İkinci safha takva: Mürşide tâbî olmak.

İslâm’ın 2. safhası, aynı zamanda 2. safha takva mürşide tâbî olmaktır. Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’de buna dair bir işareti Mâide Suresinin 35. âyet-i kerimesinde bizlere vermiştir.

MÂİDE - 35 Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler); Allah’a karşı takva sahibi olun ve O’na ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve O’nun yolunda cihad edin. Umulur ki böylece siz felâha erersiniz.

Âyette 2. safha âmenû olmak yani 2. safha takva ifade edilmektedir. Allahû Tealâ, Allah’a karşı takva sahibi olunmasını ve bunun için Allah’a ulaşmaya kim vesile olacaksa o vesilenin Kendisinden istenmesini emretmektedir. Allahû Tealâ tâbiiyeti farz kılmıştır ve ancak tâbiiyeti gerçekleştirebilen kişi 2. safha takvanın sahibidir. Hadîd Suresinin 28. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ şöyle buyurmaktadır:

HADÎD - 28 Ey âmenû olanlar (ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dileyenler), Allah’a karşı takva sahibi olun. Ve O’nun Resûl’üne îmân edin ki, size rahmetinden iki kat versin. Ve sizin için, onunla beraber yürüyeceğiniz nur kılsın (versin). Ve sizi mağfiret etsin (günahlarınızı sevaba çevirsin). Ve Allah; Gafur’dur, Rahîm’dir.

2. safha takvanın sahibi olmak, sadece takva sahibi olmanın ötesinde Allah’ın Resûl’üne îmân etmektir. Allah’ın Resûl’üne îmân itaati de beraberinde getirir. Kim ihsanla mürşidine tâbî olursa mutlaka devrin imamının ruhu o kişinin başının üzerine gelir. Artık o kişi o nurla insanların arasında yürür. Bu nur, devrin imamının ruhudur. Aynı zamanda kişi mürşidine ihsanla tâbî olduğunda mürşidinden alacağı zikir emri ile zikretmeye başlar. Bu sayede Allah’ın katından rahmetle birlikte gelen fazl o kişinin göğsüne, ondan sonra da kalbine ulaşacaktır. Ve ancak rahmet ve fazl ile o kişi nefs tezkiyesine; ıslâh edici amellere başlayacaktır. Zikrin dışında Allah’ın katından rahmet ve fazlı kalbimize taşımak suretiyle nefs tezkiyesini sağlayan başka bir vasıta yoktur.