15.1- MEHDİ (A.S) İLE TALUT’UN MÜCÂDELELERİNDE BAŞKA BENZERLİKLER DE BULUNMAKTADIR.

BAKARA - 248 Ve onların Peygamberi, onlara dedi ki: “Muhakkak ki onun melikliğinin âyeti (delili), içinde Rabbinizden sekînet ve Hz. Musa ailesinin ve Harun ailesinin bıraktığı şeylerden bakiye (kalıntı) bulunan, meleklerin taşıdığı bir tabutun (tahta sandığın) size gelmesidir. Muhakkak ki bunda, sizin için elbette âyet (delil) vardır, eğer siz mü’minlerseniz.”

Bu âyette Talut’un hükümranlığının belgesi olarak gösterilen kutsal Tabut (tahta sandık), Mehdi (A.S)’ın da hükümranlığının alâmetlerinden biri olacaktır. Bu konudaki hadîsler şöyledir:

“Mehdi, Tabut’u Sekine’yi Antakya mağarasından çıkaracaktır.”(El-Kavlu’l Muhtasar Ş Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 54)

İçinde bulunduğumuz Hidayet Çağı’nda, Medeniyetler İttifakı Konferansı, geçtiğimiz yıllarda Antakya’da gerçekleşti. Bu konferansta, Allah’ın öğretsiyle Tevrat, İncil ve Kur’ân’ı Kerim’de 7 safha ve 4 teslimin farz oluşunu ve bunların Hz. Musa (A.S) ve O’na ihsanla tâbî olanlar, Hz. İsa (A.S) ve O’na ihsanla tâbî olanlar, Hz. Peygamber Efendimiz (S.A.V) ve O’na ihsanla tâbî olan sahâbe tarafından yaşandığını âyetlerle ispat eden, MİHR Vakfı yayını bir kitapçık dağıtıldı.

“Mehdi’nin elinde (zamanında) Sekine bulunan Tabut, Taberiye gölünden çıkarılır ve Beyt-ül Makdis’te O’nun önüne getirilir. Yahudiler bunu görünce pek azı hariç, çoğu müslüman olurlar.” (Kitab-ül Burhan Fi Alâmet-il Ahir Zaman, s. 77)

“Mehdi, Beyt-ül Mukaddes’in hazinelerini, Tabut-u Sekine’yi, Ben-i İsrâil sofrası ile levhaların madenlerini, Hz. Âdem’in cübbesini, Hz. Süleyman’ın minberinin asasını ve Allah’ın Ben-i İsrâil’e gönderdiği süt kadar beyaz olan eldivenlerini çıkaracaktır.”El-Kavlu’l Muhtasar Ş Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 35)

Görüldüğü gibi, Kur’ân’ı Kerim’deki Talut kıssasında bahsedilen Tabut’un bulunması olayı ile Peygamberimiz’in hadîslerinde geçen “Mehdi (A.S)’in Tabut’u ortaya çıkarması” arasında oldukça dikkat çekici benzerlikler vardır. Bir başka benzerlik de Hz. Talut (A.S)’ın ve Mehdi (A.S)’ın ordularının nefisleriyle imtihan edilmeleri konusunda görülmektedir.

Âyette Hz. Talut (A.S)’ın ordusunun bir ırmakla denendiğinden bahsedilmektedir:

BAKARA - 249 Böylece Talut, askerlerle (ordu ile) (Kudüs’ten) ayrıldığı zaman dedi ki: “Muhakkak ki Allah, sizi bir nehir ile imtihan edecek. Bundan sonra kim ondan içerse, artık (o kimse) benden değildir. Ve kim ondan (doyacak kadar) içmez ise sadece eliyle bir avuç avuçlayıp içen hariç, o taktirde muhakkak ki o bendendir.”Fakat onlardan ancak pek azı hariç, (o sudan doyasıya) içtiler. Nitekim o (Talut) ve îmân edenler birlikte (nehri) geçtikleri zaman: “Bugün bizim, Calut ve onun askerleri ile (ordusuyla) (savaşacak) takatimiz (gücümüz) yok.”dediler. O kendilerinin muhakkak Allah’a mülâki olacaklarını kesin olarak bilenler (yakîn hasıl edenler) ise şöyle dediler: “Nice az bir topluluk, Allah’ın izniyle çok bir topluluğa gâlip gelmiştir. Ve Allah, sabredenlerle beraberdir.”

Âyette belirtildiği gibi Hz. Talut (A.S)’a tâbî olanların birçoğu nefislerine uymuşlar, Allah’ın uyarmasına karşın yasaklanmış ırmaktan bir avuçtan fazla su içmişler ve kendilerine zarar vererek (fıska düşerek), düşmanla savaşacak güçten kesilmişlerdir. Sadece “Allah’a mülâki olacaklarını kesin olarak bilenler (yakîn hasıl edenler) ise şöyle dediler: Nice az bir topluluk, Allah’ın izniyle çok bir topluluğa gâlip gelmiştir. Ve Allah, sabredenlerle beraberdir.” Hz. Talut (A.S)’la birlikte düşmana karşı savaşmışlar ve gâlip gelmişlerdir.

