24. BASAMAK ZÜHD MAKAMI

İslâm merdivenin 24’üncü basamağı Zühd Makamı’dır, velâyetin 3. kademesidir

Kur’ân-ı Kerim’de zühd, negatif ve pozitif olarak iki ayrı muhteva taşımaktadır. Negatif zühd Yûsuf Suresinin 20. âyet-i kerimesinde ifade edilmiştir.

Yusuf’un kardeşleri için Allahû Tealâ buyuruyor ki:

YÛSUF - 20 Ve onu (Yusuf’u), az bir fiyatla, birkaç dirheme sattılar. Çünkü; ona karşı zahidlerden idiler.

“Onlar, Yusuf’u birkaç dirheme sattılar. Onlar Yusuf’a karşı zâhiddiler. Ona değer vermiyorlardı.”

Bu âyette negatif zühdden bahsedilmektedir. Ne zaman bir şeye değer vermezseniz, onun karşıtı olan şeye değer veriyorsunuz demektir. Bu bir ispat vasıtasıdır. Her kim dünyaya değil de Allah’a değer veriyorsa o kişi pozitif zühdün sahibidir.

Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki:

“Zâhid olmak (dünyaya rağbet etmemek), kişinin helâl olan şeyleri kendisine haram kılması veya malını dağıtıp tüketmesi demek değildir. Bilakis zâhid olmak, elinde olan şeylere Allah katında olanlardan daha fazla güvenmemek demektir.” (K: İbn Mâce, Zühd, 1.)

Ebû Zerr (R.A) anlatıyor: “Resûlullah (S.A.V) Efendimiz buyurdular ki:

“Dünyada zâhidlik, helal olanı haram etmek veya malı ziyan etmekle olmaz. Gerçek zâhidlik, Allah’ın elinde olana kendi elinde olandan daha çok güvenmen ve bir musîbete düştüğün zaman getireceği sevabı sebebiyle, onun devamına rağbet göstermendir.” (K: Tirmizi, Zühd 29, (2341); İbnu Mace, Zühd 1), (4100).

Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V), her iki hadîs-i şerifinde de kişinin dünyaya değil de Allah’a değer verdiği noktaya işaret etmektedir. Kim Allah’a ulaşmayı diler de mürşidine tâbî olursa o kişi zühd yolunda ilk adımını atmış demektir.

Zühd, kişi için son derece önemli bir merhaledir. Çünkü zühd olmadan hiç kimse fizik vücudunu Allahû Tealâ’ya teslim edemez. Fizik vücudun teslimi bu makamdan sonra gerçekleşir. Zühd makamı zâhidlerin makamıdır yani zühd sahiplerinin makamıdır ve işareti günün yarısından daha fazla Allahû Tealâ’yı zikretmektir.

Meseleye zikir açısından bakarsak: Günün yarısından daha fazlasını zikirle geçiren bir kişi zikre önem veren, zikirsizliğe karşı zâhid olan bir kişidir. Her kim günde 12 saatten fazla zikrediyorsa ve bunu her gün devamlı olarak gerçekleştirebiliyorsa bu kişi zühd makamının sahibidir.

Kişinin Allah’a olan sevgisi 24 saatlik bir zaman parçasında zikrinin yüzdesi kadardır. Allah’ın sevgisi de kişinin zikir seviyesine bağımlıdır. Allah’ın en çok sevdikleri daimî zikirde olanlardır.

Peygamber Efendimiz (S.A.V) bir hadîs-i şerifinde şöyle buyurmaktadır:

“Kim Allah’ı çok zikrederse münâfıklıktan uzak olur. Münâfıklar size: ‘Gösteriş için yapıyorsunuz.’ diyecekleri kadar çok ama çok Allah’ı zikrediniz. Kim Allah’ı çok zikretmezse o, îmândan uzaklaşır.” (K: Câmius Sağir, c. 3, No: 3593; Câmius Sağîr, I, 138, Hadis No: 903; Râmuz, No: 5060.)

Peygamber Efendimiz (S.A.V) bu hadîs-i şerifinde kişinin zâhid olduğu 24. basamağı işaret etmiştir. İslâm’ın 24. basamağı olan zühd makamı, kişinin zikrinin günün yarısından fazlasına ulaştığı noktayı ifade eder. Kişi bu noktada Allah’a zühdünü ispat etmiştir ki artık o, dünyaya değer veren biri olmaktan çıkmıştır.

Allah’a ulaşmayı dilemek ve zikir Kur’ân-ı Kerim’in hükmüdür. İnsanlar için ezelî düşman olan iblisin hedefi insanları zikirden alıkoymaktadır. Münâfıklıktan kurtulabilmek için kişinin zikrini mutlaka arttırması lâzımdır ki iblis ona yaklaşamasın. Allahû Tealâ günün yarısından az zikirle ruhumuzu Kendisine ulaştırır fakat münâfıklar bundan çok daha az zikrederler. Bu insanlar tembel tembel namaza gelirler; içlerinden hiçbir zaman zikir yapmak gelmez. Kişi şeytanın iç dünyasına verdiği vesveseler ile tembelliği tercih ederek, yozlaşarak bir müddet sonra iblise bağlanmak istemiyorsa yapacağı tek şey hadîs-i şerifte beyan edildiği gibi Allah’ı çok zikretmektir.

