9.2- HİDAYET ÇAĞI’NDA, HERKESİN İBADETİNİ ÖZGÜRCE YERİNE GETİRDİĞİ BİR HOŞGÖRÜ ORTAMININ SAĞLANMASI
Hanif dîni, Arapça adıyla İslâm dîni, insanları kendi dînî inançlarında zorlamayarak sadece Allah’a ulaşma dileğini tebliğ etmeyi emreder.
MUMTEHİNE - 8 Allah, dîn konusunda sizinle savaşmamış ve sizi yurdunuzdan çıkarmamış olan kimselere iyilik etmenizden ve onlara adaletle davranmanızdan sizi nehyetmez (yasaklamaz). Muhakkak ki Allah, adaletli olanları (adaletle davrananları) sever.
MUMTEHİNE - 9 Fakat Allah, dîn hususunda sizinle savaşmış ve sizi yurdunuzdan çıkarmış olan ve sizin çıkarılmanıza arka çıkmış (yardım etmiş) olan kimselere dönmenizden (onlarla dostluk kurmanızdan) sizi nehyeder (yasaklar). Ve kim onlara dönerse, o taktirde işte onlar, onlar zalimlerdir.
Bir insan Kur’ân’da bâtıl olarak tarif edilen bir inanca sahip olsa dahi, Kur’ân ahlâkını yaşayan insanlar arasında adalet içinde yaşayabilir. Kendi inançlarına göre ibadetlerini özgürce yerine getirebilir. Hiç kimse bir diğerini kendi dîninin ibadetlerini yerine getirmekten alıkoyamaz. Ya da bir insanı istediği şekilde ibadet etmeye zorlayamaz. Bu, İslâm ahlâkına aykırıdır ve Allah’ın razı olmadığı bir davranış biçimidir. İslâm tarihini incelediğimizde Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in döneminde de herkesin özgürce ibadet edebildiği, inançlarının gereklerini yerine getirebildiği bir toplum modelinin hâkim olduğu görülmektedir. Kur’ân’da ehli kitabın ibadet yerleri olan manastır, kilise ve havralardan da Allah’ın koruduğu ibadet mekânları olarak söz edilmektedir:
HACC - 40 Onlar, sadece “Rabbimiz Allah’tır” dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarıldılar. Ve eğer, Allah’ın insanları birbiriyle defetmesi olmasaydı, (rahiplerin) mabetleri, (hristiyanların) kiliseleri, (yahudilerin) havraları ve içinde Allah’ın isminin çok zikredildiği (müslümanların) mescidleri mutlaka harap olup yıkılırdı. O’na (Allah’a) yardım edene, Allah mutlaka yardım eder. Muhakkak ki Allah, elbette Kaviyy’dir (kuvvetli, güçlü) Azîz’dir (yüce).
Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in hayatında bu ahlâkın pek çok örneğine rastlanmaktadır:
“Peygamber Efendimiz (S.A.V), kendisiyle görüşmeye gelen hristiyanların kendi mescidlerinde ibadet etmelerini söylemiş ve bu iş için mescidleri onların kullanımına bırakmıştır.” (Ali Bulaç, Çağdaş Kavramlar ve Düzenler, İz Yayıncılık, 16. Baskı, İstanbul, 1998, s. 241)
“Peygamber Efendimiz (S.A.V)’den sonraki halifeler devrinde de bu hoşgörülü anlayış korunmuştur. Şam fethedildiği zaman, camiye çevrilen bir kilise ikiye bölünmüş, bir yarısında hristiyanlar, öbür yarısında müslümanlar ibadet etmişlerdir.” (Ali Bulaç, Çağdaş Kavramlar ve Düzenler, İz Yayıncılık, 16. Baskı, İstanbul, 1998, s. 241)
14 asır evvel Peygamber Efendimiz (S.A.V) ve sahâbenin barış ve huzur içerisinde yaşadıkları Asr-ı Saadet dönemi gibi, Mehdi (A.S) döneminde de aynı hoşgörü anlayışının tüm halklar arasında hâkim olacağı hadîslerde bildirilmektedir. Bu bilgilere göre müslümanlar ile hristiyan âlemi arasında birlik ve beraberlik sağlanarak karşılıklı hoşgörüye dayalı bir kardeşlik, şefkat ve merhamet anlayışı oluşacaktır. Hristiyanların ve yahudilerin tüm ibadethaneleri, havralar, kiliseler ve vakıfları koruma altına alınacak, kilise açmak isteyenlere, dînî inançları doğrultusunda talepte bulunanlara, ibadetlerini yerine getirmek isteyenlere imkân tanınacaktır. Tüm hristiyanların ve yahudilerin kendileri için kutsal sayılan topraklarında barış, huzur ve güvenlik içinde yaşamaları sağlanacak, her türlü sorun sevgi, saygı ve hoşgörü anlayışıyla kolaylıkla halledilebilecek, tüm halklar birbirleriyle uyum ve dostluk içerisinde yaşamlarını sürdürebileceklerdir.