BAKARA - 250 Ve (Talut’un askerleri), Calut ve onun askerlerinin (ordusunun) karşısına çıktıkları zaman şöyle dediler: “Rabbimiz üzerimize sabır yağdır, ayaklarımızı (düşman karşısında) sabit kıl ve kâfirler kavmine karşı bize yardım et.”

BAKARA - 251 Nihayet Allah’ın izniyle onları hezimete uğrattılar. Ve Davut, Calut’u öldürdü. Ve Allah ona (Davut’a), meliklik (hükümdarlık) ve hikmet verdi ve ona dilediği şeylerden öğretti. Ve eğer Allah’ın, insanları birbiriyle defetmesi olmasaydı, yeryüzünde mutlaka fesat çıkardı (yeryüzünün düzeni bozulurdu). Lâkin Allah, âlemlerin üzerine fazl sahibidir.

Ahir zamanda Mehdi (A.S)’ın yanında mücâdele eden insanlar da, böyle birtakım imtihanlardan geçirilecektir. Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in bu konudaki bir hadîsinde, Talut’un ırmak ile imtihan olan ordusu gibi Mehdi (A.S)’ın ordusunun da aynı imtihandan geçirileceği anlatılmaktadır:

“Muhakkak ki ben, Deccal’in beraberinde bulunan şeyleri ondan daha iyi bilmekteyim. Onun yanında akmakta olan iki ırmak vardır. Onlardan biri göz görüşü ile beyaz bir sudur. Diğeri de göz görüşü ile kendi kendine tutuşup alevlenen bir ateştir. Eğer herhangi bir kimse ona erişirse ateş olarak gördüğü ırmağa gelsin. Sonra başını daldırsın. Sonra başını aşağı eğip ondan içsin. Çünkü o nehir soğuk bir sudur.”(Ölüm-Kıyâmet-Ahiret ve Ahirzaman Alâmetleri, s.480)

Göz görüşü ile beyaz bir su (birinci nehir) dünya hayatının ziyneti olan mal ve evlâtlardır.

YÛNUS - 7 Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.

YÛNUS - 8 İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).

Göz görüşü ile kendi kendine tutuşup alevlenen bir ateş, Allah’a ulaşmayı dileyerek ıslâh edici amelleri işlemek olan nefs tezkiyesi ve tasfiyesidir.

KEHF - 110 De ki: “Ben sizin gibi sadece bir beşerim. Bana sizin ilâhınızın tek bir ilâh olduğu vahyolunuyor. O taktirde kim Rabbine mülâki olmayı (ölmeden evvel Allah’a ulaşmayı) dilerse, o zaman salih amel (nefs tezkiyesi) yapsın ve Rabbinin ibadetine başka birini (bir şeyi) ortak koşmasın.”

Peygamber Efendimiz (S.A.V) bir hadîsinde: “Îmân ateşten bir kor parçasıdır. Tutarsanız eliniz yanar, atarsanız îmânınız elden gider.” buyuruyor. İşte dünya hayatının süsü ve ziyneti olan mal, evlât ve makam peşinden koşan, Mehdi Resûl’ün “Allah’a ulaşmayı dileyin.” tebliğine rağmen “Bu dîni biz biliriz.” diyerek Allah’a ulaşmayı dilemeyip başkalarının dilemesine mâni olan dîn adamları vardır. Ateş mesabesindeki îmânı elde tutmayanlar, bu dîn öğreticileri ve onların izinden giden geleneksel dîn tatbikatıyla babalarından ve dedelerinden gördükleri sadece İslâm’ın beş şartını yapanlardır.

Hz. Talut (A.S)’ın ordusu hakkında Kur’ân’da kesin bir sayı belirtilmemekle birlikte bu ordunun sayısının düşmana oranla çok daha az olduğunu anlamaktayız:

“...Nice küçük topluluk, daha çok olan bir topluluğa Allah’ın izniyle gâlip gelmiştir; Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara Suresi, 249)

Allah’a ulaşmayı dilemeyerek, Yunus-7’ye göre dünya hayatını dileyerek Allah’ın âyetlerinden gâfil olan, dînde fırkalara ayrılanlar, inkârcı sistemin fitnesi ile karşılaşanlar, dış görünüşü kendilerine güzel görünen fakat Allah’ın haram kıldığı fiilleri işleyerek nefslerine yenik düşmüşler ve dünya hayatının imtihanını kaybetmişlerdir. Her ne pahasına olursa olsun Allah’ın sınırlarını koruyan ve bundan taviz vermeyen, Allah’a ulaşmayı dileyen hakk mü’minler ise Mehdi (A.S)’ın has ordusunu oluşturacak ve karşılarında Allah’ın izniyle hiçbir kuvvet duramayacaktır. Âyetteki, “Nice küçük topluluk, daha çok olan bir topluluğa Allah’ın izniyle gâlip gelmiştir; Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara Suresi, 249) ifadesi, bunun teminatıdır.