NİSÂ - 103 Böylece namazı bitirdiğiniz zaman, artık ayaktayken, otururken ve yan üstü iken (yatarken), (devamlı) Allah'ı zikredin! Daha sonra güvenliğe kavuştuğunuz zaman, namazı erkânıyla kılın. Muhakkak ki namaz, mü'minlerin üzerine, "vakitleri belirlenmiş bir farz" olmuştur.

ÂLİ İMRÂN - 190 Muhakkak ki, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ardarda gelişinde, ulûl elbab için elbette âyetler (deliller) vardır.

ÂLİ İMRÂN - 191 Onlar (ulûl elbab, lüblerin, Allah'ın sır hazinelerinin sahipleri), ayaktayken, otururken, yan üstü yatarken (daima) Allah'ı zikrederler. Ve göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler (ve derler ki): "Ey Rabbimiz! Sen bunları bâtıl olarak (boşuna) yaratmadın. Sen Subhan'sın, artık bizi ateşin azabından koru.

ANKEBÛT - 45 Kitaptan sana vahyedilen şeyi oku ve salâtı ikâme et (namazı kıl). Muhakkak ki salât (namaz), fuhuştan ve münkerden nehyeder (men eder). Ve Allah’ı zikretmek mutlaka en büyüktür. Ve Allah, yaptığınız şeyleri bilir.

TÂHÂ - 14 Muhakkak ki Ben, Ben Allah’ım. Benden başka İlâh yoktur. Öyleyse Bana kul ol ve Beni zikretmek için namazı ikame et!

“Kim bir yere oturur orada zikretmezse zikretmeden kalkar ise Allah’tan ona bir noksanlık vardır. Kim bir yere yatar, orada Allah’ı zikretmezse ona Allah’tan bir noksanlık vardır. Kim bir müddet yürür ve bu esnada Allahû Tealâ’yı zikretmezse Allah’tan ona bir noksanlık vardır.” (K: Ebu Dâvud-No:2319), (K: Ebû Dâvud, Edeb 31, 107, hadis no: 4856, 5059.)

“Size Allah’ı çok zikretmenizi emrediyorum. Peşine düşman düşen bir kimse nasıl bir kaleye sığınarak ondan kurtulursa kul da şeytandan ancak Allah’ın zikri ile kurtulur.” (K: Tirmizî, Hakim.)

“Hemen onlara koşun, onları bana getirin.” Ve onlara diyor ki: “Allah’a en yakın olan Allah’ın peygamberi benim ama hiç sizin yaptığınız gibi devamlı oruç tutmuyorum. Devamlı oruç tutan oruç tutmamış gibidir. Ben sizin söylediğiniz gibi hiç evlenmeyeceğim demiyorum. Evlilik benim sünnetimdir. Benim sünnetimden yüz çeviren benden değildir. Ben sizin gibi daimî namaz kılmıyorum. Allahû Tealâ’nın emrettiği namaz 7 vakit namaz, onu kılıyorum. Dolayısıyla hadleri aşmayın. Sünnete uymanız sizi çok daha fazla Allah’a yaklaştırır.”

26. BASAMAK 5. SAFHA Ulûl’elbab Makamı Nefsin Allah’a Teslimi

Kur’ân’daki İslâm’ın 26. basamağı Ulûl’elbab Makamı’dır, velâyetin 5. kademesidir. Kişinin nefsini tamamen afetlerden temizleyerek Allah’a teslim olduğu noktayı ifade eder. Nefsin tesliminin temel şartı daimî zikirdir. Daimî zikre ulaşmadıkça hiç kimse nefsini Allahû Tealâ’ya teslim edemez. Daimî zikre ulaşıldığı noktada nefs Allah’ın bütün emirlerine itaat eden, yasak ettiği hiçbir fiili işlemeyen bir yapıya sahip olur. Böylece 3 tane vücut da Allah’a teslim olmuştur. Ama bu sefer irade emanet olmuştur. Daimî zikre ulaşan bir insanın geri dönüşü (fıska düşmesi) mümkün değildir.

Daimî zikre ulaşmak farzdır.

İşte her kim Allahû Tealâ’nın daimî zikir emrini yerine getirmişse onlar ulûl’elbab olanlardır.

Allahû Tealâ buyuruyor ki:

Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) bir hadîs-i şerifinde şöyle buyurmaktadır:

Sözü geçen hadîsimizi Kur’ân âyetleriyle karşılaştırdığımız zaman Nisâ Suresinin 103. âyet-i kerimesiyle birebir uyumlu olduğunu görürüz. Allahû Tealâ bu âyet-i kerimede otururken de ayaktayken de yan üstü yatarken de zikretmemizi emretmiştir. İnsan için bir dördüncü hâl mevcut değildir. Öyleyse 24 saat zikretmek hepimizin üzerine farzdır.

