Kim Rahmân’ın Zikrinden Yüz Çevirirse Şeytan Ona Musallat Olur.

Allahû Tealâ Zuhrûf Suresinin 36. âyet-i kerimesinde: “Kim Rahmân’ın zikrinden göz yumarsa Biz, ona şeytanı musallat ederiz.” ifadesiyle, iblisin yegâne gayesinin insanları zikirden alıkoymak olduğunu net olarak açıklamaktadır.

ZUHRÛF - 36 Ve kim Rahmân’ın zikrinden yüz çevirirse, şeytanı ona musallat ederiz. Böylece o (şeytan), onun yakın arkadaşı olur.

Burada ifade edilen zikir Kur’ân-ı Kerim de olabilir; “Allah” isminin kalpte tekrarı da olabilir. İblisin gayesi insanları kesin olarak bu iki zikirden de alıkoymaktır. Çünkü iblis, insanları Kur’ân’dan alıkoyarak mürşide ve ıslâh edici amellere ulaşmalarına da mâni olacaktır.

Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki:

“Allah’ı zikretmeksizin çok konuşmayın. Allah’ın zikri dışında çok söz söylemek kalbi katılaştırır. Katı kalpli olanların ise Allah’tan en uzak kimseler olduğunda şüphe yoktur.” (K: Tirmizî, Zühd, 62.)

Allahû Tealâ Mucâdele-19’da şeytanın taraftarlarının kimler olduğunu açıklamaktadır.

MUCÂDELE - 19 Şeytan onları kuşattı. Böylece Allah’ın zikrini onlara unutturdu. İşte onlar, şeytanın taraftarlarıdır. Şeytanın taraftarları, gerçekten hüsranda olanlar, onlar değil mi?

İblis, insanlara önce Kur’ân zikrini unutturur ve insanları zikirden, namazdan alıkoyar. Özellikle de Allah’a ulaşmayı dilemekten alıkoyar. Çünkü kişi Allah’a ulaşmayı dilemezse ne yaparsa yapsın; ne İslâm’ın 5 şartı ne zikir ne de başka ameller ona fayda verebilir. Allahû Tealâ, tebliğe muhatap olduktan sonra Allah’a ulaşmayı dilemeyen kişinin hassalarına engeller koyar. Kişi artık âyetleri idrak edemez. Tebliğciye karşı çıkarsa uzuvlarına da engeller konulur. Eğer bu kişi daha da öteye giderse o zaman da fesat çıkaran birisi olur ve Allah onun kalbini tab eder. Artık bu kişinin kurtuluş imkânı kalmaz.

Kişi, “Âhiret benim için dünya hayatından hayırlıdır.” diyerek Allah’a ulaşmayı dilerse Allahû Tealâ verdiği söz gereğince, bu dileğin sahibinin ruhunu Kendisine ulaştırır ve kişi ermiş evliyadan olur. Her ne kadar kişi kendisi ruhunu Allah’a ulaştırmış gibi görünse de aslında hepsini gerçekleştiren Allah’tır. Kula ait olan sadece serbest iradenin bir dileğidir. Kişi Allah’a ulaşmayı dilediği an Allah ona zikri sevdirir; velî nimeti olan mürşidine ulaştırır; nefsini tezkiye eder; ruhunu Kendisine ulaştırarak dünya saadetinin yarısını ve 3. kat cenneti ikram eder. Bunların hepsi bir insanın sadece Allah’a ulaşmayı dilemesi karşılığında Allahû Tealâ tarafından ikram edilir. Allahû Tealâ 3-4 saatlik bir zikirle kişinin ruhunu Kendisine ulaştırır. Çünkü kişi bu dileğin sahibi olduğu zaman Allah, insanın dış düşmanı olan şeytanın o kişi üzerindeki negatif tesirini sıfırlar. Allah’ın vasıta emirleri sevdirmesiyle içteki düşman olan nefs de Allah’ın emir ve yasaklarına %100 itaat eder. Allahû Tealâ sonsuz ilmi ile koruyucu bir fanus içerisinde kişiyi Kendisine ulaştırır.

Allahû Tealâ’nın verdiği söz, kişinin ruhunu Kendisine ulaştırmasına kadardır. Bundan sonra Allahû Tealâ koruyucu kalkanı kaldırır ve iblis, ermiş evliyayı tekrar kendi saflarına çekebilmek için “Allah” isminin kalpte tekrarı olan zikri unutturmaya çalışır. Münâfıkların durumu da bu şekilde ortaya çıkmaktadır. Allahû Tealâ bu güzellikleri, ikramları 6-7 aylık bir süre içerisinde sadece kişinin basit bir talebine bağlı olarak bahşetmişken zikirden yüz çevirerek, zikri arttırmamak en büyük hatadır. Zikir yoksa hiçbir şey yoktur. Münâfıklardan olmak istemeyen kişi mutlaka Allah’ı çok zikretmelidir ve mutlak surette her gün kendisini “Ben bugün ne kadar zikir yaptım?” diyerek hesaba çekmelidir.