5 MEHDİ RESÛL’ÜN HİDAYETLE GÖNDERİLMESİ

Fetih Suresinin 28. âyetinde geçen Mehdi Resûl’ün getirdiği hidayetin ne olduğuna gelin beraber bakalım:

FETİH - 28 O’dur ki, Resûl’ünü hidayetle ve hak dîn ile bütün dînlere izhar etmesi (açıklaması) için gönderdi ve şahit olarak Allah yeter.

Ülkemizdeki 30 Kur’ân mealine dayanarak günümüz dîn adamları HİDAYETİ “doğru yol” olarak tanımlıyorlar. HİDAYET “doğru yol” değildir. Herşeyden evvel HİDAYET “yol” değildir. Fakat bir yolun (Sıratı Mustakîm) üzerinde, ruhun Allah’a doğru yolculuk yaparak (seyr-i sülûk) Allah’a ulaşmasıdır ve bu, sadece ruhun HİDAYETİDİR.

Kur’ân’daki HİDAYET, kelime kelime şöyle ifade ediliyor:

BAKARA - 120 Ve sen onların dînine tâbî olmadıkça (uymadıkça) ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden asla razı olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah’a ulaşmak (Allah’ın Kendisine ulaştırması) işte o, hidayettir.”. Sana gelen ilimden sonra eğer gerçekten onların hevalarına uyarsan, senin için Allah’tan bir dost ve bir yardımcı yoktur.

inne : muhakkak ki hudâllâhi: Allah’a ulaşmak huve : işte o el hudâ : HİDAYET’tir.

ÂLİ İMRÂN - 73 Ve (Ehli Kitap): “Sizin dîninize tâbî olandan başkasına inanmayın.” (dediler). (Habibim onlara) De ki: “Muhakkak ki hidayet Allah'a ulaşmaktır. (İnsanın ruhunun ölmeden önce Allah’a ulaşmasıdır.) Size verilenin bir benzerinin, bir başkasına verilmesidir.” Yoksa onlar, Rabbiniz'in huzurunda, sizinle çekişiyorlar mı? (Onlara) De ki: “Muhakkak ki fazl Allah’ın elindedir. Onu dilediğine verir.” Ve Allah, Vâsi’dir (ilmi geniştir, herşeyi kapsar), Alîm'dir (en iyi bilendir).

inne : muhakkak ki el hudâ : HİDAYET hudallâh : Allah’a ulaşmaktır.”

ŞÛRÂ - 52 Ve işte böylece sana emrimizden bir ruh (Kur'ân-ı Kerim) vahyettik. Ve sen, kitap nedir ve îmân nedir bilmiyordun. Ve lâkin O'nu “nur” kıldık. Kullarımızdan dilediğimizi O'nunla hidayete erdiririz. Ve muhakkak ki sen, mutlaka Sıratı Mustakîm'e hidayet ediyorsun (ulaştırıyorsun).

Bu âyette Allah, Kur’ân’ı, insanları HİDAYET’e erdirmek için nur kıldığını ifade ediyor. Yani Kur’ân, insanları HİDAYET’e erdirecek âyetlerle donatılmıştır. Şeytan, Kur’ân’ın âyetlerini değiştiremez. Çünkü Allah, Hicr Suresinin 9. âyetinde buyuruyor:

HİCR - 9 Muhakkak ki zikri (Kur'ân-ı Kerim’i), Biz indirdik. O'nun koruyucuları (da) mutlaka Biziz.

Kur’ân’ı Kerim’i değiştiremeyen şeytan, insanları kendisiyle birlikte cehenneme götürmek için kurtuluş için gerekli olan diğer Kur’ân kavramlarını aslî mânâsından saptırdığı gibi HİDAYET’i “doğru yol” olarak değiştirerek hidayeti gizlemiştir.

BAKARA - 159 Muhakkak ki, beyyinelerden indirdiğimiz şeyleri ve hidayeti (ölmeden evvel ruhun Allah'a ulaştırılmasını) Kitap'ta insanlara açıklamamızdan sonra gizleyenlere, işte onlara, Allah lânet eder ve lânet ediciler de onlara lânet eder.

KEHF - 17 Ve güneşin doğduğu zaman mağaralarının sağ tarafından geldiğini ve battığı zaman sol taraftan onların yanlarından geçtiğini görürsün. Ve onlar, onun (mağaranın) geniş sahası içinde bulunuyorlardı. İşte bu, Allah’ın âyetlerinden (mucizelerinden)dir. Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa, işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa (kim Allah’a ulaşmayı dilemezse) artık onun için velî mürşid (irşad eden evliya) bulunmaz.

İSRÂ - 97 Ve Allah, kimi (Kendisine) ulaştırırsa, artık o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa (kim Allah’a ulaşmayı dilemezse), o taktirde onlar için O’ndan (Allah’tan) başka dostlar bulamazsın. Ve kıyâmet günü onları kör, dilsiz ve sağır olarak yüzüstü (sürünerek) haşrederiz. Onların me’vası (kalacakları yer) cehennemdir. Ve Biz, onlara (ateşin) her sönmeye yüz tutuşunda (alevli ateşi) arttırdık (arttırırız).

