Sıratı Mustakîm Nedir?
Sıratı Mustakîm: İstikamet üzere olan bir yol demektir; Allah’a doğru istikametlenmiş, Allah’a ulaştıran bir yoldur. Fakat ne yazık ki günümüzde hidayet kavramı gibi, Sıratı Mustakîm kavramı da doğru yol olarak ifade edilmiş, böylelikle Allahû Tealâ’nın farz emri olan insan ruhunun Allah’a ulaşması yok edilmiştir.
HİCR - 41 Allahû Tealâ şöyle buyurdu: “İşte bu, Bana yönlendirilmiş (Bana ulaştıran) yoldur.”
EN'ÂM - 87 Ve onların babalarından, zürriyetlerinden (nesillerinden) ve kardeşlerinden onları seçtik. Ve onları Sıratı Mustakîm'e (Allah'a ruhu ulaştıran yola) hidayet ettik (ulaştırdık).
EN'ÂM - 88 İşte bu Allah’ın hidayetidir. Kullarından dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve eğer şirk koşsalardı, elbette yapmış oldukları şeyler heba olurdu (boşa giderdi).
Allah’a ulaşmayı dileyen kişi, mürşidinin önünde tövbe ettiği gün ruhu vücudundan ayrılıp Allah’a doğru Sıratı Mustakîm üzerinden seyr-i sülûk adlı bir yola çıkar. Kişinin zikrine paralel olarak nefsi her %7 fazl birikiminde emmare, levvame, mülhime, mutmainne, radiye, mardiyye ve tezkiye kademelerini birer birer aşarken ruh da her %7 nur birikiminde bir gök katı aşacaktır. 7. kattaki 7 âlemi de geçen ruh, Sidretül Münteha’dan Allah’ın Zat’ına ulaşır ve Allah’ın Zat’ında ifnâ olur (yok olur).
Nefs, emmare kademesinde temizlenmedikçe ruhun zemin kattan 1. kata yükselmesi mümkün değildir. Levvame kademesinde temizlenmedikçe ruhun 2. kata yükselmesi mümkün değildir. Böylece nefsimiz mülhime, mutmainne, radiye, mardiyye ve tezkiye kademelerinde aklanırken ruh da 7 katlık yolculuğunu tamamlayacaktır. Bu yolun bütünü Sıratı Mustakîm’dir. Ama zemin kattan 7. kata kadar olan yol, Sıratı Mustakîm isminin yanında bir başka isim daha taşır; Tarîki Mustakîm.
MU'MİNÛN - 17 Ve andolsun ki Biz, sizin üzerinizde 7 yol yarattık ve Biz, yaratmaktan gâfil değiliz.
Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki:
“Kul olmak, duanın kabul edilerek ruhunun yükselerek Allah’a ulaşmasıdır.” (Tirmizi, Da’vat, 112.)
Hadîs-i şerifte ifade edildiği gibi, ruhun Allah’a ulaşması için kişinin mutlak surette bir dileğin sahibi olması gerekir. Ancak bu dileğin sahibi olanlar Allah’a ruhlarını ulaştırarak evvâb (ruhu Allah’a ulaşmış) kul olurlar.
Allahû Tealâ buyuruyor ki:
RA'D - 20 Onlar, Allah’ın ahdini ifa ederler (ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini Allah’a teslim ederler). Ve misaklerini (diğer teslimlerle birlikte iradelerini de Allah’a teslim edeceklerine dair misaklerini) bozmazlar.
RA'D - 21 Ve onlar Allah’ın (ölümden evvel), Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O’na (Allah’a) ulaştırırlar. Ve Rab’lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.
RA'D - 22 Onlar, sabırla Rab’lerinin Vechini (Zat’ını, Zat’a ulaşmayı ve Allah’ın Zat’ını görmeyi) dileyenler ve namazı ikame edenler, onları rızıklandırdığımız şeylerden gizli ve açıkça infâk edenlerdir. Ve seyyiati, hasenat ile (iyilikle) savan kimselerdir. İşte onlar için, bu dünyanın (güzel bir) akıbeti (sonucu) vardır.
Allahû Tealâ Ra’d-20, 21 ve 22’de buyuruyor ki: “Onlar Allah ile olan ahdlerinin hepsini yerine getirirler. Ve özellikle misaklerini (ruhlarının Allah’a verdiği, fizik vücut ölmeden evvel Allah’a ulaşma konusundaki misaklerini) yerine getirirler, ifa ederler. Ve bu misaklerini bozmazlar.”
Ne yaparlar? “Ve onlar, Allah’ın Allah’a ulaştırılmasını emrettiği ruhlarını O’na (Allah’a) ulaştırırlar. Ve cehennem azabından, kötü hesaptan korkarlar. Ve Rab’lerine karşı huşû duyarlar. Ve onlar, Allah’ın Zat’ına ulaşmayı sabırla dileyenlerdir.”