BEYYİNE - 5 Ve onlar, Allah için hanifler olarak dînde halis kullar olmaktan (nefslerini halis kılmaktan) ve namazı ikame etmekten ve zekâtı vermekten başka bir şeyle emrolunmadılar. İşte kayyum dîn (kıyâmete kadar devam edecek dîn) budur.

BAKARA - 139 De ki: “Allah hakkında bizimle mücâdele mi ediyorsunuz? Ve O, bizim de Rabbimizdir, sizin de Rabbinizdir. Ve, bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz de size aittir. Ve biz, O'na muhlis olanlarız (dîni O’na hâlis kılanlarız).”

HUCURÂT - 7 Ve aranızda Allah’ın Resûl'ü olduğunu biliniz. Eğer işlerin çoğunda size itaat etseydi, mutlaka sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah, size îmânı sevdirdi ve onu kalplerinizde müzeyyen kıldı. Küfrü, fıskı ve isyanı size kerih gösterdi. İşte onlar, onlar irşad olanlardır.

“İhlâsa ermişlere ne mutlu, onlar hidayet meşaleleridir.” (K: İmam Muhammed Bakır (A.S), Biharu’l-Envar, c.52, s.123.)

“Allah’ın kulları arasında bir grup vardır ki onlar ne peygamberdirler ne de şehittirler. Buna rağmen kıyâmet gününde Allah katında makamları yücedir. Bu sebeple peygamberler de şehitler de onlara gıpta ederler.” Orada bulunanlar: ‘Ey Allah’ın Resûl’ü onlar kimlerdir?’ diye sordular. Hz Muhammed (S.A.V) Efendimiz buyurdular ki: “Onlar, aralarında ne kan bağı ne de birbirlerine bağışladıkları bir mal olmadığı halde birbirlerini Allah için sevenlerdir. Allah’a yemin ederim ki onların yüzleri nurdur, onlar bir nur üzeredirler. Herkes korku içindelerken onlar korkmaz, herkes üzülürken onlar üzülmezler.” (K: Ebû Dâvud– Buy’,78) (3527)

“İnsanlardan öyleleri vardır ki onlar hayra anahtar, şerre de kilittirler. Öyleleri de vardır ki şerre anahtar, hayra kilittirler. Allah’ın ellerine hayrın anahtarlarını verdiği kimselere ne mutlu. Allah’ın şerrin anahtarlarını ellerine verdiği kimselere de yazıklar olsun.” (K: İbn-i Mâce, Mukaddime, 19.)

“Ademoğlunun emr-i bi’lma’ruf veya nehy-i ani’l-münker veya Allah’ın zikri hariç bütün sözleri lehine değil, aleyhinedir.” (K: Tirmizî, Buharî, Fasil: Hadis No: 5916.)

“...Ey Rabbimiz ve her şeyin Rabbi! Beni ve ailemi dünya ve âhirette her an Sana ihlâsla bağlı kıl…” (K: Ebû Dâvûd, Vitr, 2.5)

“Dîninde ihlâslı ol...” buyurmuşlardır. (K: Hâkim, IV, 341.)

27. BASAMAK 6. SAFHA İHLÂS MAKAMI

28 basamaklık İslâm merdiveninin 27’nci basamağı İhlâs Makamı’dır, velâyetin 6. kademesidir. Nefsin manevî kalbinin tamamen halis olduğu noktayı ifade eder.

İhlâs deyince insanlar, bunu hep samimiyet olarak değerlendirmişlerdir. “Hadi gelin sizinle ihlâslı bir namaz kılalım.” derler. Ve herkesin ihlâsla namaz kılacağı gibi bir kanıya sahiptirler. İhlâs onlar için bir özelliği gerektirmez. Herkes kalpten bir namaz kılmak istediği zaman, ihlâslı bir namaz kılmıştır onlara göre. Yani o kişi namaz boyunca muhlis olmuştur. Oysaki Kur’ân’daki realite hiç de öyle değildir. Allahû Tealâ Beyyine Suresinin 5. âyet-i kerimesinde ihlâsı farz kılmıştır.

Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki:

Peygamber Efendimiz (S.A.V) bu hadîs-i şerifinde ihlâs makamındaki kişiyi işaret etmektedir.

İhlâs makamı (muhlisler makamı), kişinin irşada müteallik bütün ilimleri almış olduğu noktaya denir. Burada irşad olmak noktasına gelinir. Bütün sahâbe muhlis olmuşladır. İnsanla Allah arasında Allahû Tealâ’nın dizayn ettiği 28 basamaklık İslâm merdiveni boyunca kişi 7 safha ve 4 teslimi yaşar. İhlâs makamı bu 7 safha 4 teslimin içerisinde 6. safhaya tekabül etmektedir. 14 asır evvel Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) ve O’nun yetiştirdiği güzide sahâbesinin hepsi ihlâsa ulaşmışlar ve hepsi birer hidayet meşalesi olmuşlardır. Allahû Tealâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:

Sahâbenin muhlis olmak suretiyle irşad olduğu, Hucurât-7’de açık bir şekilde ifade edilmektedir.

Peygamber Efendimiz (S.A.V) de ihlâsta olan kişiler için şöyle buyurmaktadır:

İhlâsı gerçekleştiren bir insanın nefsinin kalbinde hiçbir afet kalmamıştır Nefsinin kalbindeki bütün afetler yok olmuş; ruhunun hasletleri onların yerini almıştır. Böylece bir insan için söz konusu olan şey; Allahû Tealâ’nın indindeki bütün güzellikleri yaşamaktır. İhlâstaki bir kişinin amelinin tamamı Allah içindir. O kişi hadîs-i şerifte ifade edildiği gibi hayrın anahtarı, şerrin de kilididir.

Peygamber Efendimiz (S.A.V) bir diğer hadîs-i şerifinde de şöyle buyurmuşlardır:

İhlâsa ulaşan kişi aynı zamanda emr-i bil ma’rûf ve nehy-i anil münker yapan kişidir. Sadece iyiliği emreder ve kötülükten men ederler. Bu noktaya ulaşan kişi için artık Tövbe-i Nasuh’a davet edilip tövbe ettikten sonra salâha ulaşmaktan başka bir hedef yoktur. Kişi, velâyetin sondan bir evvelki kademesine ulaşmıştır. İhlâs makamı da salâh makamı da kâmil insanın makamıdır. Ama insan-ı kâmil dediğimiz aslî unsur, bir insanın kemâl derecelerinin sonuna ulaşması, ihlâs makamının sonunda gerçekleşir. Tövbe-i Nasuh’u gerçekleştirmekle oluşur. İhlâs makamı öğrenenlerin son makamıdır. Salâh makamı; öğretenlerin ilk ve son makamıdır.

Zeyd b. Erkam (R.A.), Hz. Peygamber (S.A.V)’in namazının ardından şöyle dua ettiğini nakletmiştir:

Peygamber Efendimiz (S.A.V) bir diğer hadîsinde de: