İhlâsa Ulaşan Kişi Vazgeçilmez Bir Güzelliğin İçinde Yaşar.

İhlâsa ulaşan kişinin kalbine, o noktadan itibaren karanlıkların girip nefsin kalbini tekrar karartması hiçbir şekilde mümkün değildir. Nefsin kalbine ulaşan Allah’ın nurları nefsin kalbini bütünüyle doldurmuştur. Kişi daimî zikre ulaştığı için zikir hep devam edecektir. Zikir devam ederse Allahû Tealâ’nın rahmeti, fazlı ve salâvâtı kesintisiz olarak nefsin kalbine ulaşacaktır. Bu 3 tane nurun zulmanî kapı üzerindeki baskısı kesilmeksizin devam edecektir. Aşağıdan şeytanın karanlıklarının zorlaması hiçbir zaman neticeye ulaşamaz. Şeytan her zaman kaybedecektir. Yukarıdan aşağıya fazlın, salâvâtın ve rahmetin baskısı vardır. Bu 3 tane nurun baskısı sebebiyle aşağıdaki karanlıkların bir tek kuvvet olarak karşı koymaları hiçbir şey ifade etmez. Nefsin alt kapısından o nefsin kalbine şeytanın karanlıklarının girmesi mümkün değildir.

O kişinin nefsinin kalbinde Allah’ın nurları artık hükümrandır. Zikir daimî olduğu için hiçbir zaman zikir kesilmeyecektir. Kesilmeyince rahmetin, fazlın ve salâvâtın kalbe girişi ve zulmanî kapı üzerindeki baskısı devam edecektir. Hiçbir zaman mührün açılması ve şeytanın karanlıklarının nefsin kalbine girmesi, o kişinin nefsinin kalbine tekrar afetlerin yerleşmesi mümkün değildir. Dolayısıyla şeytanın o kişiye tesir edebilmesi de imkânsızdır. İşte burası ihlâs makamıdır. Burası, şeytanın asla ulaşamayacağı bir özellik taşır. Bu neye benzer? Yarasaların yaşamakta olduğu, yalnız karanlıklardan oluşan bir mağarayı güneş gibi aydınlattınız. Yarasalar orada yaşayamazlar. İşte karanlıkların nura dönüşmüş olan bir nefsin kalbinde barınmaları mümkün değildir. Tekrar karanlıkların gelip o nefsin kalbine yerleşmesi, o da hiçbir şekilde mümkün değildir. Nefsin kalbi bir daha asla kararmayacaktır. Şeytanın şu veya bu şekilde o kişinin nefsinin kalbine tesir edebilmesi mümkün değildir. Çünkü onun tesir sahası ancak karanlıklardır. Bu sebeple Allahû Tealâ: “Sen Benim ihlâs sahibi kullarımı yoldan çıkartamazsın.” diyor. Şeytan da bu âyet-i kerimeyi bildiği için Allahû Tealâ’ya cevap veriyor: “Evet, Senin muhlis kulların (ihlâsa ulaşmış kulların) hariç. Ben ötekileri yoldan çıkartabilirim.” diyor.

HİCR - 39 (İblis şöyle) dedi: “Rabbim, beni azdırmandan dolayı, onlara mutlaka yeryüzünde (azgınlığı) süsleyeceğim ve mutlaka onların hepsini azdıracağım.”

HİCR - 40 “Ancak onlardan muhlis olan kulların müstesna.”

İhlâs makamının birinci özelliği odur ki şeytanın iğvasına geçit yoktur. İhlâsa ulaşmış hiç kimseyi şeytan kandıramaz. Yanlışlıklarını ona tesir ettiremez. Ona huzursuzluk veremez. Onu sıkıntıya sokamaz. Şeytanın büyüsü ona hiçbir zaman tesir etmez. Bir üstteki makamda bu kişi zaten mürşid olacaktır. Mürşid olunca onun ruhu, kendisine tabî olanların başlarının üzerine hemen yerleşecektir. Ve onun pozitif cereyanı her zaman şeytanın negatif cereyanından güçlü olacağı için şeytan, hiçbir zaman bu insanlara büyüsüyle tesir edemez.

İhlâs, nefsin kalbinde tam aklanmayı temin eden sistemdir. Başlangıçtaki gecenin tam tersi olan gündüze tam ulaşma halidir. Başlangıçta nefsimizin kalbi yalnız afetlerden oluşuyordu; kapkaranlıktı ve sertleşmişti. Doğuşumuzdan itibaren nefsimizin kalbinde sadece afetler yer almıştı. Bu afetler sebebiyle kapkaranlık olan ve aynı zamanda da sertleşen nefsimizin kalbi iki ayrı açıdan kasiyeti temsil ediyordu.

1- Nefsimizin kalbi kapkaranlıktı.

2- Nefsimizin kalbi sertleşmiş, taş gibi olmuştu.

İşte her kim ihlâsa ulaşırsa bu karanlıklar nefsinin kalbinden tamamen temizlenir. Kişinin nefsi de artık sadece hasletlerden ibarettir. Yani nefsin kalbinde güzellik muhtevasını bozan her şey tasfiye edilmiştir. Allahû Tealâ’nın nurları nefsin kalbini saflaştırmıştır. Saf olmak, pür olmak, afetlerden tamamen sıyrılmış olmak; burası nefsimizin kalbinin aynasının pırıl pırıl olduğu yerdir. İşte burası ihlâs makamıdır. İhlâs makamı makamlardan öyle biridir ki burada artık her şey en güzel hüviyete bürünür. Saflaşma temin edilmiştir. Nefsimizin başlangıçta %100 karanlık olan kalbi, şimdi %100 aydınlık olmuştur. İşte bu sebeple nefsimizin kalbi geceyken gündüz olmuştur.

Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki:

“Gerçek Müslüman, elinden ve dilinden bütün Müslümanların (insanların) emin olduğu kişidir. Gerçek muhacir de Allah’ın yasaklarından uzak duran kimsedir.” (K: Müslim, “Îmân,” 71; Buhârî, “Îmân,” 7.)

Hadîs-i şerifte de ifade edildiği gibi ihlâsta olan kişi, insanların kendinden emin olduğu kişidir. Nefsinde hiç afet kalmadığı için hiçbir günah işlemesi mümkün değildir. Sadece hayır işleyebilir ve başkalarını da sadece hayra davet eder.

FUSSİLET - 33 Allah’a davet eden ve salih amel (nefs tasfiyesi) yapan ve: “Muhakkak ki ben teslim olanlardanım.” diyenden daha güzel sözlü kim vardır?

FUSSİLET - 34 Hasene (iyilik) ve seyyie (kötülük), müsavi (eşit) değildir. (Kötülüğü) en güzel şekilde karşıla. O zaman seninle arasında düşmanlık olan kişi, samimi bir dost gibi olur.

FUSSİLET - 35 Ona (kötülüğü iyilikle karşılama hasletine), sabredenlerden ve hazzul azîm (en büyük haz) sahiplerinden başkası ulaştırılmaz.

Peygamber Efendimiz (S.A.V) bu insanlar için bir diğer hadîsinde şöyle buyurmaktadır:

“Allah’ın öyle sevimli kulları var ki onlar Allah’a Allah’ın kullarını, Allah’ın kullarına da Allah’ı sevdirirler.” (K: Suyutî, el-Camiu’s-Sağîr, 1/251; Kenzu’l-Ummal, 15/1186; Fevzu’l-kadir, 3/371; Beyhaki, es Sünenü’l Kübra.)

Nebîler Sultanı (S.A.V) Efendimiz, bu hadîsinde Allah’a davet eden hidayetçilerden bahsetmektedir. Her devirde Allah’ın katından hidayetçiler, dalâlette olan insanlara hidayetle gelmektedirler.

TÂHÂ - 123 (Allahû Tealâ şöyle) dedi: “İkiniz oradan (aşağı) inin! Hepiniz (şeytan ve siz), birbirinize düşman olarak. Bundan sonra Benden size mutlaka hidayet gelecek. O zaman kim hidayetime tâbî olursa artık o, dalâlette kalmaz ve şâkî olmaz.”

Allahû Tealâ’nın hidayetçilerini göndermesi bir tek sebebe dayalıdır: İnsanın mutluluğu. Mutlu olmanın yegâne yolu ise Sıratı Mustakîm üzerinde bulunmaktır.

Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V), bu konuda şöyle buyurmaktadır:

“Başlarına üzücü bir hâl geldiğinde sabreden, kendine nimet verildiğinde şükreden, haksızlığa uğradığında olaya hoşgörüyle yaklaşarak bağışlayıp affeden, kendi haksızlık yaptığında özür ve af dileyen kimseler; işte onlar güvenli ve Sıratı Mustakîm’in üzerinde olanların ta kendileridir.” (K: Tebarani- Hadis No-78.)

Öyleyse başlangıç noktasında tüm insanlar, Allah’ın temsilcisi olan ruhla ve şeytanın temsilcisi olan nefsle birlikte hayata başlarlar ve serbest iradenin sahibidirler. Mutlak surette serbest irade (cüz’î irade), Allah’n katından gelen hidayetçinin tebliğine muhatap olur. Hidayetçi hidayeti tebliğ etmek suretiyle: “Allah’a ulaşmayı dile, dilersen bu senin için cennet müjdesidir. Dilemediğin takdirde gideceğin yer cehennemdir.” der.

Allah’a ulaşmayı dilemeyen herkes gizli şirktedir. İslâm’ın 5 şartını yerine getirmesine rağmen gizli şirk sebebiyle yaptığı ameller boşa gider. Bu sebeple kişinin gideceği yer de cehennemdir.

ZUMER - 65 Ve andolsun ki, sana ve senden öncekilere: “Gerçekten eğer sen şirk koşarsan (Allah’a ulaşmayı dilemezsen), amellerin mutlaka heba olur. Ve mutlaka hüsrana düşenlerden olursun.” diye vahyolundu.

Allahû Tealâ’nın bütün insanlardan istediği şey: Kalben Allah’a ulaşmayı dileyerek gizli şirkten kurtulmaları, dünya ve âhiret saadetine kavuşmalarıdır.

Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki:

“Muhakkak insanların en hayırlısı, ölünceye kadar atının sırtında veya devesinin sırtında veya ayaklarının üzerinde (binekli veya yaya olarak), Allah yolunda çalışandır.” (K: Sünen-i Nesâî.)

Hadîs-i şerifte ifade edilen Allah yolunda çalışmak, Allah’a ulaşmayı dilemekle başlar ve 28. basamağın son mertebesine kadar uzanır.

Bir diğer hadîsinde de Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki:

“Dünya mel’undur, içindekiler de mel’undur; ancak Allahû Tealâ’yı zikir ve zikrullaha yardımcı olanlarla âlimler ve ilim öğrenenler hariç.” (K: Tirmizî, Zühd 14, hadis no: 2323; İbn Mâce, Zühd 3, hadis no: 4112.)

İşte ihlâsa ulaşan kişi de insanlara Allah’ın hakikatlerini anlatan ve Allah’a davet eden kişidir.

Allahû Tealâ bu kişiye 26. basamakta yerin melekûtunu, 7 kat cehennemi ve zemin kattaki ana dergâhı kalp gözüyle göstermiştir. Daha sonra kişi, 27. basamakta Tövbe-i Nasuh’a davet edilir. Tövbe-i Nasuh’a davet edildikten sonra Allahû Tealâ 7 tane gök katını ve 7 âlemi kalp gözüyle o kişiye gösterir ve kalp kulağıyla onlar hakkında bilgi verir. Böylece varlıklar âleminin son noktası olan Sidretül Münteha’yı da gördüğünde artık o kişi ihlâsı tamamlamıştır.

Peygamber Efendimiz (S.A.V) hikmet sahibi olan bu insanlar için şöyle buyurmaktadır:

“Ancak iki kişiye gıpta edilir: Onlardan biri, Allah’ın kendisine mal verdiği ve Hakk yolunda o malı harcamasına imkân tanınan kişi, diğeri de Allah’ın kendisine hikmet verdiği ve onunla hüküm veren ve onu başkalarına öğreten kişidir.” (K: Buhârî, İlim, 15.)

İhlâsta olan kişi zâlime de mazluma da yardım eden kişidir.

“Peygamber Efendimiz (S.A.V):

‘Zâlime de mazluma da yardım ediniz.’ buyurdular. Bunun üzerine sahâbe: ‘Ey Allah’ın Resûl’ü! Mazluma yardım etmeyi anladık ama zâlime neden yardım edelim? Bunu anlamadık.’ deyince, Peygamber Efendimiz (S.A.V): ‘Zâlime yardım ederseniz zâlimin zulmünü azaltırsınız. Şüphesiz ki bu ona yardım etmektir.’ buyurdular.” (K: Buhârî, Mezâlim 4, İkrâh; Tirmizî, Fiten 68.)

Mazlum, kendisi Allah’a ulaşmayı dilememiştir ama başkasına zulmetmeyendir. Henüz Allah’a ulaşmayı dilememesine rağmen o, zalimler tarafından kendisine zulüm yapıldığı için mazlumdur. Fakat Allah’a ulaşmayı dilemeyip başkalarının da dilemesine mâni olan insan hem kendisine zulmeder hem başkalarına zulmeder; işte o kişi zalimdir. Bu nedenle sahâbe mazlumun durumunu biliyor ama zalime yardım etme konusunu Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e soruyor: “Ya Resûlullah, mazluma yardım etmeyi anladık. Ama zalime (yani kalpleri tab edilen insanlara) yardım nasıl olur?” Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (S.A.V): “Onların da zulmünü azaltırsınız.” buyuruyor.

Peygamber Efendimiz (S.A.V) konumuzun başlangıcında ifade ettiğimiz hadîs-i şerifinde ne diyordu? Diyordu ki:

“İhlâsa ermişlere ne mutlu. Çünkü onlar hidayet meşaleleridir.”

Onlar nasıl hidayet meşalesi olmuşlardır? Daimî zikirle kalpleri 14 kademede müzeyyen olmuştur. Yani onlar yerin ve göğün melekûtuna sahiptirler. Zahirî de batını da görmekte ve bilmektedirler, gayba ulaşmışlardır. Dolayısıyla onlar Allah’ın âyetlerine İlm’el yakîndirler, Ayn’el yakîndirler. Bir tek son sır kalmıştır; o da Allah’ın Zat’ını görmek yani Hakk’ul yakîn sahibi olmaktır. İhlâsa ulaşan herkese salâhın kapısı açıktır.

Allahû Tealâ 28. basamağın 1. kademesinde, ihlâsa ermiş olan bu kişinin bütün günahlarını örter. 2. kademesinde ihlâsa ermiş olan kişiye salâh nurunu verir. 3. kademesinde o kişinin bütün günahlarını sevaba çevirir. 4. kademesinde o kişinin iradesini Allah teslim alır. 5. kademesinde o kişiye Allahû Tealâ Zat’ını gösterir.

Salâh kademesinde olan biten bu hâdiseler, tamamen Allah’ın gerçekleştirdikleridir. İhlâsa ermiş muhlis kulları için Allah bunları gerçekleştirmektedir. Dolayısıyla Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz: “İhlâsa ermişlere ne mutlu. Çünkü onlar hidayet meşaleleridir.” derken bu hakikati dile getirmektedir.

Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) bir başka hadîs-i şerifinde de:

“Allah şüphesiz ki bu dîni nefsinizi ihlâsa ulaştırmanız için var etti.” buyurmaktadır.

Öyleyse hanif fıtratıyla yaratılan kadın-erkek tüm insanlar için ulaşılması gereken hedef ihlâstır.

Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in hadîs-i şerifte zikrettiği hakikati, Kur’ân âyetleriyle mukayese ve muhakeme ederek açıkladığımızda dört dörtlük bir uyum görüyoruz. Nebîler Sultanı (S.A.V), üç kelimelik sözüyle aslında bize insanla Allah arasında Allah’ın dizayn ettiği 28 basamaklık İslâm merdiveninin 27 tane basamağını anlatmaktadır. Hadîste zikredilen üç kelime muhlisler, mutluluk ve hidayet meşalesidir. İhlâs, 27. basamakta gerçekleşen bir olgudur. Safhalar itibarıyla 6. safhadır. 14 asır evvel Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V), sahâbenin hepsini ihlâsa ulaştırmıştır (Hucurât-7). İşte onlar irşada ulaşanlardır, işte onlar ihlâsa ulaşanlardır. İhlâsa ulaşanlarla irşada ulaşanlar aynı basamağı ifade eder.

Allahû Tealâ’nın bütün insanlardan istediği ihlâsa ve irşada ulaşmalarıdır. Çünkü insanların ulaşabileceği yegâne yer ihlâs ve irşaddır. Salâhı Allah gerçekleştirir. O halde Allah’ın hidayet meşaleleri olan muhlisler, insanları hep hidayete davet edeceklerdir. Çünkü dînin omurgası hidayettir.