A- KUR’ÂN’A TERS DÜŞEN BİD’ATLERİN (ZANLARIN) İSLÂM’A YERLEŞMESİYLE, 14 ASIR EVVEL PEYGAMBER EFENDİMİZ (S.A.V) VE SAHÂBENİN YAŞADIĞI AHİRET VE DÜNYA SAADETİNİN REHBERİ KUR’ÂN-I KERİM TERK EDİLMİŞTİR.
Kur’ân-ı Kerim’de olmamasına rağmen günümüzde birçok uydurmalar, zanlar, bid’atler dînin emriymiş gibi halka öğretilmektedir. Kur’ân’ın söylemediği, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in Kur’ân’a uyan sağlam hadîslerinde yeri olmayan uygulamalar, uydurmadır; dînî terimiyle, bid’attir. Her bid’at sapıklıktır. Bunları dînin hükmü gibi kabul etmek ve ettirmek de şirktir. Bunu yapanların çoğu da maalesef dîn öğreticileridir.
Kur’ân-ı Kerim hakikatlerine tamamen ters zanlardan, bid’atlerden bir kısmı aşağıdadır.
1- Nebîler, kendilerine kitap verilmeyen peygamberlerdir.
2- Resûllerin hepsi hem peygamberdir hem de kendilerine kitap verilen peygamberlerdir.
3- Allah, peygamberlerden başkasına âyet indirmez.
4- Mürşid denilen, Allah’a ulaştırmakla vazifeli kimse yoktur. Allah ile kul arasına kimse giremez. Mürşide tâbî olmak şirktir.
5- Allah görülemez.
6- Allah, peygamberlerden başkasına vahyetmez. Vahiy, Hatemul Enbiya olan Peygamber Efendimiz (S.A.V)’den sonra kesilmiştir.
7- “Lâ İlâhe İllâllah” diyen cennete girer.
8- Allah’ın rahmet ve fazlının (nurlarının) nefsin kalbine yerleşmesiyle oluşacak tarzda nefs tezkiyesi yoktur. Mürşide ulaşmak farz değildir. Mürşidsiz de nefs tezkiyesi yapılabilir
9- Ruh, insana hayat verir. Ruh vücuttan çıkarsa kişi ölür. İrciî emri bir ölüm emridir. Bu sebeple ölmeden evvel ruhun Allah’a ulaşması diye bir şey yoktur.
10- Hidayet de doğru yoldur, Sıratı Mustakîm de doğru yoldur.
11- Dünyada rahat yoktur.
12- Şekil şartlarına tamamen riayet etmeyenlerin namazı kabul olunmaz. Tecvide veya harflerin mahreçlerinden çıkması gereken telaffuzuna uymayan kıraatler kabul olunmaz.
13- Cehennemde bir süre cezalandırıldıktan sonra, inananlar muhakkak cennete girer.
14- Dînde zorlama vardır.
15- Hayır da şerr de Allah’tandır.
16- Tövbe-i Nasuh.
17- Teslimler (Ruh, Fizik Vücud, Nefs ve İrade teslimi).
18- Zikir ve ehli zikir.
19- Seyyiate sâlihâtla mukabele etmek.
Peygamberimiz (S.A.V): “Her bid’at dalâlettir.” buyurmuşlardır.
İSRÂ - 81 De ki: “Hak geldi, bâtıl zail oldu (yok oldu). Muhakkak ki bâtıl yok olacaktır (yok olmaya mahkûmdur).”
MUHAMMED - 3 Bunlar, kâfirlerin bâtıla tâbî olması ve âmenû olanların, Rab’lerinden (inen) hakka tâbî olmaları sebebiyledir. Allah insanlara, işte böyle kendi durumlarını misâl verir.
Bir Allah dostuna sormuşlar: “En büyük günah nedir?” Allah dostunun verdiği cevap çok manidar: “Günahı günah olarak bilmemektir.” “Bundan daha büyük günah var mı?” deyince, “Evet var, günahı ibadet haline getirmektir.” buyurmuştur.
Bu açıdan bid’at, şeytan için günahtan daha sevimlidir. Çünkü bid’atin tövbesi olmaz. “Bid’atin tövbesi olmaz.” demek şu anlamdadır: Bid’ati yapan kişi bid’ati doğru zannetmesi hasebiyle bu işi severek yapmaya devam eder. Dolayısı ile insan doğru zannettiği ve sevdiği bir işten tövbe etme gereği de duymaz. Bid’ati işleyen kişi, dînî bir görev yaptığını düşünür.
BİD’AT, Kur’ân-ı Kerim ve sünnetin zıddı olarak addedilmektedir. Bid’atlerden sakınabilmek için Kitap ve Sünneti iyi bilmek, âyetle konuşmak ve uygulamaları sağlam bir delile dayandırmak gerekir. İçinde bulunduğumuz Hidayet Çağı’nda Allahû Tealâ’nın öğretsiyle Kur’ân’ı öğreten Devrin İmamı bakın Yüce Rabbimize nasıl seslenmektedir:
FURKÂN - 30 Ve resûl: “Ey Rabbim! Muhakkak ki benim kavmim, bu Kur’ân’dan ayrıldı (Kur’ân’ı terketti).” dedi.
Peygamber Efendimiz (S.A.V) bir hadîsinde “En hayırlınız Kur’ân-ı Kerim’i öğrenen ve öğretendir”, bir başka hadîsinde de “Ümmetimin en hayırlısı Mehdi’dir.” buyurmaktadır. Mehdi Resûl, Kur’ân’ı Allahû Tealâ’nın öğretisiyle öğrettiği için en hayırlıdır. Kur’ân’ı Allahû Tealâ’nın öğretisiyle öğreten en hayırlı Mehdi Resûl: “Ey Rabbim! Benim kavmim, bu Kur’ân’dan ayrıldı (Kur’ân’ı terketti).” diyor.
Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki: “Ahir zamanda Kur’ân-ı Kerim bir vadide, insanlar başka bir vadide olacaktır.” Neden? Çünkü Kur’ân-ı Kerim’in yerine geçirilen el yazması kitaplarla zanlar, bid’atler öğretilmektedir.
Yine Peygamber Efendimiz (S.A.V): “Ahir zamanda Kur’ân’ın resmi, İslâm’ın ismi kalacaktır. İnsanlar, İslâmî isimlerle adlandırılacaktır. Mescidleri dışarıdan mamur, ama içlerinde hidayetten eser olmayacaktır. O günün dîn adamları, gök kubbenin altında yaşayan insanların en şerrlileridir. Fitne onlardan çıkmıştır, tekrar onlara dönecektir.” buyuruyor. İşte bu dîn öğreticilerinin hidayeti gizlemeleri sebebiyle, hidayet tamamen yok olmuştur.
Gerçekten Allahû Tealâ’ya ne kadar hamdetsek, şükretsek az ki; Hidayet Çağ’ında Allahû Tealâ, bizi Devrin İmamı ile beraber kıldı. Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz: “O’nunla, fitne ortadan kaldırılacak.” buyurmuştur. O’nunla 7 safha ve 4 teslimden oluşan Kur’ân’daki İslâm yaşanacak, dîn bid’atlerden tamamen temizlenecektir.