Kur’ân-ı Kerim ve Sahih Hadîslerde MEHDİ (A.S)

Kur’ân-ı Kerim’de 7 grup âyet-i kerime Mehdi (A.S)’ı işaret etmektedir.

Birinci grup:

ÂLİ İMRÂN - 81 Ve Allah, nebilerden, “Size kitap ve hikmet verdim. Sonra size, beraberinizde olanı (Allah'ın size verdiği kitapları) tasdik eden bir Resûl geldiği zaman, O'na mutlaka îmân edeceksiniz ve O'na mutlaka yardım edeceksiniz” diye misak aldığı zaman, “İkrar ettiniz mi (kabul ettiniz mi?) ve bu ağır (ahdimi) üzerinize aldınız mı?” diye buyurdu. (Onlar da): “İkrar ettik (kabul ettik)” dediler. (Allahû Teâlâ): “Öyleyse şahit olun ve Ben sizinle beraber şahitlerdenim.” buyurdu.

Bu âyet-i kerimede zikredilen Resûl, ahir zamanda yeryüzüne gönderileceği müjdelenen Mehdi Resûl’dür.

Mehdi Resûl’e yardım edeceğine dair kendisinden misak alınan nebîler arasında Peygamber Efendimiz (S.A.V) de bulunmaktadır.

AHZÂB - 7 O zaman ki; Biz, nebîlerden onların misaklerini almıştık. Ve senden ve Hz. Nuh’tan ve Hz. İbrâhîm’den ve Hz. Musa’dan ve Meryemoğlu Hz. İsa’dan ve onlardan ağır bir misak aldık.

İkinci grup:

TEVBE - 32 (Onlar) ağızları ile Allah’ın nurunu söndürmeyi istiyorlar. Ve Allah, kâfirler kerih görseler bile nurunu tamamlamaktan başka bir şey istemez.

TEVBE - 33 Resûl'ünü müşrikler kerih görseler de, hidayetle ve hak dîn ile (bu dîni) bütün dînler üzerine izhar etmesi (hak dîn olduğunu ispat etmesi) için gönderen O'dur.

Üçüncü grup:

FURKÂN - 27 Ve o gün, zalim ellerini ısırır: “Keşke resûlle beraber (Allah’a giden) bir yol ittihaz etseydim.” der.

FURKÂN - 28 Yazıklar olsun, keşke ben filanı (o kişiyi) dost edinmeseydim.

FURKÂN - 29 Andolsun ki; bana zikir (Kur’ân’daki ilim) geldikten sonra beni zikirden saptırdı ve şeytan, insana yardımı engelleyendir.

FURKÂN - 30 Ve resûl: “Ey Rabbim! Muhakkak ki benim kavmim, bu Kur’ân’dan ayrıldı (Kur’ân’ı terketti).” dedi.

Dördüncü grup:

NEML - 82 Ve onların üzerine (Allah’ın Kitap’ta söylediği) söz vuku bulunca, onlara arzdan dabbe çıkardık (çıkarırız). İnsanların (Kitap’taki) âyetlerimize yakîn hasıl etmediklerini söyleyecek.

Beşinci grup:

DUHÂN - 10 Artık göğün, apaçık duman (fitne) getireceği günü gözle.

DUHÂN - 11 (O fitne ki) insanları (insanların büyük kısmını) sarmıştır. İşte bu, elîm bir azaptır.

DUHÂN - 12 Rabbimiz, azabı bizden kaldır. Muhakkak ki biz, mü’minleriz.

DUHÂN - 13 Onlara (herşeyi) açıklayan bir resûl gelmişti. (Buna rağmen resûlün söylediklerinden) ibret almadılar.

DUHÂN - 14 Ve (O’NA) (şeytan tarafından vahyedilerek) “öğretilmiş” ve “deli” dediler ve sonra O’NDAN yüz çevirdiler.

Altıncı grup:

SAFF - 8 Onlar, ağızları ile Allah’ın nurunu söndürmeyi istiyorlar. Ve Allah, kâfirler kerih görseler bile nurunu tamamlayacak olandır.

SAFF - 9 Resûl’ünü hidayet ile ve (esasları unutulmuş olan) dînlerin hepsinin üzerine, izhar etmek (açıklayıp doğrusunu ispat etmek) için, Hakk dîn (Allah’ın ezelî ve ebedî olan dîni) ile gönderen O’dur. Ve müşrikler, kerih görseler bile.

Yedinci grup:

BEYYİNE - 2 Allah’tan gönderilen resûl, (onlara) tertemiz (bâtıl ve şüpheden uzak) sahifeleri okur.

BEYYİNE - 3 (O sayfalar) içinde temel, değişmez hükümler yazılı olan kitaplardır.

Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki:

“Allahû Tealâ her yüzyılın başında bu dîni ikame edecek birini mutlaka beas eder, gönderir.” (K: Sünen-i Ebû Dâvud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayinevi: 14/412. Melahim Hadîs No: 4291.)

Bu hadîs-i şerifin aşağıdaki gibi farklı şekillerde rivayetleri mevcuttur.

Ebû Hureyre’nin rivayetine göre Resûlullah (S.A.V) şöyle buyurmuş:

“Gerçekten Aziz ve Celil olan Allah, her yüz senenin başında şu ümmetin dînini bid’atten (dîne sonradan karışmış batıl uygulamalardan) ayıracak, yenileyecek (ilim sahibi) bir zatı gönderir.”(K: Sünen-i Ebu Davud, 5/100.)

“Her yüz sene başında bu ümmetin uleması arasından bir müceddid gelecek ve şeriatı (Kur’ân ahlâkı ve fazileti ile Peygamberimiz (S.A.V)’in sünnetini) ihya edecektir (canlandıracaktır).” (K: Mektubat-ı Rabbani, 1/520.)

Peygamber Efendimiz (S.A.V) Efendimiz, hadîs-i şeriflerinde Allahû Tealâ’nın her yüzyılın başında dîni ikame edecek olan birisini vazifeli kılarak gönderdiğini ifade etmektedir. Âyetlerin ışığında hadîsi incelediğimizde, hidayetle vazifeli olan Allah’ın Resûl’ü Mehdi (A.S)’a işaret ettiğini göreceğiz.

13. asrın müceddidi Said-i Nursî Hazretleri, Ondan evvel de 12. asrın devrin imamı, müceddidi Mevlâna Halid-i Bağdadî Hazretleridir. Meseleye zaman itibarıyla baktığımızda 1876 yılında doğan Said Nursi Hazretleri’nden tam 100 yıl sonra, 1976 yılında Allah’ın hidayetle vazifelendirdiği Resûl’ünün tebliğ etmeye başladığını görmekteyiz. Hicri 7 Rebiyyulevvel 1406 tarihinde Milâdî karşılığıyla 17 Ocak 1986 Cuma günü insanlık tarihinde hidayet çağının ilk 10 yıllık giriş devresi tamamlanmıştır. İndi İlâhî’de arkadan öne bakıldığı zaman solda 4 metrelik yükseklikte altın tahtların bulunduğunu biliyoruz ve en üst seviyedeki tahtta Allahû Tealâ’nın Livâ-i Hamd Sancağı’nı diktiğini, bu olayın o tarihte gerçekleştiğini Allahû Tealâ bize hamd olsun müjdelemiştir.

1986 Ocak ayının 16’sı Perşembe gününü Cuma gününe bağlayan gecede, İndi İlâhî’de işte bu önemli merasim gerçekleşmiştir. O gece seher vaktinde üzerinde “Lâ ilâhe illâllah” yazan Livâ-i Hamd Sancağı, Devrin İmamı’nın İndi İlâhî’deki tahtının üzerine yerleştirilmiştir. Bu taht som altından, üzeri çeşitli mücevherlerle tamamen örtülmüş vaziyettedir. Allahû Tealâ tahtın üzerinde, Allahû Tealâ’nın Resûl’ü Mehdi (A.S)’ın 7 vasfıyla o görevin sahibi olduğunu işaret buyurmaktadır.

Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) bir diğer hadîsinde, âhir zamanda geleceğini bize müjdelediği Mehdi (A.S) hakkında şöyle buyurmaktadır:

“Ben nasıl vahiy üzerine mücâdele verdiysem O da benim sünnetimin üzerine mücâdele verir. Benimle insanlar nasıl şirkten kurtuldularsa O’nunla da fitneden kurtulacaklardır.”

Hadîs-i şerif şu anlama gelmektedir: “O da benim gibi devrin imamıdır, bu görevi vekâleten yapmaktadır. Ben nasıl Kur’ân, vahiy üzerine mücâdele verdiysem O da benim sünnetim üzerine yani Kur’ân, vahiy üzerine mücâdele vermeyi gerçekleştirecek. Benimle insanlar nasıl şirkten kurtuldularsa O’nunla da fitneden yani gizli şirkten kurtulacaklardır.”

Peygamber Efendimiz (S.A.V), âhir zamanda geleceğini müjdelediği Mehdî (A.S)’a biat etmenin önemini şöyle dile getirmiştir:

“Sizden kim o güne yetişirse karlar üzerinde emekleyerek de olsa ona katılsın.” (K: İbni Mâce, Kitabü’l-Fiten: 36 (H. 4082, 4084.)