Kehf-17 ve İsrâ-97’ye göre, Allah’ın kişinin ruhunu Kendisine ulaştırması HİDAYET’tir. İnsan hayatta iken, yaşarken, ruhunu Allah’a ulaştırmayı dileyecek ve dilediği andan itibaren dalâletten kurtulmuş olacak. Yani HİDAYET üzere olacak, HİDAYET’te olacak. Peki, ne zaman HİDAYET’e erecek? Allah’a ruhu ulaştığı zaman ruh, Allah’ın Zat’ında ifna olur, yok olur. İşte o zaman kişi HİDAYET’e erer.

Bugünkü İslâm anlayışında insanlar “Ruh, vücuttan ayrılırsa insan ölür.” zannediyorlar. Çünkü meal yazanlar “İnsana hayat veren ruhtur.” diyorlar. Bu vahim bir yanlışlıktır, HAKKI BÂTIL kılmaktır. İnsana hayat veren ruh değildir. Hayat veren ve öldüren sadece Allah’tır. Allahû Tealâ: “Hayat veren ve öldüren sadece Biziz, Biz.” buyuruyor.

HİCR - 23 Ve muhakkak ki; Biz, sadece Biz hayat veririz. Ve Biz öldürürüz. Ve varis olanlar da Biziz.

Hiç kimse insana, Allah’ın değil de ruhun hayat verdiğine dair Kur’ân’da hiçbir âyet gösteremez. Evvelâ bu vahim yanlışlıktan kurtulmalıyız. Ruh, vücuttan ayrılınca kimse ölmez. Hayat, ruhun vücudumuzda olmasına bağlı değildir. Allah önce hayat verir, sonra ruhu üfürür.

SECDE - 9 Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve sizler için sem’î (işitme hassası), basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.

Ruhumuzu Allah’a ulaştırmayı dilemek (HİDAYET’te olmak) ve hayatta iken Allah’a ulaştırmak (HİDAYET’e ermek) üzerimize 12 defa farz kılınmıştır:

RÛM - 31 O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.

LOKMÂN - 15 Ve bilgin olmayan bir şey hakkında, şirk koşman için seninle mücâdele ederlerse, ikisine de itaat etme! Ve dünyada onlara güzellikle sahip ol. Bana yönelenlerin (ruhunu Allah'a ulaştırmayı dileyenlerin) yoluna tâbî ol. Sonra dönüşünüz Banadır. O zaman yaptığınız şeyleri size haber vereceğim.

ZUMER - 54 Ve Rabbinize (Allah’a) yönelin (ruhunuzu Allah’a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O’na (Allah’a) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah’a teslim edin). (Yoksa) sonra yardım olunmazsınız.

YÛNUS - 25 Ve Allah, teslim (selâm) yurduna davet eder ve (teslim yurduna, Zat'ına ulaştırmayı) dilediği kimseyi, Sıratı Mustakîm'e ulaştırır.

ŞÛRÂ - 47 Rabbinize icabet edin (Allah’a ulaşmayı dileyin), Allah tarafından geri döndürülmeyecek olan günün gelmesinden önce. İzin günü, sizin için bir sığınak yoktur. Ve sizin için bir inkâr yoktur (yaptıklarınızı inkâr edemezsiniz).

RA'D - 21 Ve onlar Allah’ın (ölümden evvel), Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O’na (Allah’a) ulaştırırlar. Ve Rab’lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.

ZÂRİYÂT - 50 Öyleyse Allah’a firar edin (kaçın ve sığının). Muhakkak ki ben, sizin için O’ndan (Allah tarafından gönderilmiş) apaçık bir nezirim.

MUZZEMMİL - 8 Ve Rabbinin İsmi'ni zikret ve herşeyden kesilerek O’na ulaş.

FECR - 27 Ey mutmain olan nefs!

FECR - 28 Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!

FECR - 29 (Ey fizik vücut!) O zaman, (nefsini tezkiye ettiğin ve ruhunu Allah’a ulaştırdığın zaman Bana kul olursun) kullarımın arasına gir.

FECR - 30 Ve cennetime gir.

NİSÂ - 58 Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah, onunla (bununla) size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, en iyi işiten ve en iyi görendir.

MÂİDE - 7 Allah’ın, sizin üzerinizdeki nimetini ve: “İşittik ve itaat ettik” dediğiniz zaman, onunla sizi bağladığı misâkınızı hatırlayın. Allah’a karşı takvâ sahibi olun, Muhakkak ki Allah göğüslerde (sinelerde) olanı en iyi bilir.

EN'ÂM - 152 Yetimin malına, o en kuvvetli çağına gelinceye kadar, en güzel şekliyle olmadıkça yaklaşmayın. Ölçü ve tartıyı adaletle yerine getirin. Kimseyi gücünün dışında (bir şey ile) sorumlu tutmayız. Söylediğiniz zaman, yakınınız olsa bile, artık adaletle söyleyin. Allah’ın ahdini yerine getirin (ifa edin). Böylece tezekkür edersiniz diye, (Allah) işte böyle, size onunla vasiyet (emir) etti.

HİDAYET; hem kavram hem yaşantı olarak Hidayet Çağı’na gelinceye kadar unutulmuş, asıl ifadesiyle “yok edilmiş”tir. Yani HAKK, BÂTIL’a dönüştürülmüştür.