Kalp, “Allah” isminin tekrar edildiği yerdir. Kişiyi Allah’ın emirlerine isyana ve yasak ettiği fiilleri işlemeye götüren afetlerin bütünü ise nefsin manevî kalbindedir. Şeytan da bu afetlere %100 tesir etme imkânının sahibidir. Allahû Tealâ insanlara zikirle bu afetleri kalpten tamamen temizlemelerini ve yerine ruhun hasletleri olan 19 tane faziletin yerleşmesini emretmektedir. Kişinin insan-ı kâmil olması böyle gerçekleşecektir. İblisin boyunduruğundan kurtulabilmenin yegâne şartı zikirdir.

Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki:

“Allah’ın yanında derecesi yüksek olanlar, Allah’ı çok zikreden kadın ve erkeklerdir.” (K: Sahîh-i Müslim, Cild 8, Hadîs No: 4 (2676), s. 163.)

Her şeyden evvel Allahû Tealâ’nın indirdiği Kur’ân-ı Kerim zikirdir. Allahû Tealâ Hicr Suresinin 9. âyet-i kerimesinde şöyle buyurmaktadır:

HİCR - 9 Muhakkak ki zikri (Kur'ân-ı Kerim’i), Biz indirdik. O'nun koruyucuları (da) mutlaka Biziz.

Zikir yapan her insan için iblisin tesirinden kurtulmak söz konusu değildir. Bir insanın yaptığı zikrin kalbini tezkiye ve tasfiye edebilmesi için âmenû olması lâzımdır. Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’de âmenû olmanın farziyetine işaret buyurmaktadır. Âmenû olmak için Allah’a ulaşmayı dilemek gerekir. Kişi sabahtan akşama kadar zikretse dahi, Allah’a ulaşmayı dilemedikçe o zikrin ona faydası olmaz. Allahû Tealâ bu durumdaki insanları Zumer Suresinin 22. âyet-i kerimesinde ifade etmektedir.

ZUMER - 22 Allah kimin göğsünü İslâm için (Allah’a teslim için) yarmışsa artık o, Rabbinden bir nur üzere olur, değil mi? Allah’ın zikrinden kalpleri kasiyet bağlayanların vay haline! İşte onlar, apaçık dalâlet içindedirler.

Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin kalpleri Allah’ın zikriyle katılaşır. Allah’a ulaşmayı dilemedikleri gibi başkalarının dilemesine de mâni olan bu insanlar, Kur’ân-ı Kerim’de katilden daha büyük bir fitnenin elebaşları olarak ifade edilmektedir. Kendilerini hidayette zannederler, zikrederler ama bu zikir onları Allah’ın nuruna ulaştırmak yerine kalplerini katılaştırır. Bu insanlar kalben Allah’a ulaşmayı dilemedikleri için yaptıkları zikir onlara fayda vermez. Allah’a ulaşmayı kalben dilemiş olsalardı, Allahû Tealâ 7 furkan ve 12 tane ihsan vererek onları mürşidlerine ulaştıracaktı. Mürşide tâbiiyetle nefs tezkiyesi ve tasfiyesine başlayacaklardı.

Peygamber Efendimiz (S.A.V):

“Ölüp de pişmanlık duymayacak hiçbir kimse yoktur.” buyurunca, ashâbı: “O pişmanlık nedir Ya Resûlullah?” diye sordular. Peygamber Efendimiz (S.A.V): “(Ölen), muhsin (ihsan sahibi, hayır ehli, sâlih) bir kişi ise bu hâlini daha fazla artıramamış olduğuna; şayet kötü bir kişi ise kötülükten vazgeçerek hâlini ıslâh etmediğine pişman olacaktır.” cevabını vermişlerdir. (K: Tirmizî, Zühd, 59/2403.)

İnsanları en zirve noktaya (7 safha-4 teslime) ulaştıracak, Allah’a yaklaştıracak bir tek vasıta emir vardır. Bu vasıta emir, Allah’a ulaşmayı dileyip Allahû Tealâ’nın tayin ettiği mürşide tâbî olduktan sonra yapılan zikirdir. Bu noktadaki zikir, nefsi ıslâh edici ameldir.

İnsanoğlunun iç düşmanı olan nefs, 19 tane afetle mücehhezdir ve Nefs, insanın berzah âlemine ait olan vücududur. Allahû Tealâ insanoğluna nefsi karanlıklarla mücehhez olarak vermiştir; bu nefsi tezkiye ve tasfiye etme (temizleme) görevini de insana vermiştir. İblis, insanların içindeki nefsi maşa gibi kullanarak bütün insanları kendisiyle birlikte cehenneme götürmeye çalışmaktadır. Bizim yapmamız gereken şey, Allah’a ulaşmayı dileyip 12 ihsanla mürşidimize tâbî olmaktır. Ancak mürşidine tâbî olan kişinin yaptığı zikir kendisine fayda sağlayacaktır. Mürşide tâbî olanlar, gündüz olduğu kadar gecelerini de Allah’ı zikrederek geçirenlerdir.

Peygamber Efendimiz (S.A.V) bu istikamette şöyle buyurmuşlardır:

“Size geceleyin kalkmayı tavsiye ederim. Çünkü o, sizden önce yaşayan sâlihlerin âdetidir; Rabbinize yakınlık vesilesidir; günahlardan koruyucudur; kötülüklere kefârettir; bedenden hastalığı kovucudur.” (K: Tirmizî, Da’avât 112, (3543, 3544.)