Nefsin manevî kalbinde başlangıç noktasında afetlerden kaynaklanan zifirî bir karanlık vardır. Bozuk olan kalbin ıslâhı için nefs tezkiyesi söz konusudur. Bütün şerr talepler nefsin afetlerinden kaynaklanır. Zikirle günbegün kalbimiz nurlanır, aydınlanır. Emmare, Levvame, Mülhime, Mutmainne, Radiye, Mardiyye, Tezkiye kademelerini bir bir geçerken buna paralel olarak emanet olan ruh da 7 tane gök katında yükselir ve Allah’ın Zat’ına ulaşır. Fizik vücut ise Allah’a kul olur. Nefs de tezkiye olur. Nefsin tezkiye olması nefsin manevî kalbinin %51 nurlanması demektir. Bu aynı zamanda dünya saadetinin de yarı yarıya gerçekleşmesi anlamına gelir. Dünya saadetinin tamamı ise nefsin tasfiyesi yani kalbin tamamen afetlerden temizlenmesiyle gerçekleşir. Kişi zikrini arttırarak önce fizik vücut teslimini, sonra da daimî zikre ulaşarak nefsin teslimini gerçekleştirir.

O halde görüyoruz ki âyet-i kerimedeki “Otururken Allah’ı zikredin.” ifadesi ile hadîs-i şerifteki “Kim bir yere oturduğunda Allah’ı zikretmezse Allah’tan ona bir noksanlık vardır.” ifadesi birbiriyle yüzde yüz uyumludur. Daimî zikir bize farz kılınmasına rağmen, kişi bu farzı yerine getirmiyor ve oturduğu yerde Allahû Tealâ’yı zikretmiyorsa o zaman zikretmediği her saniye için derecat kaybedecektir. Resûlullah (S.A.V) Efendimiz de hadîs-i şerifinde bunu bir noksanlık olarak tarif etmiştir.

Yatarken ve yürürken de Allahû Tealâ zikri farz kıldığı için, yatarken ve yürürken zikretmeyen kişi de derecat kaybındadır. O halde Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in hadîs-i şerifindeki: “Kim bir yere yatar; orada Allah’ı zikretmezse ona yine bir noksanlık vardır, derecat kaybeder. Kim bir müddet yürür; o esnada Allah’ı zikretmezse Allah’tan ona yine bir noksanlık vardır, yine derecat kaybeder.” ifadesi de Nisâ Suresinin 103. âyet-i kerimesiyle tam bir uyum içerisindedir.

Peygamber Efendimiz (S.A.V) bir diğer hadîs-i şerifinde de şöyle buyurmuşlardır:

Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’de en büyük ibadetin zikir olduğunu ifade etmektedir.

Günümüz İslâm tatbikatında insanlar diyorlar ki: “Biz de Kur’ân okuyoruz, zikrediyoruz.” Gerçekten Kur’ân-ı Kerim tilâveti Ankebût-45’te belirtildiği gibi bir zikirdir. Allah’ın tayin etiği mürşidi hacet namazıyla Allah’tan sormamız da bir zikirdir.

Ama Ankebût-45’e göre zikirlerin sultanı “Allah” isminin tekrarı ile yapılan kalp zikridir.

Ne Kur’ân tilâvetindeki zikir ne de namazdaki zikir hiçbir zaman daimî hüviyette değildir. Nisâ Suresinin 103. âyet-i kerimesine baktığımız zaman: “Namaz müminler üzerine vakitleri belli bir farzdır.” buyurulmaktadır. Yani maksimum 7 vakit namaz kılabiliriz. Ölçüyü Allahû Tealâ belirlemiştir, üstüne-altına taşmak mümkün değildir.

Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in döneminde Arap bedevîlerden bir grup İslâm’ı öğrenmek üzere geliyorlar. Ama o sırada Resûlullah’ı göremiyorlar. Sahâbeden öğrendikleri İslâm’la öyle kararlar alıyorlar ki birisi: “Ben devamlı namaz kılacağım.” diyor. Öbürü: “Ben hiç evlenmeyeceğim.” diyor. Bir diğeri: “Ben devamlı oruç tutacağım.” diyor ve bunlar ayrıldıklarında sahâbe Resûlullah’a durumu aktarıyorlar.

Resûlullah diyor ki:

Allahû Tealâ’nın bizler için seçtiği Hanif dîni, Arapça adıyla İslâm 7 safhadan oluşmaktadır. Bu 7 safhanın 7’sini de her noktada geçebilmek, irade tesliminden sonra Allah tarafından irşada memur ve mezun kılınabilmek, ancak zikirle mümkündür.