12.3- KIYÂMET SAATİ YAKIN
Âyetlerin bildirdiğine göre, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e “Kıyâmet saati ne zamandır?” diye soruyorlar.
A'RÂF - 187 Sana saati (kıyâmet) ne zaman olacağını (karar kılındığını) soruyorlar. De ki: “Onun ilmi ancak Rabbimin katındadır. Onun vaktini O’ndan başkası açıklayamaz. Yerlere ve göklere ağır geldi, o size ansızın gelir (ansızın olmaktan başka bir şekilde gelmez).” Sen sanki ondan haberdarmışsın gibi soruyorlar. “Onun ilmi yalnızca Allah’ın katındadır.” de. Ve lâkin insanların çoğu bilmezler.
NÂZİÂT - 42 Sana o saatten (kıyâmetten) soruyorlar: “Onun vukuu ne zaman?”
Meşhur Cibril hadîsinde de Cebrail (A.S): “Metâ sâate ya Resûlullah? Kıyâmet ne zamandır ya Resûlullah?” diye soruyor. Peygamberimiz Efendimiz (S.A.V), bu soruya A’râf Suresi 187. âyet-i kerimeye dayanarak: “Onun ilmi yalnızca Rabbimin katındadır.” diye cevap vermiştir. Kur’ân’ı Kerim’de kıyâmetin ne zaman kopacağı ile ilgili bir tarih bildirilmez ancak hem insanın eceli olan küçük kıyâmet hem de dünyanın eceli olan büyük kıyâmet öncesinde ortaya çıkacak alâmetler haber verilir. Bir âyette küçük ve büyük kıyâmetin birçok işaretinin bulunduğu şöyle bildirilir:
MUHAMMED - 18 Öyleyse “o saatin” gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar? Halbuki onun alâmetleri (işaretleri) gelmiştir. Fakat (o saat) kendilerine geldiği zaman, onlara hatırlatmanın ne (faydası) olur ki?
Bu âyete dayanarak, kıyâmetten önceki Hidayet Çağı’nda (ahir zamanda) gerçekleşecek kıyâmet alâmetlerini, Peygamber Efendimiz (S.A.V) vaazetiği birçok hadîste “MEHDİ (A.S)’IN DEVRİ OLAN HİDAYET ÇAĞI’NDAKİ OLAYLARI” bize bildirmiştir.
KEHF - 36 Ve ben, (kıyâmet) saatinin kaim olacağını (vukû bulacağını) zannetmiyorum. Ve eğer Rabbime döndürülürsem mutlaka ondan daha hayırlısına dönüşmüş olanı bulurum.
Allahû Tealâ, dünya hayatında Allah’a ulaşmayı dilemeyen, “Rabbime döndürülürsem” dediğine göre geleneksel dîn tatbikatı içinde olan birisini örnek veriyor. “Sâate (saat)” sadece kıyâmet günü anlamına gelmiyor, aynı zamanda ruhun dünya hayatında Allah’a ulaşma günü anlamına gelmektedir. Nitekim dünya hayatında Allah’a ulaşmayı dilemeyen, ölümle Rabbine döndürüleceğine inanan bu kişi, Kehf-36’da “Saatinin kaim olacağını (vukû bulacağını) zannetmiyorum.” diyor. Ölümden sonraki ahiret hayatında da “Ve eğer Rabbime döndürülürsem mutlaka ondan daha hayırlısına dönüşmüş olanı bulurum.” demektedir.
KEHF - 37 Onunla konuşan (sohbet eden) arkadaşı, ona dedi ki: “Seni, (önce) topraktan, sonra bir nutfeden (bir damla sudan) yaratan sonra da seni bir adam hüviyetine sevva (dizayn) edeni (Allah’ı), sen inkâr mı ediyorsun?”
KEHF - 38 Fakat O, Allah ki; benim Rabbimdir. Ve ben, Rabbime hiçbir şey ile şirk koşmam.
Onunla konuşan (sohbet eden), Allah’a ulaşma dileğini tebliğ eden arkadaşı “Eğer dünya hayatında Allah’a ulaşmayı dilemezsen küfürdesin ve şirktesin.” diyor. “Ben dünya hayatında Allah’a ulaşmayı diledim. Ben, Rabbime hiçbir şey ile şirk koşmam.” diyor.
Kur’ân’ı Kerim, “Kıyâmet yakındır.” buyuruyor. İnsanın ölümü küçük kıyâmettir. Çünkü Peygamber Efendimiz (S.A.V) şöyle buyuruyor: “Herkes öldüğü üzere haşrolur.” Öyleyse küçük kıyâmet insanın ecelidir. İnsan ömrüyle kıyaslandığında gerçekten ölüm bize herşeyden daha yakındır. Peygamber Efendimiz (S.A.V): “Ölmeden evvel ölünüz.” diyerek Şura Suresinin 47. âyet-i kerimesinde buyrulduğu gibi Allah’ın davetine icabet etmemizi emretmiştir.
Çünkü ölmeden evvel ölmek, ruhun vücuttan ayrılarak seyr-i sülûk yoluyla Allah’ın Zat’ına ulaşması ve Allah’ın Zat’ında ifna olması, yok olması demektir.
ŞÛRÂ - 47 Rabbinize icabet edin (Allah’a ulaşmayı dileyin), Allah tarafından geri döndürülmeyecek olan günün gelmesinden önce. İzin günü, sizin için bir sığınak yoktur. Ve sizin için bir inkâr yoktur (yaptıklarınızı inkâr edemezsiniz).
YÛNUS - 25 Ve Allah, teslim (selâm) yurduna davet eder ve (teslim yurduna, Zat'ına ulaştırmayı) dilediği kimseyi, Sıratı Mustakîm'e ulaştırır.