8.2- HİDAYET ÇAĞI’NDA, TÜM DÜNYADA YAŞANAN SAVAŞLAR, ÇATIŞMALAR, TERÖR VE ANARŞİ ORTAMI SON BULACAKTIR.
NAHL - 36 Ve andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık). (Allah’a ulaşmayı dileyerek) Allah’a kul olsunlar ve taguttan (insan ve cin şeytanlardan) içtinap etsinler (sakınıp kurtulsunlar) diye. Onlardan bir kısmını (Resûlün daveti üzerine Allah’a ulaşmayı dileyenleri), Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının (dilemeyenlerin) üzerine dalâlet hak oldu. Artık yeryüzünde gezin. Böylece yalanlayanların akıbetinin, nasıl olduğuna bakın (görün).
Allah bütün zamanlarda her kavimde, Allah’tan emir alan resûller görevlendirdiğini ifade buyurmaktadır. O halde Allah’ın görevlileri her devirde ve her toplumda şu anda da mevcuttur. Bütün kavim resûlleri de devrin imamına tâbîdir. Ancak emri alan Allah’ın Resûl’ü var olmasına rağmen, yönetim kadrosunda olanların devrin imamı ile ve her kavmin kendi resûlleriyle irtibat kurmamaları ve özellikle emanetlerin ehline teslim edilmemesi, Allah’ın hedeflerinden sapmalara neden olmaktadır. Yani ülke idaresinde sorumluluk gerektiren yerlere, şeytanın adımlarına uyan, gerektiğinde yalana başvuran, haksız kazanç sağlamaktan çekinmeyen, mazlumu ezmekten hiçbir rahatsızlık duymayan, Allah’a ulaşmayı dilemeyen ve tahakküm eden kişilerin yerleştirilmesi, ferdî bazda mutsuzluğu, toplumsal bazda ise adaletin tesis edilememesi sonucunu doğurmaktadır. Halbuki tarih boyunca gönderilen tüm resûller, yaşadıkları toplumlara barış ve adalet getirmiş, peygamberlerin gelişi ümmetlerin üzerindeki zulmün ve zorbalığın kalkmasına vesile olmuştur. Kur’ân’da resûllerin bu özelliği şöyle bildirilmektedir:
YÛNUS - 47 Her ümmetin bir resûlü vardır. Onlara, resûlleri geldiği zaman onların aralarında adaletle hükmolundu. Onlara zulmedilmez.
Mehdi (A.S) da yeryüzüne geldiği Hidayet Çağı’nda bu özelliği sebebiyle Allah’ın izniyle yeryüzündeki tüm zulmün, işkencenin, zorbaca uygulamaların son bulmasına vesile olacaktır. Peygamber Efendimiz (S.A.V) Hidayet Çağı’nda da gerçekleşecek bu durumu hadîslerinde şöyle müjdelemiştir:
“Yeryüzü zulüm ve işkence ile dolduğu gibi onu doğruluk ve adaletle doldurur.” (Sünen-i Ebu Davut, 5/93)
“Yeryüzü, zulüm ve işkence yerine adaletle dolacaktır.” (Kıyâmet Alâmetleri, s. 163)
“Kap su ile dolduğu gibi yeryüzü barışla dolacaktır. Hiçbir kimse arasında bir düşmanlık kalmayacaktır. Ve bütün düşmanlıklar, boğuşmalar, hasetleşmeler muhakkak kaybolup gidecektir.” (Sahih-i Müslim, 1/136)
Hidayet Çağı’nın gelişme devresinde yeryüzünde hüküm süren bu karanlık durum, Hidayet Çağı’nda vazifeli olan Mehdi (A.S)’ın Allah’tan öğrendiği 7 safha ve 4 teslimden oluşan Kur’ân öğretisiyle sona erecek, Hz. İsa (A.S) ile dîn birliğinin sağlanmasıyla tüm dünyada benzeri görülmemiş bir barış ve adalet ortamı sağlanacaktır.
“Savaş (erbabı) da ağırlıklarını (silâh ve malzemelerini) bırakacak.” (Sünen-i İbni Mace, 10/334)
“Harp (erbabı) ağırlıklarını (yani silâh ve saireyi) bırakır.” (Ölüm-Kıyâmet-Ahiret ve Ahir Zaman Alâmetleri, s. 496)
“Düşmanlık ve kini de kaldıracaktır. Zehirli olan her hayvanın zehri de sökülüp alınacaktır. Hatta küçük oğlan çocuğu, elini yılanın ağzına sokacak da yılan ona zarar vermeyecektir. Kurt, koyun-keçi sürüsü içinde sürünün köpeği gibi olacaktır.” (Sünen-i İbni Mace, Kitabü-l Şten Tercemesi ve Şerhi- Kahraman Neşriyat, cilt 10, Mütercim: Haydar Hatipoğlu, Bab 33, s. 331-335)
“Onun zamanında kurtla koyun birarada oynayacak, yılanlar çocuklara zarar vermeyecektir. İnsan bir avuç tohum atacak, 700 avuç hasat edecektir.” (El Kavlu’l Muhtasar Ş Alamat-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 43)