2 MEHDİ (A.S)’IN ÇIKIŞINDA DÜNYANIN DURUMU
Ahir zamanda ümmetimin başına sultanlarından şiddetli belâlar gelir, öyle ki yerler müslümanlara dar gelir.” (Kitab-ül Burhan Fi Alâmet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 12)
“Mehdi’den önce, yaygın katliamların vuku bulacağı büyük bir Fitne görülecektir.” (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alâmet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 37)
“Masum insanlar katloluncaya kadar Mehdi çıkmayacak ve katliamlara yerde ve göktekiler, artık tahammül edemez bir hale geldiğinde zuhur edecektir.” (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alâmet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 37)
“Hiçbir tarafın ondan mahfuz kalmayacağı bir Fitne zuhur edecek, bu Fitne kaldığı yerden hemen başka bir tarafa yayılacak.” (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alâmet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 21-22)
“Dünya herc-ü merc (fitne, dağınıklık) içinde kaldığında, fitneler zuhur ettiğinde, yollar kesildiğinde, bazıları bazısına hücum ettiğinde, büyük küçüğe merhamet etmediği, büyüğe vakarlı davranmadığında Allah, bu sırada onlardan adavetin kökünü kazıyarak dalâlet kalelerini fethedecek ve evvelce benim ayakta tuttuğum gibi, ahir zamanında dîni ayakta tutacak, önceden zulümle dolu olan dünyayı adaletle dolduracak birini (Mehdi) gönderecektir.” (Kitab-ül Burhan Fi Alâmet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s.12)
“Mehdi çıkmadan önce, milletler arasında ticaret ve yollar kesilecek, insanlar arasında fitneler çoğalacaktır.” (El Kavlu-l Muhtasar Fi Alâmet-il Mehdiyy-il Muntazar, Ahmed İbn-i Hacer-i Mekki, s. 39-40)
Peygamber Efendimiz (S.A.V), Mehdi (A.S) gelmeden önce bazı müslüman ülkelerde, dîn ahlâkından uzak, zalim ve acımasız karakterli kişilerin iktidarda olacağını hadîslerinde belirtmiştir. Gerçekten bugün iktidarda olan yöneticiler, müslüman halka eziyet etmekte, baskıcı rejimleri ile insanları ezmektedirler. Bir kısmında ise ehil olmayan yöneticiler nedeniyle halk çeşitli belâlara, doğal afetlere maruz kalmaktadır. Dünyanın pek çok yerinde müslümanlar, ülke yönetimindeki liderler tarafından baskı altına alınmakta, çeşitli zorluk ve sıkıntılara maruz bırakılmaktadırlar. Hak dîni yaşamak isteyenlerin özgürce ibadetlerini yerine getirmeleri engellenmekte, ekonomik sıkıntılar yaşamı zorlaştırmaktadır.
Mehdi (A.S)’ın gelişi ile ilgili hadîslerin büyük bir kısmında, Mehdi (A.S) gelmeden önce (günümüzde olduğu gibi) dünyada karmaşa, güvensizlik ve huzursuzluğun hâkim olacağı bildirilmektedir. Savaşlar ve çatışmaların yanı sıra, toplu katliamların yaşanacak olması, içinde yaşadığımız bu dönemin belirgin özellikleri arasındadır. Hadîslerde, tüm dünya çapında katliamların yaygın olarak yaşanacağına (Mehdi (A.S)’ın çıkışı ile ilgili hadîslerde katliamların yaygınlaşmasından bahsedilirken), bu katliamların günümüzde olduğu gibi masum insanları hedef alacağına özellikle dikkat çekilmiştir. Günümüzde hemen hemen tüm savaşlarda asıl hedef, sivil halk olmaktadır. Katliamlar ve terör eylemleri de asıl olarak sivil ve masum halka yönelik olarak gerçekleştirilmekte, çoğunlukla çocuklar, yaşlılar ve kadınlar katledilmektedir. Özellikle kendilerini savunma imkânı olmayan bu insanların seçilmiş olması, katliamların çapının geniş, hayatlarını kaybeden insanların sayısının yüksek olmasına neden olmaktadır.
“Fitne” kelimesi “cehalet, zaruret ve ihtilâşar, karışıklık, kavga, savaş” gibi anlamlara da gelmektedir. Kelimenin bu anlamları düşünüldüğünde özellikle son bir asırdır, hadîste de ifade edildiği gibi “kaldığı yerden hemen başka bir tarafa yayılan” savaşlar, iç çatışmalar, kargaşalar dünyanın dört bir yanında bitip tükenmeden devam etmektedir. Özellikle geride bıraktığımız 20. yüzyıl “Savaşlar yüzyılı” olarak anılmaktadır. İçinde bulunduğumuz 21. yüzyıl ise savaşlar ve terör olayları ile başlamıştır ve halen bu herc-ü merc olayı, dünyanın dört bir yanında devam etmektedir.
İçinde bulunduğumuz Hidayet Çağı’nda 1996’da Kanal 6 Televizyonu’ndaki programda Efendimiz, “Allah’ın bu devirde vazifeli kıldığı Resûl’üyüm.” dediğinde, dünya hayatında Allah’a ulaşmayı dilemeyerek tebliğe karşı çıkan, Kur’ân ahlâkından yoksun Hulki Cevizoğlu: “Sen Resûl isen ispat sadedinde bize bir mucize göster. Biz o zaman inanacağız.” dediler. Yüce Rabbimiz, her devirde Allah’ın resûllerini yalanlayan insanların içinde bulunduğu halleri, aşağıdaki âyetlerde veciz bir şekilde bize anlatmaktadır:
EN'ÂM - 109 Ve eğer onlara bir âyet (mucize) gelirse, ona mutlaka inanacaklarına dair, Allah’a en kuvvetli yeminleri ile yemin ettiler. “Muhakkak ki; âyetler (mucizeler) ancak Allah’ın katındadır (İndi İlâhi’dedir)” de. Ve (âyet) geldiği zaman onların inanmayacaklarının siz farkında değilsiniz.
EN'ÂM - 110 Ve onların fuad hassalarını (nefsin kalbinin idrak hassalarını) ve basiretlerini (nefsin kalp gözünün görme hassalarını) evvelce O’na inanmadıkları (mü’min olmadıkları) ilk zamanki hallerine çeviririz. Onları, azgınlıkları içinde şaşkın bırakırız.
EN'ÂM - 111 Ve eğer Biz, gerçekten onlara melekler indirseydik, ölüler de onlarla konuşsaydı, herşeyi onların karşısında toplasaydık, Allah’ın dilemesi hariç inanacak değillerdi. Ve lâkin onların çoğu cahillik ediyorlar.
MUHAMMED - 1 İnkâr edenlerin ve (insanları) Allah’ın yolundan men edenlerin amellerini (Allah) boşa çıkardı.
MUHAMMED - 2 Âmenû olan ve salih amel (nefsi tezkiye edici ameller) yapanların ve Hz. Muhammed (S.A.V)’e indirdiğimiz Şey’e (Kur’ân-ı Kerim’e) ve O’nun Rab’lerinden bir hak olduğuna inananların günahlarını (Allah) örttü ve onların hallerini ıslâh etti.
MUHAMMED - 3 Bunlar, kâfirlerin bâtıla tâbî olması ve âmenû olanların, Rab’lerinden (inen) hakka tâbî olmaları sebebiyledir. Allah insanlara, işte böyle kendi durumlarını misâl verir.
ENFÂL - 8 Mücrimler kerih görse de hakkın gerçekleşmesi ve bâtılın yok olması için.