10.6- MEHDİ (A.S)’IN HERŞEYİ AÇIKLAYAN KUR’ÂN-I KERİM’İ ÖĞRETMESİ
Allahû Tealâ, Kitap’ta, Kur’ân’da eksik olmadığını, herşeyi Bu Kitap’ta açıkladığını buyurmaktadır:
NAHL - 89 Ve o gün, bütün ümmetlerin içinde, onların üzerine, onların kendilerinden bir şahit beas ederiz (vazifeli kılarız). Ve seni de onların üzerine şahit olarak getirdik. Ve sana, herşeyi beyan eden (açıklayan), hidayete erdiren ve rahmet olan Kitab’ı, müslümanlara (Allah’a teslim olanlara) müjde olarak indirdik.
EN'ÂM - 38 Ve yeryüzünde yürüyen hayvanlardan ve iki kanadıyla uçan kuşlardan ne varsa (4 ayaklı) hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki; sizin gibi ümmet olmasınlar. Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonra Rab’lerine haşrolunacaklar (olunurlar).
Günümüzde dîn adamları birincil derecede dîn kaynağı olarak kullanmamız gereken Kur’ân’ı Kerim’i ölülerin arkasından okunan bir kitap gibi kullanıp, Kur’ân’ın mânâsından çok musikîsini, tecvidini insanlara öğretmektedirler. Peygamber Efendimiz (S.A.V) hadîsinde: “En hayırlınız Kur’ân’ı öğrenen ve öğretendir.” buyururken diğer bir hadîsinde: “Ümmetimin en hayırlısı Mehdi (A.S)’dır.” buyurmaktadır.
Efendimiz, 14 asır evvel Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in, geleceğini bize müjdelediği Mehdi (A.S)’dır.
Neden ‘En Hayırlı’? Çünkü Mehdi (A.S), herkesin Kur’ân tatbikatını unuttuğu bir dönemde, Kur’ân’ı Allah’tan Öğrenen ve bize Öğreten’dir.
Kur’ân’ın yerine ilmihal kitabını, mânâ yerine musikîyi, canlılar yerine ölüleri, Kur’ân’daki İslâm yerine İslâm’ın 5 şartından ibaret geleneksel İslâm tatbikatını ön plana alarak kimsenin kurtuluşa ulaşması mümkün değildir. Kur’ân’ı Kerim’i, âyetlerin mânâsını ve canlıları ön plana almadıkça, sahâbe gibi Kur’ân’da 7 safha ve 4 teslimden oluşan İslâm’ı yaşamak ve içinde bulunduğumuz zelil durumdan kurtulmak mümkün değildir.
KIYÂME - 19 Sonra O’nun beyanı (açıklanması) muhakkak ki Bize aittir.
Kur’ân’ı, yine Kur’ân’ın açıklayıp tefsir ettiğini Allahû Tealâ âyetlerle bize cevap vermektedir. Kıyame Suresi 19. âyet-i kerimesinde ise Yüce Rabbimiz, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e “Sonra O’nun beyanı (açıklaması) muhakkak ki Bize aittir.” buyurmaktadır.
Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in insanlığa tanıttığı Kur’ân’ın açıklayıcısı, her devirde Devrin İmamıdır. Bundan 14 asır evvel asaleten Devrin İmamı olan Peygamber Efendimiz (S.A.V), sahâbeye Kur’ân’ı açıklamıştır. Bu yüzden Peygamberimiz’e izafe edilen herşey, ancak Kur’ân’dan onay aldığı taktirde geçerlidir. Kur’ân; hem dîni hem Peygamberimiz’in sünnetini tanımamızda hepimize yeterlidir.
İşte Furkân Suresinin 30. âyet-i kerimesinde sözü geçen resûl, içinde bulunduğumuz Hidayet Çağı’nda Allah’ın hidayetle vazifeli kıldığı Mehdi Resûl, Efendimiz’dir.
FURKÂN - 30 Ve resûl: “Ey Rabbim! Muhakkak ki benim kavmim, bu Kur’ân’dan ayrıldı (Kur’ân’ı terketti).” dedi.
Peygamber Efendimiz’in, Veda Hutbesi’nde bize bıraktığı miras, Furkân olan Kur’ân’ı Kerim’dir.
NİSÂ - 105 Muhakkak ki insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği şekilde hükmetmen için Biz, sana Kitab'ı hak olarak indirdik. Ve ihanet edenlere taraftar olma.
ŞÛRÂ - 10 Birşey hakkında ihtilâfa düşerseniz, artık onun hükmü Allah’a aittir. İşte bu Allah, benim Rabbimdir. O’na tevekkül ettim. Ve O’na yönelirim.
Âyetler, her konuda ihtilâşarın çözümünün Allah’ta ve O’nun Kitabı’nda olduğunu göstermektedir. İslâm âleminin içinde bulunduğu durum, Kur’ân’ın unutulduğu ve yaşanmadığının ispatı için yeterli bir delildir. Sahâbe ve Osmanlı döneminde Kur’ân yaşandı. Kur’ân’ın yaşandığı dönemde ecdadımız âleme nizam verenlerdi ama Kur’ân’ın unutulduğu günümüzde İslâm âlemi dünyanın en geri kalmış ülkelerini oluşturmaktadır.
Mehdi (A.S)’ın 30 yıldan beri yaptığı tebliğe rağmen, Allahû Tealâ Bakara Suresinin 6 ve 7. âyetlerine göre tebliğe ilgisiz kalanların hassalarına, İsrâ Suresinin 45 ve 46. âyetlerine göre tebliğciyi yalanlayanların ise uzuvlarına engeller koyuyor:
BAKARA - 6 Onlar muhakkak ki kâfirdirler. Onları ikaz etsen de etmesen de onlar için eşittir (birdir), mü’min olmazlar.
BAKARA - 7 Allah onların kalplerinin üzerini ve işitme (sem’î) hassasının üzerini mühürledi ve görme (basar) hassasının üzerine gışavet (perde) çekti. Onlar için azîm (büyük) azap vardır.
İSRÂ - 45 Sen Kur’ân’ı kıraat ettiğin (okuduğun) zaman, seninle ahirete (ölmeden evvel Allah’a ulaşmaya ve kıyâmet gününe) inanmayanlar arasına hicab-ı mesture kıldık (gözlerinin üzerine, seni peygamber olarak görmelerini engelleyen bir perde koyduk).
İSRÂ - 46 O’nu (Kur’ân’ı), fıkıh (idrak) etmelerine karşı, (fıkıh edemesinler diye) kalplerinin üzerine ekinnet ve onların kulaklarına vakra (işitme engeli) kıldık. Ve sen, Kur’ân’da Rabbinin tekliğini zikrettiğin zaman nefretle arkalarına döndüler.