RÛM - 30 Artık hanif olarak kendini (vechini) dîn için ikame et, Allah’ın hanif fıtratıyla ki; Allah, insanları onun üzerine (hanif fıtratıyla) yaratmıştır. Allah’ın yaratmasında değişme olmaz. Kayyum olan (kaim olacak, ezelden ebede kadar yaşayacak) dîn budur. Fakat insanların çoğu bilmez.
HUCURÂT - 13 Ey insanlar! Muhakkak ki Biz, sizi bir erkek ve bir kadından yarattık. Ve sizi milletler ve kabileler kıldık ki, birbirinizi (soyunuzu, babalarınızı) tanıyasınız. Muhakkak ki Allah’ın indinde en çok kerim olanınız (ikram olunanınız, en şerefli olanınız), (ırk ya da soy olarak değil) en çok takva sahibi olanınızdır. Muhakkak ki Allah, en iyi bilen ve haberdar olandır.
RÛM - 39 Ve insanların mallarında artış olsun diye faizden (faiz olarak) verdiğiniz şey (Allah’a ulaşmayı dilemeden yaptığınız zikir), o taktirde Allah’ın katında artmaz (nefsinizin kalbindeki nurları oluşturmaz ve arttırmaz). Allah’ın vechini (Allah’a ulaşmayı) dileyerek verdiğiniz zekât (yaptığınız (zikir)ler); işte böylece kat kat (nefsinizin kalbindeki nurları) artıranlar onlardır.
BAKARA - 177 Yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz (hakiki îmânı yansıtan) BİRR (ebrar kılacak davranış biçimi) değildir. Lâkin birr, kişinin, Allah’a, yevm’il âhire (Allah’a ulaşılan sonraki güne, hidayet gününe, vuslat gününe) meleklere, Kitab’a ve peygamberlere îmân etmesi ve sevdiği maldan, akrabalara (yakınlık sahiplerine) yetimlere, miskinlere (çalışamaz durumda olan ihtiyarlara), yolda kalmış yolculara, isteyen (muhtaçlara), köle ve (kurtulmaları için) esirlere vermesi ve namazı kılması, zekâtı vermesidir. Ve (Allah’a ve insanlara) ahd verdikleri zaman ahdlerine vefa edenler (yerine getirenler), zorlukta ve darlıkta ve şiddetli savaş halinde sabredenler, işte onlar sadık olanlardır. İşte onlar muttekilerdir (takva sahibi olanlardır).
ÂLİ İMRÂN - 92 Sevdiğiniz şeylerden infâk etmedikçe (Allah için vermedikçe), asla Birr'e nail olamazsınız. (Allah'ın size verdiklerinden, Allah için) bir şey infâk ettiğiniz zaman muhakkak ki Allah, onu en iyi bilendir.
NİSÂ - 29 Ey îmân edenler (âmenû olanlar)! Birbirinizin mallarını batılla (haksızlıkla) yemeyin, ancak sizin rızanızla yaptığınız ticaret hariç. Ve kendinizi (ve birbirinizi) öldürmeyin (intihar etmeyin). Muhakkak ki Allah, size karşı Rahîm’dir.
ZUHRÛF - 32 Rabbinin rahmetini onlar mı taksim ediyorlar? Biz onların dünya hayatında maişetlerini (geçimlerini) aralarında taksim ettik. Onların bir kısmının derecelerini, diğerlerinin üzerine yükselttik (üstün kıldık). Onların bir kısmı diğerlerini emrinde çalıştırsın diye. Ve senin Rabbinin rahmeti, onların topladığı şeylerden (başka insanları çalıştırmayıp biriktirdikleri paradan) daha hayırlıdır.
TEVBE - 34 Ey âmenû olanlar (ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dileyenler)! Muhakkak ki; ahbarlardan (yahudi âlimlerden) ve ruhbanlardan (rahiplerden) çoğu, mutlaka insanların mallarını bâtılla (boş yere, haksız olarak) yerler ve Allah’ın yolundan engellerler (mani olurlar). Ve altın ve gümüşü biriktiren ve onu Allah yolunda infâk etmeyen kimseler; artık onlara elîm azabı haber ver.
HAŞR - 7 Allah’ın o şehir halkının (malından), resûlüne fey olarak verdiği şey (savaşsız elde edilen ganimet), artık Allah’ın, resûlünün (peygamberinin), ona yakınlığı olanların, yetimlerin ve yoksulların ve yolcularındır. (Bu) içinizden zengin olanların arasında elden ele dolaşan bir mal (servet) olmaması içindir. Ve resûl, size ne verdiyse o zaman onu alın. Ve o, sizi neden nehyetti ise o taktirde ondan vazgeçin. Allah’a karşı takva sahibi olun. Muhakkak ki Allah, ikabı (azabı) şiddetli olandır.
