1.2.c- Said-i Nursi’ye göre Mehdi (A.S)’ın çıkış zamanı olan Hidayet Çağı
“Her yüz sene başında dîni tecdid edecek bir müceddidi gönderiyor.” müjdesinin ihbarına muvâzi olarak Hz. Mevlâna Halid, ekser ehli hakikatin tasdikiyle, 1200 senesinin yani on ikinci asrın müceddididir.” (Barla Lahikası, 120)
“Madem tam yüz sene sonra, aynen dört cihette tevafuk ederek Risale-i Nur eczaları aynı vazifeyi görmüş, kanaat verir ki; nass-ı hadîs ile Risale-i Nur tecdidi dîn hususunda bir müceddid hükmündedir.” (Barla Lahikası, 121)
Üstad, Hicrî 1200 yılında Mevlâna Halid’in müceddid olduğunu, yüz sene sonra (1300 yıllarında) Risale-i Nur’un aynı vazifeyi yaptığını belirtmiş. Dolayısıyla bir yüz yıl sonraki müceddid olarak (1400’lü yıllarda) Mehdi (A.S)’ın geleceğini anlıyoruz.
“Bu zamanda öyle fevkalâde hâkim cereyanlar var ki; herşeyi kendi hesabına aldığı için, faraza hakikî beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat (mehdi) dahi bu zamanda gelse… (Kastamonu Lahikası, 57)
Bediüzzaman Said-i Nursi, “hakikî beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat” diyerek Mehdi (A.S)’ın henüz gelmediğini, müslümanlar tarafından beklendiğini ve kendi yaşadığı devirden bir asır sonra geleceğini bildirmiştir. Bediüzzaman, Hicrî 13. asırda yaşamıştır. Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in bildirdiği ve Said-i Nursi Hazretleri’nin kendisinden bir asır sonra geleceğini bize müjdelediği Efendimiz Mehdi (A.S), Hicrî 14. asrın müceddidi olarak 30 yıldan beri tebliğ yapmaktadır.
“Ta ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde asıl sahipleri yani Mehdi ve şakirtleri (talebeleri), Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir, o daireyi genişletir ve o tohumlar sümbüllenir. Bizler de kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz.” (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 138- Kastamonu Lahikası, 72)
“Çok zaman evvel bir ehl-i velâyetten (velî şahıstan) işittim ki; o zat, eski velîlerin gaybî işaretlerinden istihrac etmiş ve kanaati gelmiş ki: ‘Şark tarafından bir nur zuhur edecek (ortaya çıkacak), bid’atler zulümatını (dîne sonradan girmiş hurafeleri) dağıtacak. Ben böyle bir nurun zuhuruna çok intizar ettim (gözledim) ve ediyorum. Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kudsi çiçeklere zemin hazır etmek lâzım gelir. Ve anladık ki; bu hizmetimizle o nuranî zatlara zemin izhar ediyoruz (hazırlıyoruz).” (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 189)
Üstad, Mehdi’nin kendisi olmadığını, kendisinden sonra geleceğini “Bizler de kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz.” şeklinde belirterek açıklamıştır. Mehdi ve talebelerine ancak bir zemin hazırlayabildiklerini belirtmiştir.
“Bid’atler zulümatını (dîne sonradan girmiş hurafeleri) dağıtacak.” Mehdi’nin tüm bid’atleri ortadan kaldıracağını söylemiştir ki; bu konu Said-i Nursi Hazretleri’nin döneminde uygulamaya geçmemiştir. Kur’ân’ı Kerim’in terk edildiği, bid’atlerden oluşan bir dîn tatbikatı, İslâm’ın beş şartıyla kimsenin kurtuluşa ulaşmayacağını tebliğ eden ilk kişi, Efendimiz Mehdi Resûl’dür. Ayrıca dînimize sonradan girmiş hurafelerin, bid’atlerin dînden temizlenerek dünyadaki tüm müslümanlar tarafından uygulanması gerektiğini, kurtuluşun buna bağlı olduğunu ilk söyleyen; Efendimiz Mehdi (A.S)’dır.
Bediüzzaman, İslâm âleminin üzerindeki zulüm ortamının kendisinden “bir asır sonra” ancak Mehdi (A.S) ile dağıtılacağını söylemiştir. Bediüzzaman açık bir tarih vermiştir. Kendisinden bir sonraki yüzyılda “Mehdi (A.S)’ın talebeleriyle birlikte yapacağı çalışmalarla, İslâm âlemini büyük sıkıntılardan kurtararak feraha kavuşturacağını” bildirmiştir.