Ne yazık ki günümüzde Allah’ın hakikatlerinden haberdar olmayan insanlar, Mehdi (A.S)’ı da yalanlamaktadırlar. Oysaki Mehdi (A.S) ile ilgili Kur’ân âyetlerinin yanı sıra Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in birçok hadîs-i şerifi vardır. Bu hadîslerinden bazıları şunlardır:

“Mehdi, dîni Peygamber (S.A.V)’in zamanında olduğu gibi aynen uygulayacak, yeryüzünde mezhepleri kaldıracak, halis hakiki dînden başka hiçbir mezhep kalmayacaktır.” (K: Muhammed B. Resul El Hüseyin El Berzenci, Kıyamet Alametleri, sf.186-187.)

“Mehdi bizdendir, soyumuzdandır. Allahû Tealâ nasıl bu dîni bizimle başlatmışsa onunla sona erdirecektir. Bizimle nasıl şirkten kurtulmuşlarsa onunla da fitneden kurtulacaklardır.” (K: Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, 2.)

Benzer bir hadîste de şöyle buyurulmaktadır: “Mehdî bizden, Ehl-i Beyt’tendir. Allah onu bir gecede salih kılar.” (K: İbni Mace 4085.)

İçinde bulunduğumuz çağda, Devrin İmamı Allah’ın yeryüzündeki halifesi; Mehdi (A.S) ehl-i beyttendir, evlâd-ı resûldür ve hadîs-i şerifte zikredildiği gibi Hz. Hasan (A.S) soyundan gelmektedir.

Aynı zamanda baba tarafından da soyu kesinlikle Hz. Hüseyin (A.S)’a dayanmaktadır.

Hz. İbrâhîm’in iki oğlu olan Hz. İsmail (A.S) ve Hz. İshak (A.S)’a baktığımızda Hz. İsmail (A.S)’dan gelen soyun Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V)’de, Hz. İshak (A.S)’tan gelen soyun da Hz. İsa (A.S)’da noktalandığını görüyoruz. Böylece Hz. İbrâhîm (A.S)’ın iki oğlundan gelen soy, âhir zamanda Devrin İmamı Mehdi (A.S)’da birleşmektedir.

Dînlerin birleşmesi de âhir zamanda Devrin İmamı Mehdi (A.S) önderliğinde gerçekleşecektir.

Peygamber Efendimiz (S.A.V) Mehdi (A.S) için buyuruyor ki:

“İnsanlar Hakk’a dönünceye kadar mücâdelesine devam edecektir.” (K: El-Kavlu’l MuhtasarFi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, 23.)

“İslâm Peygamberi (S.A.V), kızı Fatıma’ya buyurmuşlardır ki: “Kendisinden başka İlâh olmayan Allah’a and olsun ki Hz. İsa bin Meryem’in, arkasında namaz kılacağı bu ümmetin Mehdi’si bizdendir.” (K: İsbat’ul- Hudat, c.7, s.14.)

Ve yine Peygamber Efendimiz (S.A.V) Hz. Mehdi (A.S)’ın, Allah’ın ahir zaman için özel seçtiği bir kişi olduğu konusunda şöyle buyurmuştur:

“Allah onu diğer insanlar üzerine seçmiştir.” (K: Kıyâmet Alâmetleri, sf. 189.)

Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki:

“Âhir zamanda ehl-i beytimden çıkacak ve müminleri toplayacak olan kimseye yardım etmek, davetine uymak her mümine vaciptir.” (K: Ebû Dâvud, Kitâbu’l-Mehdî, 12; Ali Nasıf, et-Tâc, V, 344.)

Hadîs-i şerifte Mehdi (A.S)’ın talebeleri için de şöyle buyurulmuştur:

“Onların kalbleri demir gibidir. Onlar gündüz aslan, gece abiddirler.” (K: Kitab’ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy il Ahir Zaman, 57.)

Demek ki her devirde görevli bir imam olduğu gibi, günümüzde de hidayeti tebliğ eden Mehdi (A.S) kesinlikle İslâm âleminin bütün zorluklarını kaldıracak olan, Allahû Tealâ’nın kendisine yetki verdiği, yetki sahibi kıldığı devrin imamıdır. Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz’in: “Ümmetimin en hayırlısı ve sizin zorluklarınızı gideren velîniz olan kimseye katılın. O, Mehdi’dir.” hadîs-i şerifi de bu hakikati dile getirmektedir.

Resûlullah (S.A.V) Efendimiz bir diğer hadîsinde de:

“En hayırlınız Kur’ân-ı Kerim’i öğrenen ve öğretendir.” buyurmaktadır. Kur’ân-ı Kerim’i öğrenen ve öğreten, en hayırlı kişi Mehdi (A.S)’dır. Çünkü Kur’ân-ı Kerim’i Allah’tan öğrenmiştir ve de Allah’ın öğretisi ile öğretmektedir.