NAHL - 71 Üstün kılınan kimseler, ellerinin altında bulunanlara rızıklarını veren (verici) değiller (çünkü rızkı veren sadece Allah’tır). Oysa onlar, rızıkları konusunda eşittirler. Onlar, Allah’ın ni’metini bilerek mi inkâr ediyorlar?
FURKÂN - 67 Ve onlar, infâk ettikleri zaman israf etmezler ve kısmazlar (cimrilik etmezler). Ve bu ikisi arasında orta bir yol tutarlar.
HUCURÂT - 13 Ey insanlar! Muhakkak ki Biz, sizi bir erkek ve bir kadından yarattık. Ve sizi milletler ve kabileler kıldık ki, birbirinizi (soyunuzu, babalarınızı) tanıyasınız. Muhakkak ki Allah’ın indinde en çok kerim olanınız (ikram olunanınız, en şerefli olanınız), (ırk ya da soy olarak değil) en çok takva sahibi olanınızdır. Muhakkak ki Allah, en iyi bilen ve haberdar olandır.
NİSÂ - 135 Ey âmenû olanlar! Kendinize, anne ve babanıza ve yakınlarınıza bile olsa, zengin veya fakir de olsalar, Allah için adaleti yerine getiren şahitler olun. Çünkü Allah, ikisine de daha yakındır. Adaletli davranmak için, artık hevânıza (nefsinize) uymayın. Ve eğer dilinizi eğip bükerseniz (sözü değiştirirseniz) veya (haktan, adaletten) yüz çevirirseniz o taktirde muhakkak ki Allah, yaptıklarınızdan haberdar olandır.
MÂİDE - 8 Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler)! Allah için kavvâmîn olun (hakkı ayakta tutun)! Adaletli şâhidler olun! Ve bir topluluğa karşı duyduğunuz kin, sizi adaletten saptırmasın. Adil davranın! O takvaya en yakın olandır. Allah’a karşı takva sahibi olun. Muhakkak ki Allah, yaptıklarınızdan haberdar olandır.
“İnsanlar oldukça hayırlı, yaşantıları gayet rahat olacaktır.” (El Kavlu’l Muhtasar Fi Alâmet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 54)
“Benim ümmetim o devirde öyle bir refah bulacak ki; o güne dek onun mislini kesinlikle bulmamıştır.” (Sünen-i İbni Mace, 10-347/ Ramuz el Ehadîs, s. 508)
8.3- HİDAYET ÇAĞI’NDA, İNSANLAR ARASINDA SOSYAL ADALET GERÇEKLEŞECEKTİR.
Hidayet Çağı’nın gelişme devresinde, Allah’a ulaşmayı dilemeyerek Kur’ân ahlâkını yaşamayan toplumlarda dîn, ırk, zenginlik ya da fakirlik gibi etkenler, insanların birbirlerine karşı olan tavırlarına ve adalet anlayışlarına ve adaleti uygulayan kimselerin kararlarına etki edebilmektedir. Mehdi (A.S)’ın öğreterek yaşattığı 7 safha ve 4 teslimden oluşan Kur’ân ahlâkı, adil, şefkatli, merhametli, zengin fakir ayrımı yapmadan ihtiyaç içinde olana yardım etmeyi gerektirmektedir. İşte âyetler:
1- Kur’ân’ı Kerim’e göre bütün insanlar için, Allah’ın vaazettiği hanif dîni, tek dîndir. Kur’ân ahlâkını yaşamayan toplumların herbiri, kendi dîninin hak dîn olduğunu, diğerlerinin yanlış olduğunu düşünmektedir. Hidayet Çağı’nda Kur’ân’ı Kerim’e ters olan bu yanlış düşünce, Mehdi (A.S)’ın Kur’ân’ı Kerim öğretisiyle dîn tatbikatından tamamen çıkarılarak dîn birliği sağlanacaktır. Allah’ın vaazettiği hanif dîni, hurafelerden tamamen temizlenecektir.
2- Kur’ân’ı Kerim’e göre tek dînde birleşen farklı ırkların (milletlerin) varlığı söz konusudur. Allahû Tealâ, birbirlerine hayırda ve takvada yardımlaşmayı emreder, günah işleyerek milletlerin birbirine düşmanlığını nehyeder.
