.