1.3 Velî resûllere sohbet mahiyetinde kitaplar verilebilir.
ÂLİ İMRÂN - 184 Artık seni yalanlarlarsa (üzülme), halbuki, senden önceki, açık belgeler, yazılı sayfalar ve nurlu kitaplar getiren resûller de yalanlanmıştı.
FÂTIR - 25 Ve eğer seni tekzip ediyorlarsa (yalanlıyorlarsa), o taktirde (bil ki) onlardan öncekiler de (resûllerini) yalanlamışlardı. Onların resûlleri, onlara beyyineler (mucizeler, açık deliller) ve zuburi (sayfalar) ve nurlandırıcı kitap getirdiler.
SONUÇ
Yukarıdaki bütün âyetler, hükmedecekleri kitapların (şeriat kitaplarının) kavim resûllerine (nebî olmayan resûllere) değil, nebîlere (peygamberlere) indirildiğini gösteriyor. Dînin birinci kaynağı Kur’ân’a göre “nebîlerin kendilerine kitap verilmeyen değil, tam aksine kitap verilen peygamberler” olduğu neticesine ulaşıyoruz. Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’de, her zaman parçasında ardı arkası kesilmeksizin, her kavme gönderilen velî resûllerden şöyle bahsetmektedir:
İSRÂ - 15 Kim hidayete erdiyse, sadece kendi nefsi için (nefsini tezkiye ettiği için) hidayete erer. Öyleyse kim dalâlette ise sorumluluğu sadece kendi üzerinde olarak dalâlette kalır. Yük taşıyan (günahı yüklenen) bir kimse, bir başkasının yükünü (günahını) yüklenmez. Ve Biz, bir resûl göndermedikçe azap edici olmadık.
Niçin resûl geliyor? Bakınız Allahû Tealâ bu konu için Nahl Suresinde ne buyurmaktadır:
NAHL - 36 Ve andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık). (Allah’a ulaşmayı dileyerek) Allah’a kul olsunlar ve taguttan (insan ve cin şeytanlardan) içtinap etsinler (sakınıp kurtulsunlar) diye. Onlardan bir kısmını (Resûlün daveti üzerine Allah’a ulaşmayı dileyenleri), Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının (dilemeyenlerin) üzerine dalâlet hak oldu. Artık yeryüzünde gezin. Böylece yalanlayanların akıbetinin, nasıl olduğuna bakın (görün).
Öyleyse Allah, o kavimdeki insanlar taguttan içtinap etsinler ve Allah’a kul olsunlar diye, her kavimde resûl görevli kılmaktadır.
Allahû Tealâ, sahâbeyi ve sahâbe ile Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz arasındaki ilişkiyi, bizler için Kur’ân-ı Kerim’de örneklerle açıklamıştır. 14 asır evvel asâleten devrin imamı Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz, kendi kavmine Allah’ın gönderdiği Nebî Resûl’dür. Asâleten devrin imamı olması hasebiyle, Allahû Tealâ tarafından bütün âlemler için görevlendirilmiştir. Ve Peygamber Efendimiz’den sonra nebî gelmeyecektir.
Sahâbe soruyor: “Ey Allah’ın Resûl’ü! Sen Hatemul Enbiya’sın ve biz dînimizi Senden öğrendik. Bizden sonra gelen insanlar dîni kimden öğreneceklerdir?”
Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor: “Benden sonra nebî gelmeyecek ama benden sonra imamlar gelecek.”
Öyleyse her devirde Allah’ın hidayetle vazifeli kıldığı devrin imamı vardır.
Bir başka hadîs-i şerifte ise Peygamber Efendimiz (S.A.V): “Benim sahâbem gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine tâbî olursanız, hidayete erersiniz.” buyurmaktadır. Bu hadîslerde Allahû Tealâ’nın her devirde irşadla görevli kıldığı canlı rehber mürşidlere tâbiiyetle, Resûlullah’ın sünnetinin ve devrin imamına tâbiiyetle de Resûlullah’ın mirası olan Kur’ân-ı Kerim’in kıyâmete kadar yaşanacağı mesajları bizlere verilmektedir.