3- Dîn, kul ile Allah arasındaki ilişkiler ve kul ile kullar arasındaki ilişkilerden oluşan iki temel esasa dayanır: Kul ile Allah arasındaki ilişkilere, İslâm’ın 7 safhası, namaz, oruç, hac vs. gibi vasıta emirleri örnek olarak verebiliriz. Hak sahibi Allahû Tealâ’dır. Allah dilerse affeder, dilerse emirlerine isyan edenleri cezalandırır. Kul ile kullar arasındaki ilişkilerde hak sahibi kuldur. Zekât kul hakkıdır. Hz. Ebubekir (R.A) bu sebeple zekâtını vermeyenlere savaş açmıştır. Hz. Ebubekir (R.A)’ın bu davranışı, Allahû Tealâ’nın bu meyanda suç işleyenlere bir bildirimidir. 7 safha ve 4 teslimden oluşan hanif dîninin yaşanmasıyla herkes isteyerek zekâtını verecek, ekonomik açıdan zengin ve fakir ayırımı bitecek, insanlar arasında gerçek sosyal adalet ve eşitlik hasıl olacaktır.
7 safha ve 4 teslimden oluşan Kur’ân’daki İslâm, 4 tane 7’li basamakta gerçekleşir.
Birinci 7’li basamakta, Allahû Tealâ, kazancımızın %2,5’luk miktarını zekât olarak vermeyi emrederken para ile para kazanmak olan faizi kesinlikle nehyeder:
İkinci 7’li basamakta, Allahû Tealâ, zekâta ilâveten kazancımızdan %2,5 daha birr olarak vermeyi emrederken bâtıl bir yolla birbirinin malını yemek olan rüşveti kesinlikle yasaklar:
Üçüncü 7’li basamakta, Allahû Tealâ, yeterli sermayeye sahip olanların yatırımları gerçekleştirmesini emrederken, sermayenin yastık altında atıl durumda kalmasını da yasaklamaktadır:
Dördüncü 7’li basamakta, Allahû Tealâ ihtiyaçtan fazla olanın ihtiyaç sahiplerine verilmesiyle, insanlar arasında sosyal adalet ve eşitliğin insan eliyle gerçekleşmesini emrederken israfı yasaklamıştır:
Kur’ân’ı Kerim’e göre gerçek adalet, sadece Allah rızası gözetilerek 7 safha ve 4 teslimden oluşan Kur’ân’daki İslâm’ın yaşanmasıyla sağlanan bir adalettir. Böyle bir adalet hedeflendiğinde, ne şahsî bir menfaat ne dostluk ne düşmanlık ne de kişinin hayata bakış açısı; dili, ırkı, teninin rengi, kararlarında etki edemeyecek, sadece Allah’tan alınan hükümler tatbik edilecektir. Allah’ın emirleri doğrultusunda, Hakk’tan yana karar verilecektir.
Farklı ırk ve milletlerin bulunmasının bir amacı, çatışma ve savaş değil, Allah yolunda hayırlarda yarışmaktır. Kur’ân ahlâkına göre, Allah katında insanlar ve toplumlar arasındaki üstünlük, yalnızca bulundukları takva safhalarına göre şekillenir:
Dolayısıyla Kur’ân’daki İslâm’ın yeryüzüne hâkim olması, yeryüzünde bu anlayış eksikliğine bağlı olarak yaşanan sosyal adaletsizlikleri ortadan kaldıracak tek çözüm yoludur. Kur’ân’da tarif edilen 7 safha ve 4 teslimden oluşan Kur’ân ahlâkı, adil, şefkatli, merhametli, zengin fakir ayrımı yapmadan ihtiyaç içinde olana yardım etmeyi gerektirmektedir:
Allah’ın izniyle Hidayet Çağı’nda böyle bir ahlâk tüm toplumlara hâkim olacak ve gerçek adalet, gerçek huzur ve güven tüm yeryüzüne hâkim olacaktır. Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in hadîslerinde Hidayet Çağı’nda yaşanacak olan bu durum şöyle haber verilmektedir:
Hadîslerin işaretlerine göre Hidayet Çağı’nda, toplumda ihtiyaç içinde olanın gözetilmemesi, sadece çok küçük bir zümrenin bolluk içinde yaşaması gibi adaletsizlikler son bulacaktır. Komşusu açken kimse tok yatmayacak, tek yanlı zenginlik utanç vesilesi haline gelecektir. Nefsin afetlerinden kaynaklanan hırs ve bencillik ortadan kalkacağı için herkes birbirine yardım edecek, maddî-manevî tüm imkânlarını birbiriyle paylaşacaktır. Halkın birbirine karşı olan merhameti alabildiğine artacak, herkes birbirini zengin etmeye, kısaca birbiri için yaşamaya çalışacaktır. Güçlü olan haklı olmayacak, haklı olan güçlü olacaktır. Kur’ân ahlâkının hâkim olduğu bu dönemde, toplumun her kesimindeki insanlar arasında çok büyük bir eşitlik yaşanacak, huzur ve güven dolu bir ortam olacaktır. Bu ortamın bir sonucu olarak insanlar hiçbir sahtekârlığa, kötülüğe ve haram fiillere de yanaşmayacaklardır.